İnternet sitelerinde “Yazıları Nihat Genç’in uslubunu andıran Yatağanbaba’nın okunmaya değer çok ilginç yazısı” gibi yorumlar / benzetmeler okumaya başlayınca, “Yatağanbaba’nın üslubu”yla “Nihat Genç’in üslubu”nun uzaktan yakından alakasının olmadığını anlatan “Sümüklü Böceğin Düşündürdükleri” başlıklı yazımı yayınlamıştım. Bu yazımı yayınladıktan sonra, Nihat Genç’in avukatları, “Nihat Genç’in üslubuyla” savunmaya geçti. Hem de nasıl bir savunma!!! Akla-hayale gelmeyecek iftiralar, çarpıtmalar, hakaretler, küfürler, aşağılamalar… Yapmadıkları tek şey açıktan “ana-avrat sövmek”… “Üzüm üzüme baka baka kararırmış”, Nihat Genç’i iki yıldır izleye izleye, kendilerinden başka herkesi “vatan haini” görmeye alışmışlar… Şunlar küfürlerinden bir demet:

 

“Sümüklü böcek kılıklı”, “Hasan Mezarcı kılıklı”, “Nihat Genç’in tırnağı olamaz”, “emirle bu yazıyı yazdı”, “AKP ikisini birbirine düşürdü”, “cahil”, “Barış Manço’da hayran olunacak ne buluyor”, “öfkesine gem vuramıyor”, “kompleksli”, “marjinal”, “mal”, “yanar-döner”, “Recep Bülbülses çıkışları”, “Ajdar misali”, “Yılmaz Morgül misali”, “yazıları boş”, “ruhsuz”, “cevap vermeye değmez”, “ucuz polemikçi”, “Petek Dinçöz seviyesinde”, “kendisini övmesin, övülecek bir tarafı varsa biz överiz”, “Yaşar Nuri’nin gölgesinde”, “bu kadar büyük bir ‘ego’ görmedik”, “eleştiriyi kaldıramıyor”, “tahammülsüz”, “rezil”, “militan”, “Nihat Genç’in gölgesine bile ulaşamaz”, “Orhan Pamuk gibi”, “Nihat Genç’in sahtesi”, “okuru yok, kitaplarını beleş dağıtıyor”, “Nihat ağabeymiz Yatağanbaba’yı kelimeleriyle (küfürleriyle) fena döver”, “tırsak”, “gerzek”, “edepsiz”, “Nihat Genç Yatağanbaba’ya sövmez, çünkü Yatağanbaba Nihat Genç’ten küfür yiyecek mertebeye ulaşamadı”, “Buraya / Nihat Genç’in sitesine de gelip cevap verecek, çünkü o sert egosuyla bu yazdıklarımızı sindiremeyecek”, “kraldan çok kralcı”, “Fethullah’ı sevmiyor görünüyor, Fethullah’ı övenleri savunuyor”, “eski kulağı kesiklerden”, “çelişik”, “boş”, “basit”, “ham / çiğ pişmemiş tosun”, “nöbet / havale geçiriyor”, “aciz”, “soytarı”, “trip yapıyor”, “komik”, “lavuk”, “bokundan yemiş deli”…

 

Google raporuna göre, bugün saat 13:24 itibariyle, yazıma cevap (!) olarak yazdıkları 14 yazıda toplam 49 aşağılama / karalama / iftira / küfür! Bu kadar yazıda bu kadar çok küfür herhalde bir “Dünya rekoru”… Ey Nihat Genç… “Eserinle / zehirlediğin bir kısım gençlikle” övünebilirsin! Bu kadar “Nihat Gençperest” olmalarından / ağızlarının bozulmasından memnun musun? Sana söylüyorum ve uyarıyorum, “hayran kitlen” bunlarsa, bunlar kontrolden çıkmak üzere… Bunlar senin başına belâ olur. Bunun bir adım sonrası “kan dökmektir”, suç da senin üstüne kalır!

                                                                                      

Yazdığım yazı, sert bir yazıdır ama Nihat Genç’e hiçbir hakaret ve küfür yoktur! Bu hayran kitlene daha doğrusu “fanatiklerin”e, ilk önce şunu öğretmelisin: Aleyte yazan “namuslu”ysa, ne kadar ağır yazarsa yazsın küfretmeyin! Bunu öğretemezseniz, bütün emekleriniz boşa gider, çünkü hayran kitleniz namussuzlaşır! Nitekim bu fanatikleriniz içinde “namussuzluğun dorukları”nda bir alçaklık sergileyenler de olmuştur!

 

 

> “ÇIPLAK FOTOGRAFIM” MESELESİ!

 

Adınıza kurulan sitede, benim “çıplak” bir fotografımı yayınlayıp, altına da “soytarı” diye yazmışlardır! Bu bir “namussuzluk”tur! Çünkü o “çıplak” fotografın hangi siteden alındığını daha doğrusu / önemlisi “neden böyle bir poz verdiğimi” yazmamışlardır!  “Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri’ne Çin’in yaptığı zulmü” gündeme getirmek üzere basın toplantısı düzenlediğimde, basın mensupları “Sayın Yatağanbaba, diğer siyasetçilerin dönüp bakmadığı ama aslında çok önemli olan bir konuyu gündeme getiriyorsunuz. Bunu ‘Ulusal Basın’da yayınlatmamız’ lazım. Fakat bunu ‘Ulusal Basın’da haber yaptırabilmemiz’ için sizin ‘ilginç bir şey yapmanız’ gerekiyor” demişlerdi. Buna çok sinirlenmiş ve “ben 37 yaşıma gelmişim. Ulusal Basın’da haber olacağım diye, bu yaştan sonra burada soyunup da size striptiz mi yapacağım” diye bağırdım. Ondan sonra da bu “Seks Manyağı Ulusal Basın”ı eleştirmek ve hatta dalgamı geçmek için o “çıplak pozu” verip “Seksi Yatağanbaba” başlıklı bir basın açıklaması yayınladım.

