yha_selda_ba_can_yata_anbaba.jpg

Yatağanbaba; Yılmaz Ödil, Hadise, Y.Nuri Öztürk, Selda Bağcan, Bahadır Akkuzu ve Mahzuni Şerif üzerinden “Basın’ın namussuzlukları”nı yazdı.

 

Yazılı ve görsel basında hiç okuyamadığımız / dinleyemediğimiz “çok önemli olaylar / başarılar” oluyor… Bunlardan haberdar olmak ise tamamen “şansa” kalmış!

 

Bu televizyonların başındaki programların Genel Yayın Yönetmenleri’nden mi yoksa Muhabirler’den mi kaynaklanıyor, ya da her ikisinden mi, orası şüpheli! Ya da Sanatçılar’ın Basın Danışmanları’nın suçu mu, bilmiyoruz?

 

Bildiğimiz “bu güzellikler”den toplumun haberinin olmadığıdır!

 

 

> EMLÂKÇI’NIN ANLATTIKLARINDAN BASIN’IN İÇYÜZÜ!

 

İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nde verdiğim konferanstan sonra iş görüşmelerim için İstanbul’a geçmiştim. İki gün kaldığım İstanbul’da geceleri akrabam olan Emekli Tarım Mühendisi ve halen Emlâkçılık yapan dayım gilde kaldım. Taksim’de Cihangir Turyap Temsilcisi olan Ali Aslantürk’ten şunu dinledim:

 

Hadise bir-kaç yıl önce de Türkiye’ye geldi buralarda ev aradı ama şöhret olamadı. Çünkü düzgün bir yaşantısı vardı. Türkiye’de bu şekilde şöhret olunamıyor. Şimdi bu Eurovizyon şarkısı ve kıyafetleriyle adını duyurdu…

 

Bu tesbit çok doğrudur. Çünkü Basın Türk Milleti’ni öyle bir hale soktu ki, Hadise’nin Eurovizyon’da konuşulan tek konusu “kıyafeti”… Bana göre “rezil bir kıyafet” idi… Fakat bu tür kıyafetler giymeden veya benzeri uçukluklar yapmadan Basın’da haber olunmuyor Türkiye’de… Sistem böyle! Bu sistemi eleştiren Yılmaz Özdil şunları yazıyor:

 

 

> YILMAZ ÖZDİL “KİMİ KİME” ŞİKÂYET EDİYOR?!

 

Hadise eğitimli, 3 dil biliyor, özgüvenli, sahne performansı harika, sempatik, çabaladı, fıldır fıldır koştu, oy verecek bütün ülkelere gitti, televizyonlarına çıktı, destek istedi, bu satırları önceden yazıyorum, muhtemelen dün gece semeresini gördü, yüksek puan aldı… Konuşuluyor mu? Konuşulmuyor… Ne konuşuluyor? Kıyafeti. (“Şekil Hadisesi” Makalesi / Hürriyet Gazetesi / 13 Mayıs 2009)

 

Özdil iyi güzel söylüyor da, “şikâyetçi” olduğu bu durumun bu hâle gelmesinde Hürriyet Gazetesi’nin de suçu yok mu?! Bilmem kaçıncı sınıf bir yarışma olan Eurovizyon’u aylardır haber yapan bu gazete, 11 Mayıs 2009 tarihinde İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nde 30 yıldır Türk’ün Sazını-Sözünü bütün Dünya’ya dinleten Kurtalan Ekspres’ten Bahadır Akkuzu ile Yazar Yatağanbaba’nın birlikte verdiği konferansa “muhabir bile göndermedi”, hem de “Üniversite Basın’ı davet ettiği halde”… Ekranları Sanat adına “et pazarı”na döndüren bu sistemin rezilliğini bundan daha iyi anlatabilecek örnek olur mu?

 

Hem “insanlar eğitime-performansa değil kıyafete bakıyor” diye eleştireceksiniz, hem de “kıyafetiyle hiç gündeme gelmemiş, 30 yıldır sanatlarını icra edenlerin ve ortaya koyduğu eserleriyle gümbür gümbür geldiği belli olan yeni yüzlerin etkinliklerine” muhabir göndermeyeceksiniz! Bu “ne yaman çelişki”dir?!!!

