tefsir_d_nence_kopie.jpg 

 

Yazar Yatağanbaba, Türk Müzik ve Edebiyat Tarihi’nde “çok tartışılacak yeni bir proje” üstünde çalışıyor!

    
Yatağanbaba’nın şekillendirdiği ve üstünde çalışmaya başladığı ve şu anda da duyurusunu yaptığım bu proje; “Türk Müzik ve Edebiyat Tarihi”nde YENİ BİR SAYFA açacak… “Yatağanbaba Yayınları” 2 gündür Yazar Yatağanbaba ile bu konu hakkında toplantı yapıyor, toplantı dün gece sonuçlandı!…

> “YAZAR YATAĞANBABA”DAN “TARİH’E GEÇECEK” PROJE!

“Yatağanbaba Yayınları” ile Yazar Yatağanbaba arasında varılan andlaşmaya göre, Yazar Yatağanbaba “daha önce hiç denenmemiş” bir deneme üstünde çalışmaya başlayacak… Bu deneme bir “Şarkı Tefsiri” olacak!… Yazar Yatağanbaba sadece “Dönence Şarkısı’nın konu edildiği bir kitap” yazacak… Kitap bu özelliği ile “bir şarkı hakkında yazılan ilk kitap / tefsir” olarak “Müzik ve Edebiyat Tarihi”ne geçecek…

“Dönence ve Çile / Penceresiz Evde Misyonerlik” adlı bu kitabın taslağı da hazırlandı…

> “YENİ” EDEBİYAT TÜRÜ: ŞARKI TEFSİRİ!

Edebiyat Dünyası’nda ardı ardına uyguladığı yeniliklerle de tartışma konusu olan Yatağanbaba, 3 yıl gibi edebiyat için çok kısa sayılabilecek bir zamanda, inanılmaz cesur denemeler yaptı.. Fakat ben bu makalemde bu yeniliklere girmeyeceğim. Çünkü “Yazar Yatağanbaba”nın bu denemelerini / yeniliklerini sadece özetini yazmaya kalksam, bütün makaleyi alır-götürür, sayfalar ve günler yetmez… O bakımdan onları da başka bir yazımda konu edeceğim.

Şimdi gelelim “asıl konumuz”a… Konumuzun “üst başlığı”nda bir yenilik yok, çünkü “tefsir” yıllardan beri var. Bu “üst başlığımız” olan “tefsir” ne demek, önce ve kısaca ona bir değinelim:

TEFSİR: Orjanali Arapça (tefsi:ri) olan tefsir, “yorum / yorumlama” demek. Genellikle kullanıldığı alan ise Din Bilimleri… “Kur’an’ın surelerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma, yorumlama bilimi.” (Türk Dil Kurumu www.tdk.gov.tr Sitesi / “Tefsir” kelimesi)

Türk Dil Kurumu’nun da belirttiği gibi, “tefsir” genellikle “Kur’an Ayetleri’nin açıklanmasında” kullanılır.

TEFSİR ile MEÂL / TERCÜME FARKI: Tercüme “çeviri”, meâl ise “yaklaşık anlamı” demek. “Kur’an Meâli” dendiğinde de anlatılmak istenen “Kur’an’ın yaklaşık anlamı / muhatabın anlayabileceği kadar o dile çevirisi” kastedilir. O bakımdan da Kur’an’ın orjinali tek cilt olduğu gibi çevirileri de tek cilttir. Fakat çevirisi değil de tefsiri yapılırsa bu tek ciltlik / 600 sayfalık Kur’an’ın tefsiri de tek cilt / 600 sayfa değil, icabında 10 cilt / 6000 sayfa olabilir. Çünkü tercümelerde / meallerde sadece tercüme / meal yapılır. Tefsirde ise işin içine “yorum” girer. Tefsiri yapan kişi, ayetleri sadece tercüme etmez “burada şunu demek istiyor” diye ayeti izah eder…

Tefsir, “genellikle (ve hatta sadece) Kur’an Ayetleri’nin yorumunda” başvurulan bir çalışma / girişimdi bugüne kadar. Bundan sonra öyle olmayacak… Şu an “Tarih’in ta kendisine şahitlik” ediyorsunuz! Çünkü bundan böyle “Şarkı Tefsirleri” de yapılacak! Biz bunu / bu türü veya çığırı “Dönence Şarkısı Tefsiri” ile başlatacağız!