 

İşin aslı-astarı bu iken / amaç adına ‘Ulusal’ denen bu “Allahsız-Kitapsız Basın”ı eleştirmekken, fanatikleriniz bunu alıp / fotografı cımbızlayıp “küfür ve dalga geçme aracı / malzemesi” yapmıştır! Bu “namuslu bir davranış” mıdır? Bu “namuslu bir davranış” değildir! Bu “ücra bir kasabanın ahırındaki öküzler”in bile aklına gelmeyecek bir şeytanlık / şerefsizliktir!

 

Benim o “komik / çıplak poz”u neden verdiğimi, “hak duygusu zedelenmemiş” okurların öğrenmesi için linkini / bağlantısını veriyorum:

 

“Çıplak fotografı / seksi pozu vermeme sebep olan” Basın Toplantım

TÜRKİYE ÇİN OLİMPİYATLARI’NI PROTESTO ETSİN!

 

 

HYP Denizli İl Başkanlığı 72.Yazılı Basın Açıklaması

SEKSİ YATAĞANBABA / BASIN’DAN DA SOĞUDUM!

http://tarimticaret.blogcu.com/72-aciklama-seksi-yataganbaba-basindan-da-sikildim-bana-musaade-3-2-baski_19117891.html

 

Nihat Genç fanatiklerinin böyle bir “namussuzluk”a tenezzül edeceklerini bilseydim, gider bu konudaki üstatlardan, Kenan İmirzalıoğlu’ndan, Murat Boz’dan veya Tarkan’dan ders alırdım! Ben nerden bilirdim bu “seksi poz vermek işi”ni gözüdönmüş fanatiklerinizin bu kadar ciddiye alıp da namussuzluklarına araç yapacaklarını?

 

 

> “İBRANİLİK” ve “İBNELİK” MESELESİ…

 

Bu “küfür bombardımanı” arasında, başka bir “namussuzluk” daha sergilendi ki, kusmamak için kendimi zor tuttum. Bir insanın bu kadar “namussuzlaşacağını” düşünemezdim. Adı geçen yazıma yorum yapan ve ünlü bir güldürü sanatçımızla aynı adı taşıyan namussuz, yorumunda beni “İbraniliğe davet” propagandası yapmakla suçluyor ve şöyle yazıyor:

 

Allah Musa’yı “Peygamber” atadıktan sonra, Hz.Musa’ya ve kardeşi Hz.Harun’a aynen şöyle diyor: Firavun’a gidin! Çünkü o azdı! “Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin”; belki öğüt alır, yahut ürperir. (Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk) / İBRANİLİĞE DAVET Mİ?

 

Bunca yıldır yazı yazarım, her türlü övgüyü ve sövgüyü gördüm de bu kadar şerefsizliği “ilk defa” görüyorum. Siz o “alıntı”yı böyle yapar ve altına da “İbraniliğe davet mi?” diye yazarsanız, sorunuzda / fitne-fesatlığınızda haklı olursunuz. Ama o cümle / yazı “öyle değil”dir, şöyledir:

 

Firavun’a gidin! Çünkü o azdı! “Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin”; belki öğüt alır, yahut ürperir. (Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk / Kur’an-ı Kerim Meâli / Tâhâ Suresi 43-44.Ayetler / 125.Baskı / Yeni Boyut Yayınları / İstanbul 2003)

 

İftira / karalama kampanyasının tezgâhtarı namussuz, yazının “aslı” işte böyle! Aslı ile senin alıntılamış gibi gösterdiğin sahtesi birbirini tutuyor mu? Senin alıntı yaptığını iddia ettiğin rezalette, söz sanki “Yaşar Nuri Öztürk’ünmüş” gibi algılanıyor ve de bu durumda İbranilik / Yahudilik propagandası yapılıyormuş gibi oluyor…

 

Oysa ki, benim altında imzam bulunan orjinalinde söz Yaşar Nuri Öztürk’ün değil, “Allah’ın sözü”… Bu bir “Kur’an Ayeti”… Öztürk’ün adı orada “sözün sahibi” olarak değil, “meâli yapan” yani “tercüman” olarak geçiyor. Ve oradaki “tatlı dil” emri, Yahudiler’e verilmiş / onlara özel bir emir değildir, Müslümanlar’ı da bağlar! Yahudiler’e “tatlı dil”, Müslümanlar’a ise “tatlı olmayan dil” kullanın anlamı çıkmaz!

 

Buncağızı ve iki alıntı arasındaki anlam farkını bile ayırt edemeyen / bilmeyen çapsız ve donanımsızların bu yaptığının karşılığı “cahillik”tir!

 

Ha aslında domuz gibi bilip-durduğu halde bilerek bu namussuzluğu yaptıysa ve beni İbranilik propagandası yapmakla suçladıysa, o zaman yaptığının karşılığı “ibnelik”tir…

 

“İbranilik”e davet etmediği halde “etmiş gibi ima ederek” ibnelik yapan “ibne / kaypak ruhlu” namussuzların / iftiracıların Allah belâsını versin!  “Nihat Genç’i savunup Yatağanbaba’ya çamur atacağım” şartlanmışlığıyla tenezzül edilen şu haysiyetsizliğin / maruz kaldığım zulmün hesabını kim verecek?

 

 

> “BEDAVA GENELEV” MESELESİ!

 

Nihat Genç adına açtıkları sitede, bu “Şartlanmış Küfürcü Timi”nin alay malzemesi yaptığı bir konu da, ben HYP Denizli 1.Sıra Milletvekili Adayı olduğumda “18 yaşını geçen gençleri Genelev’e bedava götürme vaadi” vermişim! “Ulan bunlar kafayı mı yedi” diye düşünürken, bu iddialarına kaynak olarak bazı sitelerin adlarını vermişler. Bu referans gösterdikleri “ekşili-tatlı-tuzlu” sözlük siteleri de “aynı namussuzluğu” sergilemiş! Ulusal televizyon NTV, “Ulusal Basın’a neden bu kadar çok kızıyorsunuz” diye sorduğunda bir cevap vermiştim, o cevabımdan bir cümleyi cımbızlayıp çekmişler ve bu ne işe yaradığını anlamadığım “ekşili-tatlı-tuzlu / yüce-ulu dağlı” sözlük sitelerinde yazmışlar. O olay öyle değildir, şöyledir:

 

NTV’nin “Ulusal Basın’a neden bu kadar çok kızıyorsunuz” sorusuna verdiğim cevap, adı geçen televizyonun “Haberler”inde yayınlanmıştır, dolayısıyla da dinleyenler de “ne dediğime / verdiğim cevaba şahit”tir! Şunu söyledim.