 

Bu “başarısını değil kıyafetini konuşuyorlar” diye kızdığınız eğer seyirciler ise, o seyirciyi bu hale getirenlerden biri de, sizin maaş aldığınız Medya Grubu’nun gazete ve televizyonlarıdır! Gazete ve televizyonları “et pazarı”na döndürenlerin başında gelmektedir!

 

Biz sizin böyle “çok satılan” bir gazetede yazmanızdan ve çok insanın sizi okumasından memnunuz ama bu anlattıklarımız da bir gerçek…

 

Mensubu olduğunuz Basın Kuruluşu’nda okuyup-dinleyemediğimiz bir “haber” vereyim size… “Kıyafet” tartışması olmadığından “dönüp-bakmadığınız” bir haber… İçinde “sadece Sanat” ve “gerçek başarı” olan bir haber…

 

 

> DÜNYA’DA “YAŞAYAN 86 EFSANE SES”TEN 2’Sİ TÜRK!

 

Bu görmezlikten gelinen “çok önemli haberler”e bir örnek “Efsane Ses” kategorisinde… Türkiye dışında yapılan bir araştırmayı “Muhabirler’den / Basın’dan” değil, bir meslektaşından öğreniyoruz:

 

Bir İngiliz Firması “Dünya’da yaşayan Efsane Sesler” ile ilgili bir araştırma yapıyor ve 86 kişiyi tesbit ediyor. Bunların arasında 2 tane de “Türk Şarkıcı” var. Bunlar Safiye Ayla ve Selda Bağcan… (Seyyal Taner / Bir Şarkısın Sen Programı / atv / 18 Nisan 2009 – 21:07)

 

 

> ABD RADYOLARI’NDA “ENÇOK İSTEK ALAN ŞARKI” BİR “TÜRK”ÜN…

 

Selda Bağcan ile ilgili bir diğer önemli haberi ise, Gazeteci ve Yapımcı İzzet Öz’den öğreniyoruz:

 

Amerika’nın ortasında bir kentte radyolarda ençok istek alan şarkı Selda Bağcan’ın şarkısı… (Aynı program)

 

Enson “Güvercinleri De Vururlar” albümünü yayınlayan Selda Bağcan’ı başarılarından ötürü kutluyoruz. Bunları “Gazeteci”nin değil de bir “Yazar” ve “Siyasetçi”nin gündeme getirmesi biraz tuhaf ve ayıp olsa da, bu “ayıbı” belki böyle biraz olsun örtebiliriz!

 

Bu işe 30 yılı aşkındır sesiyle hizmet eden Seldan Bağcan’ı, gene 30 yılı aşkındır elleriyle hizmet eden Bahadır Akkuzu’yu haber yapmayacaksınız, ondan sonra da “seyirci sanatı değil kıyafeti konuşuyor” diyeceksiniz! Kimbilir, belki de Yılmaz Özdil’in yaptığı bir tür “günah çıkartmak”tır. Bir tür “itiraf”tır… Basın’ın en sonunda “kendi yarattığı canavar”dan kendisinin de korkar hale geldiğinin itirafı

 

 

> SANAT ve KÜLTÜR İÇİN “1.200 KM.” ARABA SÜRDÜ!

 

Bahadır Akkuzu yaşı 55’e gelmiş olmasına rağmen, Üniversite öğrencilerinin bu davetini geri çevirmedi ve -yol masrafı hariç- hiç para almadan ve de uçağa binmekten korktuğu için özel arabasıyla İstanbul’dan İzmir’e gelip-gitti… Tam 1.200 km.araba kullandı. Niye? Çünkü bu Ülke’de yaşanların içinde “para”ya ve “reiting”e tapmayanlar da var! “Niye” sorusunun cevabı işte bu: Kültür ve Sanat için…

 

Ben şunu bilir, şunu söylerim. Bugün Türkiye’de daha halâ “Sanat” diye bir şey varsa, işte o; burada adını zikrettiğimiz Selda Bağcan, Bahadır Akkuzu, Seyyal Taner gibi “müzik emekçileri” sayesindedir! İş Basın’a kalsaydı veya kaldıysa, bu Millet’in Anası otursun haline ağlasın!

 

 

> “TÜKÜRÜK” ve “KIÇ YALAYICI” BASIN!