“Türkiye’de kitap satılmaz ve / veya doğru-düzgün müzik ile ilgili makaleler bile yazılmazken, ‘bir şarkının tefsiri’ de nerden çıktı” diyenleriniz olabilir!? Hatta “bu çılgınlık” diyeniniz de…

Ben bütün bunlara kulaklarımı tıkadım. Bu “tür” de bir biçimde ve mutlaka literatüre / edebiyata sokulmalı… Çünkü “toplum tamamen raydan ve zıvanadan çıkmış” durumda, özellikle yeni nesiller… “MP3’le indirmek” denen “namussuzluk” sayesinde, müzik emekçilerinin ömürleri boyunca ürettikleri eserleri 1 günde tüketilir oldu… Yeni nesiller toplum değil de sanki değirmen… Türkiye’de her şey “çok çabuk”, hatta “bir anda” tüketilir oldu… Bu kadar hızlı tüketme “yaratılışa / fıtrata ters”tir! Nitekim bünye de kaldırmıyor ve bu hızlı / sindirmeden tüketim vücuda yaramıyor…

İnternetten bir günde onlarca şarkı indiren, ertesi günü de gene aynı şekilde onlarca ayrı şarkı indiren “hırsız ve ağır ruh hastaları” doldu toplumda… “Hırsızlık tarafı”na mı isyan edeceksin yoksa bu beleş beleş ve yüzlerce indirmenin / “dinlemek yerine işitmenin” sonucu ruhsuzlaşan ve de makineleşen bir kitlenin oluşmasına mı?

İşte düşündüğüm ve uygulamaya koyacağım bu “Şarkı Tefsiri”, bu “sonu uçurum olan şuursuz gidişatı” durdurmaya çalışacak… Nasip olur da yayınlanırsa, yeni nesiller bu kitabı okuduklarında “şok” geçirecekler. Çünkü topu topu bir-kaç dakika süren bir “Dönence” Şarkısı’nın “gündeme gelişinin”, “girişinin”, “okunuşunun”, “provalarının” ve hatta bu şarkının oluşmasındaki “ekip çalışmasının / ruhunun” farkına varıp, bu “değirmen gibi öğütme / ağzından aldıklarını iki dakika sonra makatlarından çıkarma / bağırsak çalıştırma üzerine kurulan hayatlarını” gözden geçirecekler! “Bağırsak çalıştırmadan” kurtulup “beyin çalıştırmaya” başlayacaklar. Yani hayatlarını yeniden şekillendirecekler…

NEDEN “DÖNENCE”NİN TEFSİRİ?!

“Tefsir” üst başlığının altında bugüne kadar sadece “Sure Tefsiri” vardı. Bundan böyle ise “Şarkı Tefsiri” alt başlığı da olacak. Hatta Yatağanbaba olarak ben bu “tefsir” konusuna üçüncü bir alt başlık da açtım ama şimdi onun detaylarına girmeyeceğim, onu da “tefsir” konulu başka bir makalemde açıklayacağım…

Bu Müzik ve Edebiyat Tarihi’nde açacağımız / açtığımız yeni kulvarda, şöyle bir soru akla gelebilir:

Yatağanbaba neden meselâ “Süper Babaanne”nin veya “Aynalı Kemer”in veya “Halil İbrahim Sofrası”nın değil de “Dönence Şarkısı’nın Tefsiri”ni yapıyor?…“Nedeni” şu: Biliyorsunuz “Dönence”nin Bestecisi / Bestecileri’nden Biri de Bahadır Akkuzu… Ve Müzisyen Bahadır Akkuzu “son konferansını” İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nde Yazar Yatağanbaba ile birlikte verdi… Bu “Tarihi Konferans”ta “ençok konuşulan / üstünde ençok durulan Barış Manço Şarkısı” da Dönence oldu…