 

Kızıyorum, çünkü HYP’nin projelerinden hiç bahsetmiyorlar. Tarım’ın ayağa kalkmasını sağlayacak “Tohum Bankası” projemizi anlatıyoruz yayınlamıyorsunuz, bu ülkenin nimetlerini bu ülkenin çocuklarının yiyebilmesi için “Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesi” projemizi anlatıyoruz yayınlamıyorsunuz, dinci-laikci kavgasını bitercek olan “Muhammed’le Mustafa’nın bütünleştirilmesi” projemizi anlatıyoruz yayınlamıyorsunuz. Meselâ Kur’an “istemediği halde fuhuşa zorlanan kadınları, Allah’ın affedeceğini” söylüyor. Gazetelerden okuduğumuza göre ise Türkiye’nin Genelevleri’nde aslında orda çalışmak istemeyen ama buna zorlanan kadınlar var. Zaten çoluk-çocuğuyla / eşiyle sıcak yuvasında bir aile hayatı varken, o pislik yerde hangi kadın çalışmak ister? Ben bu ayete dayanarak, bu Genelev’de çalışmak istemeyen kadınların Genelev’den Devlet yardımıyla kurtulup tövbe etmesi için bir proje geliştirdim. Çünkü siyasetçi bu konuda söz söylemez ve gereğini yapmazsa, bu yozlaşmaya ve günaha o da ortaktır. Fakat Ulusal Basın bu projemi de yayınlamıyor. Ulusal Basın’da haber olmak için “Fuhuşa zorlanan kadınları Devlet yardımıyla Genelev’den kurtaralım” yerine “yaşı 18’i geçen gençleri Genelev’e bedava götüreceğim” demem mi gerekiyor, beni ancak bunu söylersem mi Ulusal Basın’da haber yapacaksınız? Tek yaptığınız haber, Cem Uzan’ın ve diğerlerinin “mazot fiyatı lakırtısı”… Bunları vaat eden siyasetçileri ve bu saçmalıkları haber yapan o Ulusal Basın’ın topunu “uğruna koca bir Seçim dönemini heba ettikleri” o mazotu döküp yakmak lazım…

 

İşte benim söylediğim bu! Bu sözümün / anlatmak istediğimin “gençleri bedava Genelev’e götürmek vaadi” ile ne alakası var hayvan herifler! Sizin gibi Allah korkusu olmayan bilmem ne sözlüğü internet sitelerinin de Allah belâsını versin! “Asıl orospular” o Genelev’de fuhuşa zorlananlar değil, “ekşili-tatlılı-tuzlu / alçak ve ulu dağlı” adlı, hayvan sürüsü namussuzların sahte / rumuzlu isimlerin ardına saklanıp, milletin haysiyet ve şerefiyle oynayan / sırf bunun için site kuran / kurulan siteleri bu yönde kullanan, “kansız birer sütübozuk tayfası” olan sizsiniz!

 

İşin aslının benim dediğim gibi olduğunun ve Allahsız-Kitapsız sözlük sitelerinin kuru iftirasının kanıtının linkini / bağlantısını da veriyorum:

 

HYP Denizli İl Başkanlığı 28.Yazılı Basın Açıklaması:

FAHİŞELERE “AJAN MUAMELESİ” YAPILMALI!

 

 

HYP Denizli İl Başkanlığı 44.Yazılı Basın Açıklaması

BUNLARI MAZOT DÖKÜP YAKMAK LÂZIM!

 

 

 

> “NİHAT GENÇ DÜŞMANI” DEĞİLİM!

 

İşi öyle bir hale getirdiler ki, sanki Yatağanbaba “Nihat Genç düşmanı”… Allah’tan korkun! Kardeşim ve İnternet Danışmanım olan Ahmet Yatağanbaba Eylül ayında Almanya’dan Türkiye’ye izne geldiğinde, kanallar arasında dolaşırken, televizyonda Nihat Genç denk geldi. Kardeşim “Nihat Genç’i beğeniyorum” dediğinde “ben de beğeniyorum. Yaşar Nuri Öztürk’ü ve Barış Manço’yu sevmiyor ama olsun bunu görmemezlikten gelmek lâzım. Çünkü insanlar fena doldu, bu konuşmalarıyla insanların gazını alıyor, rahatlatıyor, yoksa bu dolan insanların gazı alınmazsa bir yerde patlarlar, kontrol etmek mümkün olmayabilir” dedim. Benim düşüncelerim böyle. Fakat, işi “üslupları aynı”ya getirirseniz, bir de bunu internet ortamında “Yatağanbaba ile Nihat Genç’in üslubu birbirini andırıyor” diye yazarsanız, “bu nazik kafamın bu nazik tası” fena atar, ben buna karşı çıkarım. Çünkü bu doğru değildir.

 

Bunu da geçelim. Çünkü az önceki olay “abi-kardeş” arasında olan / resmiyeti olmayan bir sohbet… Fakat, “altına imzamı atarak” Nihat Genç’i övdüğüm resmi açıklamam da var. Hem de “iki yerde”… Biri Nihat Genç’in “Amerikan Köpekleri! Irak Sizin Neyinize?!” kitabını tanıtmak için yaptığım açıklamam… Diğeri de Kasım 2005’de yayınlanan ve şu anda “3.Baskı”sını yapmış olan “Siyaset Peygamber Mesleğidir / Amerika Kâbe’nin Üstünde Dansöz Oynatacak” kitabımda yer alan “Yatağanbaba’nın ve Papa’nın Misyonerliği / AB Resmi Daireler’den Atatürk Fotografları’nı Kaldırıyor” makalemde yer alan Nihat Genç’ten yaptığım bir alıntı… Sitelerine girin ve kendi gözlerinizle görün:

 

Yatağanbaba Menajerlik & Organizasyon 6.Haber Bülteni

AMERİKAN KÖPEKLERİ! IRAK’TA NE İŞİNİZ VAR SİZİN?!