 

Bu “kendi yarattığı canvardan şikayet edici” Hürriyet, bana bir şeyi daha hatırlattı:

 

20 yıl gazetelerinde yazan ve milyonlarca kitabını dağıttıkları Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, Halkın Yükselişi Partisi’ni kurunca “tek satır” haber yapmayan Hürriyet, AKP azdıkça azıp / azdırdıkça azdırdığı / besledikçe palazlandırdığı “yandaş Medya”sıyla Türkiye’yi ablukaya alınca, hurriyet.com.tr’nin “Sürmanşeti”nde ve de Aydın Doğan Medyası’nın televizyonlarında şu duyuruyu gördük:

 

Kur’an’ı O anlattı! Cumhuriyet’i O savundu!

 

Sonra Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, hürriyet.com.tr’de yazmaktan vazgeçip yeni yayına başlayan Haber Türk Gazetesi’nde yazmaya karar verince, bu aynı Hürriyet manşetinden “Yaşar Nuri Hoca eşini boynuzladı, sevgilisiyle banyoda basıldı” gibi aptal-saptal / aslı-astarı olmayan haber yayınladı… Yani “dön baba dönelim”… “Tükürdüğünü yalayarak” ve de manşetlerden “aman Hocam gel bizde yaz bizi bunların elinden kurtar” diyen de “beni ancak Yaşar Nuri kurtarır” deyip de Hoca onlardan ayrılınca, sonradan da “eşini boynuzladı” diyen de aynı Basın Kuruluşu…

 

Sormazlar mı “siz sizi kurtarması için eşini boynuzlayan birine mi kaldınız?”…

 

Fakat iş öyle değil… Son günlerin en gündem salgını olan “Domuz Gribi” gibi bir “salgın hastalık” var bu Medya’da… O da “dedikoduyu gerçek diye servis yapma” hastalığı… Bu Hürriyet de diğerleri de, “domuz gibi biliyor ki”, bu iftiradır, gerçek değildir. Fakat içine işlemiş olan bu “domuzluk” zaten bunlardan içinden epeydir hiç çıkmıyor…

 

Bu ve benzerleri, yıllar ve yıllar kendilerine küfreden / karılarına fahişe, çocuklarına piç diyenlerle “kol kola” verdi… Yaşar Nuri Öztürk’ün deyişiyle “kendisini dışlayıp karılarına fahişe çocuklarına piç diyenlerin kıçını yaladılar ve de midelerini tuta tuta işbirliği yaptılar”… (HYP 1.Genişletilmiş İç Eğitim Semineri / 5 Yıldızlı Çeşme Altınyunus Oteli / Nisan 2006)

 

Oysa ki Yaşar Nuri Hoca her şeye rağmen bunları affetmişti ve de “son geldikleri yer önemli” demişti. (HYP 2.Olağan Kurultayı / Dünya Ticaret Merkezi-Ankara / Eylül 2008)

 

Selda Bağcan-Bahadır Akkuzu ve Hatice’nin kıyafeti tartışması örneği ile Sanat’ta, Yaşar Nuri Öztürk örneği ile Siyaset’te bu Basın’ın hâli işte bu! Bu hâl “acınacak bir hâl”dir…

 

 

> KURUMLARI “KİŞİLER” YÖNLENDİRİYOR!

 

Bu Medya Grubu’nda uzun zamandır çalışan ve çok büyük başarılara imza atan Yılmaz Özdil – Uğur Dündar ikilisi, bu “acınacak hâli” ne kadar düzeltebilir zaman içinde göreceğiz… Biz umutluyuz. Çünkü biliyoruz ki, burada “suçlu” kurum / kurumlar değildir, “suçlu” o kurumların başındakilerdir… Benim “bir diyeceğim olduğunda” Celâl Kazdağlı Genel Yayın Yönetmeni iken çıkıp konuşmam, adını ezberleyemediğim soyadı Kaya mıydı Tuğla mıydı Kalas mıydı her neyse onun Genel Yayın Yönetmeni olmasından sonra DRT Televizyonu’nda “bir defa bile” canlı yayına konuk çağrılmamam gibi…

 

Bahadır Akkuzu 1.200 km.’den yani “çok uzun yol’dan gelip-gitti” demiştik! “Uzun yol” sadece orda yok… Burada da var… Yani bu Basın ile hakikaten “yolumuz uzun!”… “Baldır-bacağı”, “kan-terörü”, “dedikodu-iftirayı”, “DTP’yi-AKP’yi” aşacaksın da, şu Ülke’nin işine yarayacak Kültür-Sanat ve Siyaset konularında “haber” olacaksın! Uzun, yolumuz gerçekten de uzun… “Yürümeye nefes yeter mi” zaman gösterir!