 

Bahadır Akkuzu “Dönence”yi kendisi de anlattı, üniversite öğrencilerinden oluşan izleyiciler de sorularında hep “Dönence”yi sordular… Yatağanbaba’nın “Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı / Barış Manço Destanı” (http://barisdestani.tr.gg) kitabında yer alan “Dönence’nin çıkışı / yazılma sebebi” konusu da üniversite öğrencileri tarafından “biz hiç öyle düşünmemiştik” gerekçesiyle tartışmaya açıldı ve Yatağanbaba –sonunda teşekkür edilen- cevabını verdi…

“İlk tefsir çalışmasının ‘Dönence’ için yapılacak olmasının nedenleri” bunlar… 11 Mayıs 2009 tarihinde o 1,5 saatte konuşulanların o zaman diliminden kurtulup “Tarih’e geçmeyi” hak etmesi ve de “yeni nesillere yeni ufuklar açacak çapta” olması da bir sebep…

> TEFSİRİN ADI NEDEN “DÖNENCE ve ÇİLE” OLACAK?!

Bu soru / merak da çok önemli… Adı geçen konferansta bir konu tartışılırken Yatağanbaba pek belli etmedi ama tartışmanın gidişatından rahatsız oldu, Bahadır Akkuzu da konuyu istediği gibi toparlayamadı, Yatağanbaba sonunda dayanamadı ve –daha sonra Bahadır Akkuzu’nun iki defa teşekkür ettiği- çıkışını / konferansa “kapak” olan sözlerinden birini söyledi:

En az Kurtalan Ekspres kadar bu “işin çilesini çekmek” gerekir!

Yatağanbaba’nın bu “Müzik ve Kültür” konulu konferanslarda “pek alışılmamış cümle yapısı ve kelimelerle” verdiği cevap, bir anda “onlarca taşı gediğine koydu” ve konferansın gidişatı değişti… Öğrenciler ve Bahadır Akkuzu bu “taşları gediğe koyucu” tesbitten sonra konferansı başka bir bilinçle devam ettirdi… Yatağanbaba’nın bu sözünden sonra “teşekkür eden” Bahadır Akkuzu, bunu doğrulayan ve destekleyen “öyle müthiş bir örnek” verdi ki Dönence Şarkısı ile ilgili, “Türk Müzik Tarihi’nin oluşmasında yeni nesillere mutlaka ‘ders olarak’ okutulması” gereken bir örnekti bu…

İşte bu sebeplerden kitabın adı “Dönence ve Çile” olacak… Hem kafiyeli hem de derinliği olan bir ad…

Yatağanbaba bu ve benzeri konuşmaları, konferans sonrasında da Bahadır Akkuzu’nun gündemindeydi… Konferansın değerlendirmesinin yapılması için konferansın sponsorlarından Hakan Pide’de düzenlenen Çay Toplantısı’nda Bahadır Akkuzu Yatağanbaba’ya “benim bir saatte anlatabileceğim konuları, konferans sırasında söylediğin sözlerle çok başarılı bir şekilde toparladın, ben de senin o girişlerinden sonra anlatmak istediklerimi çok rahat anlattım, hiç akla gelmeyen yerlerden ve de çok vurucu ifadelerle konuları anlatıyorsun, gerçekten etkilendim, TRT’deki ‘Kurtalan Barış’ı Arıyor’ Projesi gerçekleşirse, söyleyeceğim seni de mutlaka konuştursunlar o programımızda ve bunları televizyondan millete anlat” dedi…

> “2013 YILI’NA” TEPKİLER…

Şimdi bu yazıyı okuyanların “ilk soracağı sorulardan biri” de şu olacak: “Dönence Tefsiri” ne zaman yayınlanacak?