 

 

Yatağanbaba / Bütün Eserleri – 2

SİYASET PEYGAMBER MESLEĞİDİR

 

 

“Nihat Genç’le Yatağanbaba’nın üslubunu benzetmeyin, onun ağzı bozuk” dedim diye, yukarıdaki 49 tane küfürü edenlere bu iki açıklamam “kapak” olsun!

 

 

> “KALEM’İN HAYSİYETİ”NE İNANIRIM!

 

Ben “kalemin haysiyeti”ne inanan bir adamım!

 

Nihat Genç’in “olumlu” gördüğüm yönünü de yazmışım, “olumsuz” gördüğüm yönünü de… Bundan sonra görürsem gene yazarım. Nihat Genç fanatikleri hırlayacak diye korkup-tırsacak değilim! Topu vız gelir-tırıs gider!

 

Ben Kur’an’dan başka “tartışılmaz kitap”, Hz.Muhammed’ten başka da “tartışılmaz insan” tanımam! Nihat Genç Allah mı Peygamber mi? Dokunulmazlığı mı var? Büyüüük Nihat Genç Abiniz, -sizin ifadenizle- onun “tırnağı bile olamayacak Yatağanbaba’nın” iki satır yazısıyla devrilecek mi? Bu paniğiniz niye?

 

Yazdığım yazının sonuna kadar arkasındayım! Birilerinin böyle “bağrına mızrak yemiş vahşi gibi böğürmesi” beni etkilemez. Sizin “nefesiniz” zaten bana yetmez! Siz gidin “ustanız” gelsin! Aradaki parazitler “geberik bir sivrisinek vızıltısı gibi” baş ağrıtmaktan başka bir işe yaramıyor!

 

Size şu kadarını da söyleyeyim! Uğruna bana bir ana-avrat sövmediğiniz kaldığı Nihat Genç, yazıma cevap verirse veya kendi aranızda konuşursanız, “sizin beklediğiniz cevabı” vermeyecek! Çünkü “görmüş-geçirmiş bir kişi”, 53 yaşın tecrübesi var, sizin gibi “sazanlık” yapmaz, ne kadar sert ve aleyhinde olursa olsun “namuslu bir eleştiri” ile “namussuz bir eleştiri”yi ayırt edebilir!

 

 

> NİHAT GENÇ’İN “İLAÇ PARASI” BİLE YOKTU!

 

Sahi ya, şu Nihat Genç’in “görmüş-geçirmiş”liğinden / 53 yaşının verdiği tecrübesinden / yaşadıklarından söz açılmışken, bir soru sorayım: Şimdi “1 numaralı Nihat Genç hayranı” olan ve bana dümdüz küfreden yukarıdaki 49 küfürün sahibi vatan evlatları, büyük milliyetçiler, büyük vatan severler… Nihat Genç’in bir akrabası öldüğünde, ilaç-cenaze masrafı için bile cebinde para yokmuş! Yoksulluğun pençesinde kıvranmış. Şimdi sormam mı ben size, “siz o sırada nerdeydiniz? Reklâmlardaki sloganla soracak olursam ‘Çoko Prens almaya mı’ gitmiştiniz?” Ben Denizli’de yaşadığım ve daha Anadolu’ya bile dağıtılmamışken kitaplarım 1.500 ve / veya 3.000 adet basılır-satılırken, İletişim Yayınları Nihat Genç’in kitaplarını sadece 500 adet basıp-satıyor ve bu yüzden de Nihat Genç para kazanamıyormuş! Yukarıdaki 49 küfürün sahibi ve şu anda “Ulu Manitumuz Nihat Genç” diyerek Nihat Genç’e tapan fanatikleri, sizin kalıbınıza yazık!

 

Siz bir araya gelip de, “Türkiye için bu kadar önemli gördüğünüz bir Yazar’ın kitaplarını” 3’er bin 5’er bin adet bastırıp da insanlara tanıtamaz / okutamaz mıydınız? Bunu yapmaktan aciz miydiniz? Şimdi SKY Türk ve ART Nihat Genç’i televizyona çıkardı ve şöhret oldu diye, “hazıra konup” Nihat Genç adına ahkâm kesiyorsunuz! Nihat Genç adına oluşturdukları sitede, milliyetçiliği savunup da utanmadan “yabancı bir kelime ile rumuz kullanan” fanatiği, yazdığım yazının her paragrafına cevap verdiği uzuuuun savunmasında iki de bir “Nihat Genç’in kitapları çok / yok satıyor” diye kasılıp / övünüp duruyor! Peki ya Nihat Genç televizyona çıkarılmasa ne olacaktı? Marifet “zaten şöhret olmuş / şöhret olduktan sonra” göklere çıkarmakta mıdır, yoksa “bu kadar tanınmadan önce” televizyonun karşısında oturduğunuz koltuğa yapışmış poponuzu kaldırıp, “bu Ülke’nin yarınları için didinen birileri var mı” diye bir araştırma yapıp / zor / dar gününde yanında olmak mıdır? Delikanlılarsa; bu “tatlı su aydınları” gibi olan Nihat Genç’in “iyi gün dostu” fanatikleri, bunun muhasebesini vicdanlarında bir yapsın!

 

Televizyonun “sihirli değneği” dokunmasa, şimdi toz kondurmadığınız ve “bak Yatağanbaba kitaplarını beleş dağıtıyor (ki bu da aşağılık bir yalandır / basın mensuplarına tanıtım için ve aileme, akrabalarıma ve arkadaşlarıma verdiğim, toplasan 50 kitap hariç, hiç kimseye beleş kitap vermedim, o ‘beleş dağıtıyor’ dedikleri kitaplar, varlıklı okuyucularımın ‘falan kitabından şu kadar satın alıyorum, onları benim adıma maddi imkânı kısıtlı okurlarına ver’ dedikleri katplardır, yani ‘parasını almışım’dır, dolayısıyla ‘beleş’ değildir) oysa ki Nihat Genç’in kitapları yok satıyor” diye kasılan “yabancı kelimeli rumuzlu” ve diğer avukatlarının Nihat Genç’in varlığından haberini bile olmayacak / ruhları bile duymayacak ve “bağımsız Yazar” diye övdükleri o Kalem, ilaç parası bile bulmakta zorlanarak ölüp-gidecekti…

 