 

 

> MAHZUN-İ ŞERİF: ANGARA’DA “DAYIN” YOKSA, NİYE DOĞDUN?!!!

 

Mahzun-i Şerif “senin Angara’da ‘dayın’ yoksa ‘niye doğdun’ Hamido gurban!” diyordu bir türküsünde…

 

Aynen onun hesap: Ankara’da bir dayımız yok ki, şöyle bize iki bankadan 700 milyon dolarcık kredi verse de a’dan z’ye bütün tv’leri alıversek! Hem de gazetesi-televizyonu-dergileri hatta dağıtım şirketiyle birlikte…

 

Basın’da dayın yoksa niye Sanatçı oldun ey Selda Bağcan, ey Bahadır Akkuzu?…

 

ABD’de ve Ankara’da dayın yoksa niye parti kurdun ey Yaşar Nuri Öztürk?

 

Ankara’da da Basın’da dayın yoksa, Ataların’a küfür de etmeyecek ve Nobel’i alamayacaksan, neyine güvenip de “Yazar” oldun ey Yatağanbaba?

 

Neyime ve kime güveniyorum?

 

Onların “kuyulara attıkları” Yusuf’u alıp, Mısır’da Devlet Yönetimi Makamı’na oturtana / Yusuf’un Rabbi’ne güveniyorum!

 

Firavun bütün erkek çocuklarını kılıçla doğratırken, küçük bir sepette nehre bıraktırdığı çocuğu alıp, hem de Firavun’un sarayında “kuş sütü-kuru üzüm” besletip de Firavun Hanedanlığı’nı yıktırana / Musa’nın Rabbi’ne güveniyorum…

 

Fakat bilir misiniz, bu “tuzak kurucular” bunu yaparken Allah seyretmiyor!!! Onlar “tuzak” kuruyorsa, Allah da onlara “tuzak” kuruyor! Ayet şöyle:

 

Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu! Ve Allah “tuzak kuranların en hayırılısı”dır! (Kur’an-ı Kerim / Ali İmran Suresi-54.Ayet / Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk Tercümesi / www.kuranmeali.com Sitesi)

 

Tuzakları boşa çıkartacak tuzakları kurana / Rabbim’e güveniyorum! Sırtım “O’na” dayalıdır, Ankara’daki dayıma değil! Sırtımın ve ensemin kalınlığı da bundandır!

 

O bakımdan bu Basın’daki ve Ankara’daki “dayılarına” güvenenlerin sırtı ve ensesi kalın değildir, onlar “ince belli”dir, tövbekar olmuş dansözler gibi kıvırırlar ve de kıvrım kıvrım kıvranırlar. Çünkü onlar “ya Basın’daki ve Ankara’daki ‘dayıcığıma’ bir şey olursa” diye hep “üçbuçuk” atarlar! “Dayısızlar”ın ise böyle bir derdi yoktur, onlar “dörtdörtlük” yaşarlar!

 

 

> ÜÇBUÇUK ile DÖRT ARASINDA GİDİP-GELEN HAYAT!

 

İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi’nde verdiğim konferanstan birgün önce akrabam Uğur Yıldırım ve arkadaşlarına takıldım… “Bulgar’ın Orası” diye bilinen piknik yerinde Çilingir Sofrası’nı kurmuşlardı… Ben de yaklaşık üç yıl aradan sonra iki şişe bira içtim. O muhabbet sırasında –ilk defa <bir bankada memur olan Urfalı Erkan Yılmazoğlu’ndan> dinlediğim- şu sözü öğrendim:

 

Bu hayatta ya 3,5 ata ata ya da 4-4’lük yaşarsın!