Kitabı “yazmak” kadar bu soruyu “cevaplamak” da zor! Çünkü “ ‘Evrenselliğin Dorukları’nda Kurtalan Ekspres ile Yolculuk’ adlı kitabım nasipse 2012 veya 2013 yılında yayınlanır” dediğimde çok tepki aldım. Sadece Müzisyen Hurşit Çakır bu yazılara “nasıl emek verip-araştırıp da öyle yazdığımı” bildiğinden “doğru, ancak yetişir” dedi… Fakat “2013 biraz geç gibi, inşallah hepimize okumak nasip olur, çok karamsarım bu günlerde bu konuda” diyen de oldu! (Duygu Küçükemiroğlu / Facebook Yorumu)

Doğruyu söylemek gerekirse, Duygu Hanım gibi düşünenler çoğunlukta… Tarihleri “çok geç” buluyor çoğunluk… Fakat yapacak bir şey yok! Yatağanbaba sadece “Barış Manço” yazmıyor ki… “Din” yazıyor, “Siyaset” yazıyor… Yayınlanmış 10 kitabının 8 tanesi “Din ve Siyaset” üzerine… Daha önce de üstünde çalıştığım iki yeni Barış Manço Kitabım’ın yayın tarihlerini 2010 ve 2012 olarak açıklamıştım… Bu bahsettiğim tefsir çalışması da belki 2010 yılı içinde çıkabilir!

Buradaki asıl sıkıntı, “Yatağanbaba’dan başka” bu konularda eser üreten ve yayınlayan “ikinci bir Yazar”ın Türkiye ve Dünya’da olmaması Yatağanbaba bu misyonu “tek başına” sürdürüyor… Sayın Tamer Şahin Barış Manço ile ilgili “hatıralarını yazdı”, Sayın Hulusi Tunca da “Hey Dergileri’ndeki eski haberleri derledi”, bir de bir Doktora Tezi çalışması yapıldı ve olay bitti…

Anı ve derleme dışında Yatağanbaba da olmasa “fikir ortaya koyarak eser üretimi / Barış Manço yorumu” alanında –Sayın Erkmen Sağlam’ın da belirttiği gibi- büyük bir boşluk olacak!

Geriden gelen kimse yok mu? Var! Semih Çelik üniversitesi kabul ederse “Barış Manço Tezi” hazırlamak istiyor ama o çalışmanın da akıbeti ve zamanı belirsiz… “Tez”den sonra devamı gelir mi / sürekliliği olur mu o da şüpheli…

Bir de bu işe niyetlenenler bir şeyler ortaya koysa bile, “Yatağanbaba’nın bu havası ve karizması” karşısında bir şansları olur mu, o da ayrı bir konu… Hiçbir şansları yok! Çünkü Türkiye’de bu konuda Yatağanbaba gibi birikim ve donanım / bakış ve görüş sahibi ikinci bir Yazar yok! Barış Manço hakkında Yatağanbaba’dan “daha bilgili” tonla adam var ama “sadece bilgi”nin “sadece turşusu” kurulur, başka bir işe yaramaz! O “bilgileri” işleyecek, -Erkmen Sağlam Abimiz’in deyişiyle- “üstünü kazıya kazıya” çalışıp, değişik sosyal boyutlarını araştıracak “birikim” de lazım! İşte “bu ikisini birden barındıran” Yatağanbaba’dan başka Yazar yok!

Fakat şu kadarını söyleyeyim:

Yeni nesilden “işe yarayacak bir şeyler ürettiğine inandığım birilerini” görürsem, asla ezmem… Nitekim bunun örneği de vardır. Meselâ 23 yaşındaki Semih Çelik’le sohbet ederken, onun da benim gibi Erkmen Sağlam Abimiz’den “Baykoca Destanı’nın plaklara şarkı veya şiir olarak okunmayan diğer sözlerini” isteyeceğini öğrendim! Oysa ki “2023 / Kayaların Oğlu” ile ilgili Dünya’da ençok emek veren kişinin ben olduğuma cümle alem ve Tarih de şahit! Yani o “Destan’ın diğer sözleri”ni değerlendirmek benim hakkım!… Buna rağmen öğrendikten sonra Semih Çelik’in “yoluna taş koydum mu”, hayır! –Şakayla karışık- ne dedim? “Yarısını sen al yarısını ben!…” (Detayları YHA’da yayınladığımız “Bahadır Akkuzu Cenazesi Notları – 1.Bölüm”ü olan “Yatağanbaba ve Semih Çelik 3 Ay Sonra Buluştu / İkisi de Baykoca Destanı’nın Peşinde” haberimizden okuyabilirsiniz: http://yataganbabayha.wordpress.com/2009/08/09/yha-yataganbaba-ve-semih-celik-3-ay-sonra-bulustu/)

Siz yeter ki “üretin” ve öyle gelin… Yatağanbaba’nın canına minnet… Yatağanbaba’nın “ben bu işte tek başıma olayım” diye bir isteği ve beklentisi yok! Hem ne demiş Atalarımız?!:

Bir çiçekle bahar gelmez!

“Yeni çiçekler”in de gelmesini bekliyorum, geleceklerini görüyorum hatta geleceklerini biliyorum… Tıpkı Barış Manço Abimiz’in “Dönence”nin döneceğini gördüğü-bildiği ve de  “döneceği günü” beklediği gibi…

Yakında “o gün de dönecek”, dönünce de “Dönence ve Çile / Penceresiz Evde Misyonerlik” kitabımız da yayınlanacak…  …görüyorum, biliyorum…

Atalarımız “bir taşla iki kuş vurmak” demiş ve bunu “başarı” olarak göstermiş! Biz bu sözünü ettiğimiz kitap projemizle, hem o 9 Eylül Üniversitesi’ndeki konferansı tarihin bir yerindeki o 1,5 saate hepsolmaktan kurtaracağız, hem Türk Müzik ve Edebiyat Tarihi’nde yepyeni bir kulvarın / türün oluşmasına önayak olacağız, hem Bahadır Akkuzu Abimizi hem Barış Manço Abimizi anmış olacağız… Yani “bir taşla kuş sürüsü vurmuş” olacağız!

Özetle, “gün dönende dönence döndüğünde” (büyük ihtimalle 2010’un ilk yarısında) sağ olursak hep beraber şunu söyleyeceğiz: “Manço, Yatağanbaba ve Akkuzu Tefsir’de Buluştu!”

Ne kadar “güzel” ve “anlamlı bir buluşma” değil mi?

Allah’tan niyazımız bu projenin gerçekleşmesi ve zamanı geldiğinde “bu adı geçen üçlüyü sadece Kitap’ta değil, Cennet’te de buluşturması”dır…

——————
“Dönence ve Çile / Penceresiz Evde Misyonerlik” adlı kitap projemiz; Bahadır Akkuzu-Yatağanbaba Konferansı’nı organize eden İzmir 9 Eylül Üniversitesi Dil ve Kültür Topluluğu’na, arkadan gelecek olan Yeni Nesil Araştırmacılar’a, Bahadır Akkuzu’ya, Barış Manço’ya, Barış Manço-Kurtalan Ekspres Misyonu’na, Yatağanbaba’ya, Türk Müzik ve Edebiyat Dünyası’na  “hayırlı” olsun

Yazar Yatağanbaba’nın “Barış Manço – Kurtalan Ekspres Misyonu”na hizmet için yazıp-yayınladığı mevcut iki kitabını sitelerinden inceleyebilir, Türkiye ve Dünya’nın her tarafından sipariş verebilirsiniz:

Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı / Barış Manço Destanı
http://barisdestani.tr.gg

Dağı Aşan Deve: Barış Manço
http://dagiasandevebarismanco.tr.gg

 

 

YAYINLAYANLAR:

hyp_fatih_d_nence_470.jpg

sb_d_nence_470.jpg

face_deniz__zt_rk_d_nence_tefsiri_470.jpg

int_d_nence_ve__ile_470.jpg

yha_d_nence_tefs_r__470.jpg