Üslubunu beğenmesem de, aynı işi yapan bir “meslektaşım”ın böyle 500 tane basılan kitaplardan gelecek telife muhtaç edilmesine “üzülmedim” dersem yalan olur, üzlüdüm! Ha şimdi televizyonda şöhret olduktan sonra kitapları çok satılıyormuş, Nihat Genç’ten daha Nihat Genç’ci / ona toz kondurmayan / aleyhinde yazanlara ağız dolusu küfretmeye hazır “gönüllü koruma ordusu” varmış, ayrı konu…

 

“Böyle bir şey yok, Nihat Genç bu sıkıntıları çekmedi, kitapları hep ‘15.000 satışa bile’ ulaştı, biz hep yanındaydık, Yatağanbaba uyduruyor” diyen varsa, işte isbatı / linki-bağlantısı:

 

NİHAT GENÇ: AYDINLAR SAVAŞI BAŞLADI BİLE!

http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/06/11/yazarlar/yazarlar341.html

 

Bu böyleyken, Nihat Genç yarın televizyonlarda konuşturulmasın veya başına bazı aksilikler gelsin ve şimdiki kadar popüler olmasın, şimdi uğruna aleyhinde yazanlara küfredenlerin / topuzun ayarını kaçıranların, gemiyi de ilk terk edecekler olduğundan nedense kuşku duyuyorum! Bu kuşkum, bu adına aleyte yazanlara küfreden “bazı hayranları”na Nihat Genç’in ne kadar güvendiği konusunda da var… Allah göstermesin, öyle bir durumda, Nihat Genç o “ilaç parası bile bulamadığı dönemlerde yanında bulunan bir avuç gerçek gönüldaşından başka kimsecilklerin kalmayacağını” biliyor ve şimdi bu “ateşli / sonradan görme-olma fanatikleri”ne bıyık altından gülüyordur! Çünkü 53 yaşına gelmiş bir tecrübe bu “yemleri” yemez!

 

 

> “ANA-BABA TERBİYESİ” GÖRMÜŞ, NİHAT GENÇ HAYRANLARI!

 

Şimdi, “kalemin haysiyeti”nin icabı, bir e-mektubu burada yayınlayacağım: Neden? Çünkü bu e-mektuptan anlaşılıyor ki, Nihat Genç’in okuyucuları arasında, “ağzı bozuk” olmayan, “ana-baba terbiyesi” görmüş, hatta ve hatta “tek bir tane bile küfür etmeden” beni eleştiren / sitem eden hayranları da var! Ben bu tip hayranlarının çoğunlukta olmasını dilerdim ama gördüğüm kadarıyla bunlar istisna / azınlıkta… Olsun! Buna da şükür! Fakat korkarım, yukarıdaki “gözüdönmüş / insanlıktan çıkmış küfürbaz çetesi”, bana bu e-mektubu yazdığı için aşağıda adı verilen kişiyi “Nihat Genç hayranlığı”ndan “aforoz” edecek ve bana ettikleri küfür sayınca kendisine de sövüp-sayacak… Alışmışlar çünkü… Aşağıdaki e-mektubun sadece imlâ hatalarını düzeltiyor, aynen yayınlıyorum:

 

Merhabalar Sayın Yatağanbaba…

 

Geçenlerde bir internet sitesine düşen habere gözüm ilişti ve gerçekten çok üzüldüm… Sayın Nihat Genç ile ilgili verdiğiniz bir röportajda (röportaj vermedim, yazı yazdım) sizin deyiminizle “hiç de hoş olmayan” bir uslupla açıklamalarda bulunmuşsunuz….

 

Verdiğiniz röportajı “satır satır”, “tekrar tekrar” okudum.

 

Sayın Nihat Genç’i “yakından takip eden” biriyim.Şüphesiz benim de ona karşı eleştirilerim vardır.Şüphesiz ben de onda eksik bir çok unsur görebilirim. Kaldı ki bu siz ve ben değil, onu izleyen herkes için öyledir (acaba?!!! Yukarıdaki küfürleri edenler ne olacak?)… Ancak şu bilinmelidir ki çok zor şartlardan geçen ülkemizin bu döneminde insanların fikirlerini asgari düzeyde de olsa ortak paydalarda birleştiren ve bunu yansıtan bağımsız yazarlara ihtiyaç vardır.

 

Tv konuşmalarınızı inceledim ve birkaç kitabınıza da göz atma imkanı buldum gerçekten sizin de “kendinize ait” bir üslubunuz var ve bu üslup da biz gençler için ayrı bir zevk unsuru. Bir o kadar bilgi dolu.

 

Ancak Sayın Yatağanbaba, ben ve benim gibi binlerce arkadaşım size oldukça kırgın.

 

Çünkü bizler artık insanların buluştuğu ortak paydanın “bağımsızlığa, egemenliğe sonsuz düşkünlük, emperyalizme karşı sarsılmaz direnç” olma noktasına gelemesini istiyoruz. Biz bu ülkenin gençleri  olarak, siz ve sizin gibi yazarlardan bunu istiyoruz… Şüphesiz herkes farklı fıtrata sahiptir. Ancak biz özellikle “şu dönemde ülkemizin hassasiyet sahibi yazarlarının bazı ayrışma noktalarını ikinci plana atması” gerektiği kanaatindeyiz… İster sağcı, ister solcu isterse bir başka tanımlama adı altında olsun, “ülkesini, milletini seven her bireyin asgari belli bir ortak paydada birleşmesi“ gerekir. Ve bu birleşme içinde karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörüyü barındırmalıdır… Ve artık asgari ortak paydası olan insanlar, kısır çekişmelerle ülkemizde büyük oyunlar çeviren zararlı odakların ekmeğine yağ sürmemelidir. Bakın bizler dışardaki yangının evimizin içine girmesini istemiyoruz lütfen bunu anlayın. Eğer evin içine girdiyse odamıza kadar ulaşmasını istemiyoruz… Ama siz yangını zaten odada başlatmaya kalkarsanız o zaman bu yangını sizin çıkardığınız kanaati doğacaktır.

