yata_anbaba_sa_d_nurs__470.jpg

Yatağanbaba, Said Nursi’nin “Besmele” ile ilgili “iki sözünün de yanlış olduğunu”, Matematik ve Ayet’le ispatlayan bir makale yayınladı.

 

Uzun yıllardır tanıştığım ve “birbirimizi kızdırmaktan çok hoşlandığımız” bir arkadaşım, birgün tutturdu “illa ki bu akşamki Nurcu Toplantısı’na sen de gel” diye… “Yok olmaz” falan desem de çok ısrar etti ben de “tamam gidelim” dedim!

 

 

> HER HAFTA BAŞKA EVDE TOPLANIYORLARMIŞ!

 

Akşam toplantıya katılacaklardan 5 kişi daha geldi ve arkadaşımla ben de onlara katıldık, bir arabaya 7 kişi doluştuk… Araba Denizli içinde belki bir saat tur attı sonra da bir apartmanın önünde durdu. Öğrendim ki, her hafta başka bir evde toplanıyorlarmış… O kadar çok dolaştı ki, akşam karanlığı da çöktüğünden Denizli’nin hangi semtine geldiğimizi bile bilemedim…

 

Arabadan indik, diğer 5 kişi önde arkadaşım ve ben arkada apartmana doğru yürüyoruz. Yürürken arkadaşım bacağımı cimdikleyip kulağıma “sakın Hoca’ya karşı gelme, lafa girme” dedi… “Tamam” dedim… Fakat daha beş adım atmamıştık ki arkadaşım gene aynı uyarıyı yaptı ben de gene “tamam” dedim… Merdivenlerden çıkarken de gene bacağımı cimdikleyip “sakın Hoca’ya karşı gelme, sesini çıkarma” deyince tepem attı ve “ulan o zaman beni buraya niye getirdin, sen benim susmayacağımı bilmiyor musun, madem Hoca’dan bu kadar korkuyorsun o zaman belânı mı arıyorsun da beni de getiriyorsun” diye çıkıştım…

 

İçeri girdik, odaya “u şeklinde” oturmuşlar. Tamamı da erkek… Biraz sonra “Hocaları” da geldi… Temiz giyimli, temiz yüzlü ve bizden bir-kaç yaş ancak büyük birisi… Hoca u şeklindeki oturma düzeninin tam ortasına oturdu… Sağ tarafını da sol tarafını da böylece çok rahat görebiliyordu…

 

 

> TARİKAT ve CEMAATLERE GİRENLERİN
   İŞLERİ NEDEN ve NASIL ARTIYOR!

 

Hoca “aramızda yeni arkadaşlar görüyorum, onun için önce bir tanışalım” dedi… İfadeyi “çoğul” kullandı ama “yeni arkadaş” sadece bendim! Karşımdaki sıranın en başında olan kişi kendini tanıtmaya başladı, sonra onun yanındaki, sonra onun yanındaki kendini tanıttı… Kendisini tanıtanlar “adım şu soyadım şu, şu işi yapıyorum, falan yerde de iş yerim var” diye tanıtıyordu… Ben buna bir anlam veremedim “neden bu kadar detaylı tanıtıyorlar kendilerini” diye… Sıra bana gelince beni oraya getiren arkadaşımın adını söyleyip “adım Murat falancanın arkadaşıyım” dedim ve sözü arkadaşıma bıraktım. Arkadaşım da aynen diğerleri gibi “adım şu soyadım şu, şu işi yapıyorum ve işyerim de falan yerde” diye uzuuun bir tanıtım yaptı… Sonradan öğrendim ki, bunlar bu şekilde kendilerini, işlerini ve işyerilerini tanıtıyorlar ve de birbirlerinden alış-veriş ediyorlar… Aynı malı bir başkası da satsa ona değil, toplantılarına katılanların işyerinden alış-verişi yapıyorlar. Hani bu tarikat ve cemaatlere girenler “falan tarikat ve cemaate girdim Allah’ın izni ile işlerim birden arttı” diyorlar ya, işte hikmeti bu… Yani “birbirlerinden alış-veriş etmeleri”…

 

 

> NURCU HOCA’DAN YATAĞANBABA’YA: 
   BİLGİNİZDEN FAYDALANMAK İSTERİZ!