 

“Dayılılar” işte böyle “dayısız kalacağım” diye “popolarının malum yeri ile Yusuf Yusuf atarken / üçbuçuk atarken” biz “ağzımız ve gözümüzle Yusuf Peygamber’in hatıralarını okur, ders çıkarırız”… Bu iki “Yusuf” ne kadar farklıysa, onlarla biz de o kadar farklıyız!

 

 

> BASIN’IN SP ile İLGİLİ “HAREMLİK-SELÂMLIK” YALANI!

 

Geçen Çarşamba günü, HYP İl Başkanı olduğumu bildikleri halde, SP İl Yönetimi’nden Ahmet Tekin’in daveti üzerine, SP Eski İl Başkanı’nın evindeki toplantılarına davet ettiler ve ben de kabul edip katıldım. Bu toplantılarını 10 yıldır devam ettiriyorlarmış ve de bu toplantılarında “Kur’an Meâli” okuyorlarmış. Benim de davetli olduğum toplantıda “Yusuf Suresi” okunuyordu. Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk’ün tercümesinden, geçen hafta kaldıkları “90.Ayet”ten sonuna kadar okudular, sonra da ayetler üzerine fikir alış-verişinde bulunduk.

 

Bu “Kur’an Meâli Okuma ve Kur’an Sohbeti Toplantısı”nda enteresandır kadınlar ve erkekler “ayrı ayrı” oturmuyordu, kadın ve erkekler aynı odanın içindeydi. Kur’an beraber okundu, beraber sohbet edildi, beraber çay içildi… Fakat televizyonlarda biz, Saadet Partisi’ni hep “kadın-erkek ayrı oturdular” şeklinde izledik yıllar ve yıllar. Bense kendim şahit oldum ki “öyle olmayan Saadet Partililer” de var! Niye bu hiç “haber” olmaz?! Bu Millet “bunu da mı” Yatağanbaba’dan öğrenecekti? Ya ben o toplantı davetini kabul etmeseydim?! Kafalardaki bu “önyargı” devam edecekti…

 

Eski İl Başkanı ve halen İl Yönetim Kurulu’nda olan bu Saadet Partililer, Saadet Partisi içindeki bu “bağnazlardan” KENDİLERİ de rahatsız ve bu yüzden bu toplantı düzenini kurmuşlar. Eskiden katıldıkları toplantılarda –kendilerinin ifadesiyle- “bazı şeyleri ‘aşamamış’lar”…

 

Yani ey Millet! Basın’ın ha bire “Saadet Partililer toplantılarında hep kadın-erkek ayrı oturuyor haberi” de koskocaman bir YALAN! Ailecek aynı yerde oturup Kur’an da okuyor, Ülke meselelerini de konuşuyorlar…

 

 

> “HOLDİNG BESLEMESİ” BASIN “HABERCİLİK NAMUSU”NU YİTİRDİ!

 

Allah da kulları da şunu biliyor: Ben bu “Holding Beslemesi” o malum Basın’ın “habercilik namusu’nu yitirdiğini” düşünüyorum. Bunlar bu Millet’e üç tane Siyasetçi’yi, üç tane Şarkıcı’yı ve de üç tane Yazar’ı “da-yat-tı-lar” ve namussuzluklarının icabı halâ da da-ya-tı-yor-lar! Bunlar “habercilik namusu”nu yitirince doğaldır ki Siyaset’in de, Sanat’ın da, Kültür’ün de kaderi; bu ha bire pohpohlanan ve ekranlardan düşürülmeyen üç tane Şarkıcı-Siyasetçi ve Yazar’a kalıyor ve de bu üç değer namussuzlaşıyor!

 

1.200 km.araba sürerek gelen, işte bu “Kültür’ün namusunu kurtarmak” için geliyor! Bahadır Akkuzu olayını ben böyle okuyor / yorumluyorum.

 

Kendi Ülkesi’nin basını gündeme getirmese ve dönüp-bakmasa da, taa Amerika’daki radyolar  “Kültür’ün-emeğin namusunu kurtarmak” için gündeme getiriyor. Taa İngiltere’de de Araştırma Şirketleri bunun için “yaşayan efsane ses” seçiyor… Selda Bağcan olayını ben böyle okuyor / yorumluyorum.