 

Bütün samimiyetimle söylüyorum ki;  siz ve sizin gibi birçok yazarın bu ülkede susturulmaya,ya da ikinci plana itilmeye çalışıldığının farkındayız.  Ulusal medyada çarşaf çarşaf yazılar yazan “kalemi sakat” birçok kişinin; deneyimsiz, bilgisiz hatta “konuşmaktan aciz” olduğunu biz gençler olarak görüyor biliyoruz. Kısıtlı imkânlarla da olsa, bizler sizleri yakından takip ediyoruz. Bu takibimiz bundan sonra da devam edecektir. Taa ki bu ülkede gerçek aydınlanmayı, gerçek bilmi, gerçek kültür değerlerini, gerçek dini hakim kılana dek…

 

Sayın Yatağanbaba, sürçü lisanım varsa hoş görün sizin gibi deneyimli bir yazar olmamanın verdiği tedirginlikle düşüncelerimi dahası benim gibi düşünen binlerce arkadaşımın düşüncelerini size ifade etmeye çalıştım… Sevgiler… (Ömür Ulusoy / 26.12.2008 / 14:04)

 

 

> NİHAT GENÇ’TEN ve SAMİMİ VATANSEVERLER’DEN “ÖZÜR DİLİYORUM!”

 

Bu e-mektup, benim kafamı karıştırmıştır. Buna benzer serzenişleri, başkaları / Yusuf Türk ve Cumhur isimli-rumuzlu okur yorumlarında da gördüm…

 

Bu benim için şaşırtıcı bir olay… Çünkü “bağımsızlığa, egemenliğe sonsuz düşkünlük, emperyalizme karşı sarsılmaz direnç olma noktasında” Nihat Genç ile Yatağanbaba’yı “aynı kulvarda” görenler olduğuna inanamıyorum! O yazımda gırgır olsun diye yazdığım “saç ve sakalımızdan başka” benzeyen bir tarafımızı da göremiyorum. Bu kadar ayrı dünyaların insanlarını bazı okuyucular “aynı kavgayı veriyorlar” diye anlıyor / görüyorsa, yapacak bir şey yok!

 

Böyle düşünenler de varsa ve yazımdan ötürü gerçekten de böyle bir hayal kırıklığı oluştuysa, ben bunun farkında değilim! “Aynı Nihat Genç’ten mi bahsediyoruz”, onu da bilmiyorum. Belki o kaba-saba konuşmalarına tahammül edemediğim için kaçırdığım / takip edemediğim yönleri olabilir. Bu Nihat Genç, “bu kadar umut bağlanan” bu kadar “mübarek bir insan”sa, Nihat Genç’ten özür de dilerim, hatta “özür diliyorum”! Fakat anlattığınız kadar “mübarek bir insan” olduğuna da inanmıyorum! Gerçeği / işin aslını Allah bilir! Orası benim boyumu aşıyor. Ben “gördüğüm neyse” onu yazdım / anlattığım sebeplerden adımın kendisiyle birlikte anılmasını istemedim! Tek başına da konuşsa, “televizyon tepişmeleri”nin fitilini bir biçimde yeniden ateşlediğini kim inkâr edebilir? Bu konuşmalar / bu üslup, “Millet’in birikmiş gazını almaya yarar ve hayırlıdır” dedik ama “işin suyunu çıkarıp” da televizyonu olduğu gibi “gaz odası”na döndürmenin anlamı / ciddiyeti var mı?!!!

 

Neyse… O bakımdan o yazımdan ve yukarıdaki küfürleri edenlerden değil ama bu hayal kırıklığına uğrayanlardan özür diliyorum.

 

 

> BAK “YİNE ŞÖHRET OLMAK” PEŞİNDEYİM!

 

Pardon ya! Bak gene Nihat Genç’e laf edip (!), adını kullanarak “meşhur olmaya” çalıştım! Televizyon karşısında pinekleyen ve iyi şarkıcı veya yazarların sadece o televizyonda konuşanlardan / konuşturulanlardan ibaret sanan, kafasını devekuşu gibi kuma gömmüş / kendini aldatan küfürbaz takımının haberi yoktur ama, boşuna “aman Nihat Abimiz’in adını kullanarak Yatağanbaba şöhret olacak” diye telaşlanmasınlar. Ben zaten meşhur bir adamım! Beni sokaktaki kediler bile tanıyor! Çünkü ben “duruşu belli” bir adamım! E bunu tabi sizin gibi “televizyon köleleri” bilemez, fakat sizin için üzgünüm ama “televizyonun dışında” ve o “Allahsız-Kitapsız bir takım Bizans Basını’nın haricinde” de bir hayat var ve işte o hayatta hakkımda kitaplar dolusu köşe yazısı yazıldı. Leyhimde ve aleyhimde. Ne büyük mutluluk ki, hiçbir televizyon kanalında bir programda konuşmadan bu gerçekleşti. Çünkü televizyonda görünmeyle gelen bir şöhret, televizyonda görünmemeyle de anında gider. Bu asansörle çıkıp-asansörle inmeye benzer!

 

Bu “televizyon” öyle bir tuzaktır ki, sizi iliklerinize kadar kullanır, alacağını aldıktan sonra da içi paslı pis bir kovanın içine atıverir! Fakat televizyondan önce bir altyapısı oluşmuş ve ondan sonra televizyonda şöhretini katlamışlar için bu tehlike yoktur! Acele etmeyin! Benim de o televizyonlardan konuşacağım ve Milletim’e sesleneceğim günler gelecek! “Nihat Genç’i televizyondan konuşturuyorlar ama Yatağanbaba’yı konuşturmuyorlar” avuntusuyla, bunu bir “değer ölçüsü” yapmayın… Nihat Genç dediğiniz kadar önemli biriyse, herhalde bunu “televizyonda görünmesi ile kıyaslamak” kendi kalenize gol atmak olur? Ne yani? Nihat Genç 53 sene gösterilmediği televizyonsuz hayatında önemsiz, televizyondan konuşturulduğu 53 yaşından sonra mı önemli oldu? Televizyonda konuşturlmak, nasıl olur da bir “değer / önemli-önemsiz ölçüsü” olur?

 

Bu küfürbaz tayfının kafasından gidersek, herhalde onlar da / hakkımda o kitaplar dolusu köşe yazılarını yazanlar da “benim üstümden meşhur olmaya” çalışıyor! Ben de o köşe yazılarına adımı kullanıp üstümden prim yapmaya çalıştıkları gerekçesiyle “Nihat Genç Küfür Bombardımanı Timi”nden öğrendiğim o “yakası açılmamış küfürleri” edip de bu tim gibi “dümdüz” gitsem mi acaba?