 

Sonra Hocaları önüne bir kitap açtı, okuyup okuyup anlattı, okuyup okuyup anlattı… Okuyup-anlattığı kitap Said Nursi’nin Kitabı… Sonra anlatmayı bitirdi ve çay molası verildi… Hoca anlatırken arkadaşım sürekli olarak diğerlerine çaktırmadan belli aralıklarla bacağımı cimdikliyor ve “sakın ses çıkarma” demeye devam ediyordu… Hoca anlatırken de mola verildiğinde de odadaki 22-23 kişi sürekli olarak bana bakıyordu… Hepsi bana bakarken ben de onlara baktığımda ise gözlerini kaçırıyorlar sağlarına-sollarına ve önlerine-tavana bakmaya başlıyorlardı… Bu böyle olunca Hocalar’ı mecburiyetten bana döndü ve çay molasında şunu söyledi: “Murat Bey, sizin “kitaplarınız” var değil mi? “Evet” dedim! Hocaları devam etti “bildiklerinizden faydalanmak isteriz…”

 

Odadakilerin ve Hocaları’nın ilgisi tamamen benim üstüme odaklanınca ve de Hocalar’ı “bilginizden faydalanmak isteriz” deyince, arabada, apartmana çıkarken ve de Hoca konuşurken sürekli bacağımı cimdikleyip “sakın Hoca’ya ses çıkarma” diye kulağıma fısıldayıp-duran arkadaşım, birden bire yüksek bir sesle ve de hafiften kasılarak “zaten ben de Murat Bey’i bunun için davet ettim, kendisi bu konularda çok araştıran ve çok farklı boyutlardan konulara yaklaşan çok bilgili bir arkadaşımızdır” dedi… Arkadaşıma “ulan hıyar, iki saattir ‘konuşma’ diye cimdikleye cimdikleye bacağımı morartan sen değil misin” der gibi baktım, “caktırma” der gibi bana ve Hocası’na gülümsedi…

 

Hocaları’na “peki” dedim ve başladım “bilgimi paylaşmaya”…

 

 

> BESMELE KUR’AN’IN 114 DEĞİL,
   113 SURESİ’NİN BAŞINDA VAR!

 

Benimle konuşup-sohbet edenler bilirler, konulara sürekli tersten girer ve kriz çıkartırım, böylece dinleyenlerin tamamı konsantre olmuş şekilde dinler ve konuyu takip ederler… Bu toplatıya ilk defa katıldığımdan “Said Nursi yanlış yazmış” demedim, nezakete uymayacak, onun yerine “bu kitap yanlış yazıyor” dedim… Odada “buz gibi bir hava” esti… Araya kimsenin girmesine izin vermeden devam ettim… Hocaları’na dedim ki, “siz az önce bu kitabı okurken, ‘besmele Kur’an’daki 114 surenin başına konmak suretiyle’ mealinde bir yer okudunuz, orayı açın ve tekrar okuyun herkes duysun” dedim, Hocaları açtı ve okudu, okuduğu bölümün orijinal metni şöyleydi:

 

Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir mi’rac var. O mi’rac ise, “Bismillahirrahmanirrahim”dir. Ve bu mi’rac ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın yüz on dört sûrelerinin başlarına ve hem bütün mübârek kitapların ibtidâlarına ve umum mübârek işlerin mebde’lerine bak.

 

Hocaları söylemedi, ordakiler de sormadı ama bu ifade Said Nursi’nin “14.Lema’sının ikinci kısmı”nda geçiyor…

 

Dedim ki, “Besmele, bu kitapta yazdığı gibi Kur’an-ı Kerim’deki 114 Sure’nin değil, 113 Sure’nin başında var, ‘Tevbe Suresi’nin başanda ise yok”… Odadan çıt çıkmadı… Orada toplananlardan bir ses çıkması zaten mümkün değil, hepsi de bu konulara yabancı, işinde-gücünde esnaflar… Hocaları da benden böyle bir “datay hakkında itiraz” beklemediğinden hiçbir şey diyemedi. Ama öyleydi, “Besmele” Kitabımız Kur’an’ın 114 Suresi’nin başında yok 113 Suresi’nin başında var… Yani bu budur, Said Nursi “yanlış” yazmış veya “yanlış” biliyor…

 

 

> “RAHMAN” ve “RAHİM” NE DEMEK?!