 

Türkiye’deki Basın dönüp-bakmasa da, Almanya’daki Üniversiteler “sadece üyelerinin verdiği aidatlarla bütün Türkiye’de teşkilatlanan” Halkın Yükselişi Partisi ve Yaşar Nuri Öztürk’ü bu yüzden “Tez Konusu” yapıyor, yani “Siyaset’in namusunu kurtarıyor”… Yaşar Nuri Öztürk olayını ben böyle okuyor / yorumluyorum.

 

Tekstil Trilyonerleri’nin yaşadığı Denizli’de İşadamları ve de kendi partisi kitaplarına dönüp bakmasa da taa İsviçre Solothum’dan Süreyya Erışık (60) ve Almanya Mannheim’den Serdar Bayram (23) Yatağanbaba’nın Kitapları’na maddi destek oluyor “Kültür ve Siyaset’in namusunu kurtarmak” için… Yatağanbaba olayını ben böyle okuyor / yorumluyorum.

 

 

> İRİLİ-UFAKLI BÜTÜN “KAPILAR”I SELÂMLIYORUM!

 

Yani Allah’ın hangi kapıyı “ne zaman” ve de “hangi Ülke’den” açacağı belli olmaz! “Kendi Ülkesi’nin değerlerine” o Ülke / Türkiye kapıyı kapatırsa, o kapı Amerika’dan, İngiltere’den, İsviçre’den, Almanya’dan açılır!

 

Nitekim Kurtalan Ekspres “Küresel Isınmaya Karşı İnsanları Uyarmak” için turne yapmak istediğinde, sponsor / destekçi firma Türkiye’den değil, taa Singapur’dan çıkmıştı… Allah Singapur’dan da kapı açar!

 

“Ankara’daki dayılarına” güvenenlere, birgün gelir o kapılar kapanır ama “Dünya’nın her tarafındaki Allah”a güvenenlere “kapının kapanması” söz konusu değildir, çünkü “Allah’ın kapıları” sonsuzdur!

 

Çektiğimiz sıkıntıları bilen / uğradığımız haksızlıkları bilen fakat “bu İmanı” taşıyan Serdar Bayram, Almanya Mannheim’den yazdığı e-mektupta bunu şöyle ifade ediyor:

 

Istedikleri kadar Yatağanbaba´nın önünü kessinler, Allah Yatağanbaba´nın önünü açar, çünkü “üreten / güzel işler yapanları” Allah mükafatlandırır ve başkalarının kapatığı kapıları sonuna kadar açar… (http://yataganbaba.wordpress.com/2009/03/23/yha-serdar-bayulgen-profesyonel-gibi-davranmiyor/)

 

Bayram “Allah kapıları açar / açacak” diyor ama farkında değil ki “o açılan kapılardan biri” zaten kendisi… Ömründe hiç görmediği Yatağanbaba’ya neredeyse iki yıldır ve neredeyse her ay para desteği sağlıyor. Bundan alâ “kapı” mı olur?!

 

Yirmisini yeni geçmişinden altmışını çoktan geçmiş, Türkiye ve Dünya’nın orasında-burasındaki bütün irili-ufaklı “kapılar”ı, Türkiye’nin Siyaseti-Sanatı-Kültürü adına selâmlıyorum!

 

Bahadır Akkuzu’nun beraber verdiğimiz konferansta dediği gibi “kimin eteği biraz daha yukarıdaysa onun peşinde olan” Basın’a yani bu “kapanan kapılar”a rağmen biz bu “dava”yı sürdürüyorsak, “açılan bu kapılar” vesilesiyledir.

 

 

——————–

Fikir İşçisi Yazar Yatağanbaba olarak “Selda Bağcan’ın uluslar arası başarısı”, “Bahadır Akkuzu’nun 1.200 km.lik yolu arabasıyla gelip-gitmesi” ve de “Basın’ın günâh çıkartması” konularında diyeceklerim ve “duruş”um budur!

 

Aziz Milletimiz’e ve Basınımız’a “Hadise’yi de bitirdik, eteği yukarıda yeni bacaklar istediğimizi (!) hatırlatarak”, saygıyla duyuruyorum!

YAYINLAYANLAR:

sb_selda_470.jpg

int_selda_470.jpg

yha_selda_ve_yata_anbaba.jpg

 

REİTİNG:

int_selda_g_n_4_470.jp