                                                                                                                     

Bilmiyordum, öğrendim! Demek ki, bu fanatik tayfaya göre “İsminin yan yana anılmasından ‘neden rahatsızlık duyduğunu anlatmak’ için Nihat Genç’i eleştirmek, meşhur olmaya çalışmak” demek oluyor. Demek ki, bu fanatik tayfaya göre Nihat Genç aslında “bedava reklâm bürosu”dur! Tövbe tövbe!… Ha unutmadan, bu yazımdan sonra da bu “Nihat Genç Küfür Manyağı Timi” gene küfrederse, önceki ve yeni küfürlerinin iki misliyle –şimdiden- iade ediyorum!

 

 

> NİHAT GENÇ’İ UYARIYORUM!

 

Nihat Genç’e de sesleniyor ve uyarıyorum: Ya o adına açılan siteyi kapattır, ya da yöneticilerini değiştir. Herkesin bir haysiyeti-şerefi var. Bana bunların İP numaralarını buldurma ve hakkımı arayıp dava açmak için mahkemelere önden bilmem kaç milyar ödettirme! En azından “nasihat” et! Seni gerçekten seviyorlarsa / samimilerse, senin sözünü dinlerler! Futbol maçlarındaki küfürlere bile rahmet okutan bu küfürlerle bir yere varılamayacağını anlat! Aksi taktirde, bunlara bu küfürleri etmeleri için senin tarafından teşvik edildiklerini / onlara gaz verdiğimi / bunların senden cesaret aldığını düşüneceğim!

 

 

> HAKKIMI HELÂL ETMİYORUM!

 

Tekrar ve Özet: Etten-kemikten insanım, Peygamber değilim, yazdıklarımdan incinen olduysa, o samimi insanlardan “özür diliyorum”, -vicdanlarını ameliyatla aldırdıklarından- akla-hayale / mantığa / vicdana sığmayan yukarıdaki o iftiraları / hakaretleri / küfürleri edenlere ise “hakkımı helâl etmiyor”, onları önce Allah’a, sonra da sütlerine havale ediyorum…

 

Sizin “hak duygunuz zedelendiği” için “hakkı helâl etmemek” ne demek bilmezsiniz! Ama ustanız ve bana ettiğiniz bu küfürlerin bir biçimde faili / sebebi olan Nihat Genç bilir, ona sorun!

 

Bu “özür dilediğim” samimi insanlar hiç kusura bakmasın, Nihat Genç bu ruh hastası ve insanların haysiyetine ve şerefine dil uzatan “küfürle kafayı yemiş” fanatiklerinin kulağını çekmez ve onlar da bu kulak çekişten sonra bir daha “insanlara böyle küfretmekten tövbe etmez”lerse yani o bana ağız dolusu küfrettikleri o Nihat Genç’in adını taşıyan siteden “özür dilemezlerse”, bunlarla değil “emperyalizme” karşı güçbirliğine, “tuvalete” bile gitmem!

 

Siz gidecekseniz, alın bu “kendini kaybetmişler”le gidin bir yere de görelim! En ufak bir “işlerine gelmeyen söz söylediğinizde” maruz kalacağınız tek şey, “benim yediğim şu küfürler”in tamamını yemek olacak:

 

 

> BUNLAR “ABDULLAH ÖCALAN’A BİLE” BU KADAR SÖVMEMİŞTİR!

 

“Sümüklü böcek kılıklı”, “Hasan Mezarcı kılıklı”, “Nihat Genç’in tırnağı olamaz”, “emirle bu yazıyı yazdı”, “AKP ikisini birbirine düşürdü”, “cahil”, “Barış Manço’da hayran olunacak ne buluyor”, “öfkesine gem vuramıyor”, “kompleksli”, “marjinal”, “mal”, “yanar-döner”, “Recep Bülbülses çıkışları”, “Ajdar misali”, “Yılmaz Morgül misali”, “yazıları boş”, “ruhsuz”, “cevap vermeye değmez”, “ucuz polemikçi”, “Petek Dinçöz seviyesinde”, “kendisini övmesin, övülecek bir tarafı varsa biz överiz”, “Yaşar Nuri’nin gölgesinde”, “bu kadar büyük bir ‘ego’ görmedik”, “eleştiriyi kaldıramıyor”, “tahammülsüz”, “rezil”, “militan”, “Nihat Genç’in gölgesine bile ulaşamaz”, “Orhan Pamuk gibi”, “Nihat Genç’in sahtesi”, “okuru yok, kitaplarını beleş dağıtıyor”, “Nihat ağabeymiz Yatağanbaba’yı kelimeleriyle (küfürleriyle) fena döver”, “tırsak”, “gerzek”, “edepsiz”, “Nihat Genç Yatağanbaba’ya sövmez, çünkü Yatağanbaba Nihat Genç’ten küfür yiyecek mertebeye ulaşamadı”, “Yatağanbaba buraya / Nihat Genç’in sitesine de gelip cevap verecek, çünkü o sert egosuyla bu yazdıklarımızı sindiremeyecek”, “kraldan çok kralcı”, “Fethullah’ı sevmiyor görünüyor, Fethullah’ı övenleri savunuyor”, “eski kulağı kesiklerden”, “çelişik”, “boş”, “basit”, “ham / çiğ pişmemiş tosun”, “nöbet / havale geçiriyor”, “aciz”, “soytarı”, “trip yapıyor”, “komik”, “lavuk”, “bokundan yemiş deli”…

 

Sorarım size: O yazıyı yazdım diye, Nihat Genç adını taşıyan siteden bana bu 49 küfürü edenler, başka birisine hatta Abdullah Öcalan’a bile bu kadar ağır küfür etmiş midir? Bu nasıl bir zulüm ve nasıl bir gerekçedir? Sizin de maruz kalacağınız sonuç budur. İnanmıyorsanız, deneyin de görün! Bu “aklını kaybetmiş / şuursuz takımının eline geçmiş, adına açılan sitesiyle” ve bu tayfayla, bırakın beni, Nihat Genç’in kendisi de bir yere gidemez!