 

Said Nursi, kitabında bu “Besmele”yi anlatırken, yanlışı sadece bu “sayı”da değil “anlatımda” da yapıyor… Hocaları Said Nursi’nin bu kitabından okuyup Besmele’yi anlatırken, besmele kelimesinin yani “Bismillahirrahmanirrahim”in içinde geçen “Rahman” ve “Rahim”in ne demek olduğunu da okuyup-anlattı ve şunları söyledi:

 

Allah’ın “Rahman” sıfatı / adı, “kendisine inansın veya inanmasın, dünyada yarattığı bütün insanlara” rızık vermesi, “Rahim” sıfatı / adı ise “ahirette sadece Müslümanlar’a merhamet etmesi”…

 

Ben buna da karşı çıktım ve “bu kitap bu konuda da yanlış yazıyor” dedim ve anlattım:

 

Ben Denizli’nin Yatağan Kasabası’nda doğdum. Baktım Annem Müslüman, Babam Müslüman, Amcam Müslüman, Halam Müslüman, Mahallem Müslüman, Köyüm Müslüman, İlçem Müslüman, Şehrim Müslüman, “ben de” Müslüman oldum!!!

 

Ötekisi Almanya’nın Stuttgart Şehri’nde doğdu. Baktı Annesi Hristiyan, Babası Hristiyan, Amcası Hristiyan, Halası Hristiyan, Mahallesi Hristiyan, Köyü Hristiyan, İlçesi Hristiyan, Şehri Hrisityan “o da” Hristiyan oldu…

 

Siz bırakın bir insanın doğduğu yerin “Dini’ni belirlemesi”ni, “Mezhebi’ni bile” belirliyor. Meselâ bizim buralarda doğanlar daha çok Sünni oluyor, doğuya doğru gittin mi orada Alevi ve Şii oluyor… Aynı şekilde Almanya’nın bir yerinde doğanlar daha çok Ortodoks oluyor, falan yerinde doğanlarsa daha çok Katolik oluyor… Yani kimsenin bir şeyi bilip de veya seçip de yaptığı falan yok. “İçinde yaşadığı toplum”, o toplumda doğanların inancını da doğrudan etkiliyor… Neticede ne oluyor? Türkiye’de doğan da Almanya’da doğan da, Dini ve / veya Mezhebi farklı olsa da “Allah’a inanıyor”… Ölçü de zaten budur “Allah’a inanmak”…

 

Onun için bu “Rahman”ı bu kitaptan okuyup-anlattığınız gibi “dünyada yarattığı bütün insanlara” diye anlayıp-anlatabiliriz ama Allah’ın “Rahim” sıfıtını “öbür dünyada Müslümanlar’a” diye anlayıp-anlatamayız… “Rahim” sıfatı için şunu demek lazım: Öbür dünyada “İnananlar’a”…

 

“Müslümanlar’a” derseniz bu Allah’ın “Rahim” sıfatını mengeneye sokmak / kucağını daraltmak olur! “Müslümanlar’a” değil, “İnananlar’a” olacak doğrusu… “İnananlar” dediğinizde ise içine sadece Müslümanlar girmez, Yahudiler ve Hristiyanlar da girer!

 

 

> BAKARA SURESİ 62.AYET ALLAH’IN
   “RAHİM” SIFATI’NI AÇIKLIYOR:

 

Allah’ın “Rahim” sıfatının / adının, “bu kitapta yazdığı gibi” değil de “benim dediğim gibi” anlam taşıdığının delili ise şu ayettir:

 

Şüphesiz inananlar; yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler(den) Allah’a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükafat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Prof.Dr.Süleyman Ateş Tercümesi / Bakara Suresi 62.Ayeti / www.kuranmeali.com)

 

Kur’an Ayeti böyleyken, siz bu Millet’e “Allah’ın Rahim sıfatı öbür dünyada sadece Müslümanlara’dır” diyemezsiniz, “İnananlara” diyebilirsiniz.

 

 

> SAİD NURSİ’NİN ADI YANLIŞ YAZILIP-SÖYLENİYOR!

 

Said Nursi’den söz açmışken, bir de artık iyice yaygınlaşan bir hatadan bahsedelim. Dikkat etmişsinizdir, adını söylerken genellikle “SAİDİ NURSİ” diye yazlır ve söylenir. Oysa ki bu “Dil açısından” doğru değildir. Adı iki şekilde yazılabilir:

 

Ya “Said Nursi”,

 

Ya da “Saidi Nurs”…

 

Çünkü oradaki “i” harfi, “oralı / oraya bağlı” anlamındadır. Said Nurs”i” de, “Nurslu Said” demektir! Nurs, Bitlis’in Hizan İlçesi’ne bağlı bir “köy”ün adıdır. Onun için “i” harfini her iki kelimenin sonuna da koyarsanız biraz komik ve de Dil açısından yanlış oluyor…

 

Aynı şekilde Cüneyd Bağdadi dediğimizde “Bağdatlı Cüneyt” demektir. “Cüneyd Bağdadi” diye yazmak gerekir “Cüneyd-i Bağdadi” yanlış oluyor.

 

 

> SAİD NURSİ’YE SÖVMEK YANLIŞTIR!

 

Özellikle internette Said Nursi’ye çok ağır küfür ve ithamlar okuyorum. Bu beni üzüyor. Said Nursi ile ilgili bir konuda “olumlu” görüş belirttim diye bu küfürler bana da edildi bir yerde. Belki onu başka bir yazımın konusu yaparım. Benim burada Said Nursi taraftarlarına ve Said Nursi karşıtlarına söyleyeceğim şudur:

 

İşi abartmayın… Sevenleri “Said Nursi söylediklerini kendisi söylemiyordu” diyerek, yani “Said Nursi’nin söylediklerini ona Allah yazdırdı” diyerek Said Nursi’yi putlaştırarak putperestliğe düşmeyin… Karşıtları da her adı geçtiği yerde yok “Kürtçü” yok “Vatan haini” deyip-durmayın… Kendinize gelin!

 

Yapabileceğiniz ve haddiniz olan şey belli: Bu adamın koca bir “Risale-i Nur Külliyatı” var. Said Nursi’yi bağlayan budur! Eleştirecekseniz benim gibi eleştirirsiniz. Dersiniz ki “Said Nursi’nin Risalesi’nin şurasında şöyle yazıyor ama bunun aslı budur”… Karşı görüşünüzü ve delilinizi ortaya koyarsınız. Bakın ben yukarıda “sayı” ve “Ayet” delilimi ortaya koydum… Bu bu kadar basittir.

 

Yoksa, Said Nursi’nin Padişahlar’la ve de Atatürk’le ilişkisi hakkında piyasada tonla rivayet ve dedikodu var. Bunları baz alarak “övmek” veya “sövmek” adamlık değil ahmaklıktır. Dün akşamki “Teke Tek Özel”de, Tarihçi Prof.Dr.İlber Ortaylı ve de Murat Bardakçı, “Said Nursi’nin Atatürk’e şunu şöyle yap şunu şöyle yapma dediği” iddialarının tamemen uydurma olduğu söylendi… Onun için diyorum, Said Nursi’yi bağlayan “kitabında yazdıkları”dır, onu sevenlerin şişirdikçe şişirmeleri, onu sevmeyenlerin ise yerdikçe yermeleri Said Nursi’yi bağlamaz

 

Onun için sevgiyi abartıp putperesliğin, öfkeyi abartıp ahmaklığın alemi yok! Adam gibi durun!

 

Said Nursi’ye sövmeyen fakat aynı zamanda da abartmayan Yazar Yatağanbaba olarak “Besmele’nin Kur’an’ın 114 Suresi’nin değil 113 Suresi’nin başında geçtiği”, “Rahim sıfıtının ‘sadece Müslümanlar’a değil ‘sadece İnananlar’a olduğu” ve de “adı yazılırken ‘i’nin bir yerde kullanılması, ‘Said-i Nursi’ şeklinde değil ‘Said Nursi’ şeklinde yazılması gerektiği konularında” diyeceklerim ve “duruş”um budur.

 

Aziz Milletimiz’e “delillerime bile bakmadan ve de otomatiğe bağlanmış gibi ‘vay Yatağanbaba da kim oluyor da kooskooca Said Nursi’yi eleştirmeye kalkıyor’ diyerek bana küfür ve hakaret etmeye kalkacak Nurcu bozuntularına, o küfür ve hakaretlerini 5 misliyle iade edeceğimi hatta şimdiden ettiğimi hatırlatarak” saygıyla duyuruyorum!

.

dsc_0342_kopie465_kopie.jpg

.

.

REİTİNG:

.

int_g_n_4_kopie4.jpg

.

.

YAYIN TARİHLERİ:

.

s_reyya_abi_470.jpg

.

int_said_nursi_470.jpg

.

sb_sa_d_470.jpg

.

yha_sa_d_470.jpg

Reklamlar