 

Hele hele bir de ben! Zaten ben, bu halleriyle istesem de onlarla “emperyalizme karşı güçbirliğine” de “tuvalete” de gidemem, -Allah’ın işine karışmak gibi olmasın ama- böyle bir şeyi “Allah yazdıysa bozsun”… Çünkü “Adanalı” dizisinde –son haftaların en popüler- şarkısında Ceza’nın söylediği gibi, -2008 yılının son günlerinde internet kayıtlarına geçen bu “bir yazısından dolayı Nihat Genç’in adını taşıyan siteden Yatağanbaba’ya edilmiş 49 küfür” de ispatlamıştır ki;

 

“Sizinle benim aramda koskocaman bir fark var!”

 

O fark “edep”, “terbiye”, “nezaket”, “Allah korkusu” ve “utanma duygusu”dur!!!

 

İşte o “gelişmelere gerçekten üzülen samimi vatansever gençlerin / yaşıtlarımın ve benden büyüklerin” de görmesi gereken “bunlarla / bu üslupla Yatağanbaba’nın uslubunun arasındaki koskocaman fark / ve asla birbirlerini andırmadıkları ve şidditle karşı çıktığım yazımın doğruluğunun kanıtı”, Nihat Genç adını taşıyan siteden şahsıma edilen bu küfürlerdir! “Nihat Genç’e kadar düşmedim” dedim diye / bu gerekçeyle / suçum bu diye, İnternet Tarih’i, böyle “organize ve kahpece bir linç girişimi”ne daha, tanık olmuş mudur?

 

İşte bu bakımdan “üslüplarımız asla benzemiyor” demiş ve bunda ısrar etmiş idim! Ben “benzemiyor” dediysem “benzemiyordur”… Tarih’in ve İnternet Kayıtları’nın ve de şu anda okuduğunuz satırın üç paragraf yukarısında bu gerçek bir defa daha yazıya geçmiş ve tescillenmiştir!

 

 

> TEKRAR SORUYORUM, “AYNI NİHAT GENÇ’TEN” Mİ BAHSEDİYORUZ?!

 

Anlamadığım bir konu da şu: Bugüne kadar Nihat Genç aleyhinde o kadar insan yazı yazdı. Acaba diyorum, bu küfür makineları onlara da mı böyle sövdü? Bu mümkün değil! Çünkü eğer ki Nihat Genç, “eksik bildiğim / yanlış anladığım gerekçesiyle” bana dayattığınız ve özür dilemeye zorladığınız kadar “aklı başında / vatansever bir kişi” ise ve bu aynı tayfa daha önce aleyhinde yazı yazanlara da böyle sövdüyse, Nihat Genç’in bu tayfayı çoktan o “kendi adını taşıyan” siteden kovmuş olması gerekirdi. O halde iki anlamı var bunun: Ya Nihat Genç, “kendi adını taşıyan bu siteyi” ziyaret edip neler yazılıp-çizildiğini okumuyor, ya da bu tayfa “ilk defa” bu kadar ağır ve çok küfür ediyor!

 

Bu tayfa bana “mal” da demişti ya! İşte şimdi Dünya-Alem gördü “kimin ne mal olduğunu”…

 

“Yatağanbaba’nın üslubu Nihat Genç’in üslubuna benzemiyor” demiş idim. Eksik söylemişim, Son iki günde yaşananlarla bir gerçeği daha öğrendik! Yatağanbaba’nın ve Nihat Genç’in kendilerini bırakın; “Yatağanbaba’nın Hayranları’yla, Nihat Genç Hayranları’nın (en azından bir kısmının veya olmadıkları halde “Nihat Genç hayranıyız” deyip, ele geçirdikleri ve adına açılmış sitede genelde herkese, özelde de son olarak Yatağanbaba’ya söverek masturbasyonlarını yapanların) üslübu da, -Allah’a şükür ki- birbirine benzemiyor!

 

Hayalini kurduğu Türbanistan’ın Eşbaşkan’ı gibi ifade edecek olursak, “velevki” ben Nihat Genç’i tam tanımadan o yazıyı yazdım ve yanlış yaptım! Benim suçum / yanlışım “Nihat Genç’e kadar düşmedim, düşersem haber ederim” sözümle sınırlıdır. Peki siz de beni tanımadan bu “organize linç girişimi”ne kalkıştıysanız ne olacak? Ya ben, sizin kimselere bırakmadığınız kadar olamasam da (!) kendi çapımda bir vatanseversem, incitilmemesi, kırılmaması, küstürülmemesi ve hatta “pamukta saklanması gereken” birisiysem ne olacak? Ettiğiniz küfürleriniz ortada! Bu “velevki” iki yanlışın / yanlış-eksik bilginin faturasının bedeli, nasıl olur da bu kadar farklı ve ağır olur? Bu nasıl bir “vicdan terazisi”dir? Ben kime neyi anlatıyorum ve hangi “vicdan”dan bahsediyorum?! Ağzınızda sakız olmuş o küfürleri ede ede, vicdansızlaşmışsınız! Sizin “beslendiğiniz tek gıdanız” o küfürleriniz olmuş!

 

***

 

Bu sebeplerden; o yazımdan incinen samimi vatanseverlerden tekrar özür diliyor, dört paragraf yukarıdaki küfürleri edenlerin ise yüzüne tükürüyorum! Allah size, bana harcattığınız bu zamanımı ve nefesimi ödetsin!

 

İki gündür yaşananlardan sonra, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır! “Nihat Genç” ile “Nihat Genç hayranları”ndan oluşan bu muhataplar, samimi bir şekilde kendi içlerinde bir “hesaplaşma / vicdan muhasebesi / özeleştiri yapmak yürekliliğini göstermek ve vardıkları sonucu da Millet’e / Kamuoyu’na açıklamak” zorundadırlar!

 

Bu “böyle”dir ve bundan sonra da böyle biline!

 

Evet!…

 

Bu; “BÖYLE” biline!

 

 

 

YAYINLAYANLAR:

 

intnihatgen_ila__kopie500.jpg
 
 

 

 

sourt_me_genelev__la__kopie500.jpg
yha_genelev__la__kopie500.jpg
REİTİNG:

intgun_z_r1_500.jpg