“BEYİN”SİZLİK VE

 

   “BEYYİNE”SİZLİK! 

 
 

 

 

“Beyyine”, Kur’an-ı Kerim’in bir diğer adı… 

      

“Beyyine” aynı zamanda Kur’an’da bir surenin de adı!… 

       

“Beyyine” aynı zamanda Kur’an’daki her ayetin de bir diğer adı… 

       

“Beyyine” tekil olarak 9-10 yerde, çoğul olarak türevleriyle birlikte 100’den fazla yerde geçen bir kelime…

      

Beyyine, “açık kanıt”, “delil”, “ispat” demek…

       

 

> “TÜRBAN’A DOLANMIŞ” KİTLEYE, “BEYYİNE”Yİ ANLATMAK
   veya “KÖRLER ÇARŞISI”NDA “AYNA SATMAYA” ÇALIŞMAK! 
 
 
 “Din” deyince, “türban kavgası” ve “içki-namaz”dan başka bir şey bilmeyen / başka bir şey öğretilmeyen bu halk, “beyyine”yi ilk defa belki de bu yazımı okuyarak benden duymuş / öğrenmiş olacak!

        

Beyyine o kadar önemli ki, ben bir ara bu Kur’an ayetini dikkatleri çekebilmek için, Yatağan Kasabası’nda fotokopi ile çoğaltıp-yayınladığım derginin adını “Beyyine” koymuştum. (1988)

        

Şimdi gelin, Kur’an’ın ilgili ayetini görelim:

 

“…ölen beyyine üzerine ölsün, yaşayan da beyyine üzerine yaşasın…” (Enfal Suresi-42.Ayet / Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk tercümesi / www.kuranmeali.com)

 

“Beyyine üzerine olmayan” bir yaşamı, Kur’an-ı Kerim “körlük” olarak nitelendiriyor ve ekliyor:

 

“Bu dünyada kör olan ahirette de kördür!…” (İsra Suresi-72.Ayet / Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk tercümesi / www.kuranmeali.com)

     

“Yaşamın ve ölümün beyyine üzerine oturması” yani “kanıtlı olması” ne demek?

      

 

> BEYYİNE’NİN “YAŞAM BOYUTU”: 

 

“Yaşam boyutu”nu ele alırsak, şunu anlamalıyız:

 

Bir insanın hayatı; şaibesiz, şeffaf ve olması gerektiği gibi olmalıdır. Daha iyi şartlarda yaşama imkânı varken bunu yapmayan bir insanın yaşamının kanıtı yoktur. Temiz ve onurlu bir hayat sürmek varken, bir yığın karanlık işlere bulaşmak, insanların hakkını yemek ve bunu yaşam tarzı haline getirmek, bu ayete aykırıdır.

         

 

> BEYYİNE’NİN “ÖLÜM BOYUTU”: 

 

“Ölüm boyutu”nu ele alırsak, şunu anlamalıyız:

 

Bir insanın ölümü de kanıtlı olacak. Yani tedavi olma imkânı varken tedavi olmayıp ölen bir insanın ölümünün kanıtı yoktur. Kendisine emanet olarak verilen canı gerektiği gibi korumamıştır… İntihar eden bir kişinin ölümünün de kanıtı yoktur. Yaya geçidi, trafik lambası olmayan ve arabaların hızlı bir şekilde geçtiği yerden karşıya geçerken ölen birisinin de ölümünün kanıtı yoktur. Trafik kurallarına uymayıp kaza yaparak ölen birisinin de ölümünün kanıtı yoktur.

         

Diyelim ki siz “bütün kurallara uydunuz” fakat dikkatsiz bir şoför üstünüze gelip sizi ezdi ve öldünüz. Bu ölümün beyyinesi (kanıtı) vardır. Allah size “bu olay sonucu öldüğünüz için” soru sormaz ve azarlamaz. Fakat “bu ölümün faturası” dikkatsiz araba kullanıp sizin ölümünüze sebep olan o şoföre kesilir. Çünkü o şoförün sizi ezmesinin haklı bir tarfı (beyyinesi) yoktur. Dikkatli sürdüğü halde siz önüne çıkıp ölüme sebep olsaydınız şoförün suçu olmayacaktı ama durum tam tersidir. O şoför dikkatsiz araba kullanmış ve sizin ölümünüze sebep olmuştur.

 

Kur’an “haksız yere insanların ölümüne sebep olanlar”a aynen şöyle diyor:

 

“…Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir…” (Maide Suresi-32.Ayet / Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk tercümesi / www.kuranmeali.com)

 

“Ecel” denilen süre, bütün insanlar için aynıdır.

 

Doktorlara göre günümüzde bir insan doğru yaşadığı takdirde 200 sene yaşayabilir. İşte “ecel / vade” budur. Yani her insan 200 yıl yaşayabilir.

 

Bu süreden önce ölen her insanın ölümü “beyyinesiz”dir yani kanıtı yoktur.  

 

Ya sigaradan, ya stresten, ya bıçaklanmaktan, ya pis havadan, ya yanlış iğneden… Yani herhangi bir sebepten ölmüştür. İşte o “ölüm sebebi” çok önemli… Beyyine üzerine öldüyse bir sorun yok, fakat ölüm beyyine üzerine değilse, Allah tarafından bunun hesabı sorulacak…

 

Türkiye’de yaşayanların ortalama ömrü 60 yıl iken, Azarbaycan’da 110 yıl… Bu neden? Çünkü Azarbaycan’da yaşayanların yaşamı beyyine üzerine yani kanıtlı. Temiz havada yaşıyorlar, süt ve yoğurtu çok yiyorlar. Dolayısıyla da ömürleri uzun oluyor… Bir adamın bu tür gıdalarla beslenip sağlıklı ve uzun ömürlü yaşamasının kanıtı varken, bir başka adamın tekele ortakmış gibi aşırı alkol tüketip 40-50 yaşında ölmesinin kanıtı yoktur. “Hayatı” da “ölümü” de beyyine üzerine değildir.  

                                                                                     

 

> HZ.MUHAMMED’İN EMRİ: BEYYİNE’SİNİ GETİRSİN! 

 

Beyyine yani kanıt, her alanda her zaman gereklidir.

 

Mesela Peygamberimiz Hz.Muhammed’e göre, “iddia sahibi bu iddiasını ispatlamak yani beyyinesini yani kanıtını göstermek” zorundadır. Bu hadis kitaplarına şu şekilde geçmiştir:

 

“…iddia sahibine beyyine gerekmektedir…” (Kütüb-ü Sitte / Hadis No: 4888 / Buhari, Tefsir, Al-i İmran 3, Rükun 6; Müslim, Akdiye 2, {1711}; Ebu Davud, Akdiye 23, {3619} / www.hadis.org)

     

 Bunun bir anlamı da şudur:

 

“Beyyinesi olmayana inanmak beyinsizliktir!” 

        

O halde, hiçbirimiz “dünyaya geldiğimize kahretmiş gibi” başıboş yaşamamalıyız. Yaşamımızın beyyinesi / kanıtı olmalı… Gene hiçbirimiz “öleceksem ölürüm” diyerek, kendi elimizle kendi hayatımızı tehlikeye atmamalıyız, çünkü ölümümüzün de geçerli bir sebebi yani beyyinesi / kanıtı olmalı…

        

 

> HZ.MUHAMMED, SAHABESİ’NE UYUP TAKTİK DEĞİŞTİRDİ! 

 

Beyyine’yi böyle genel olarak anlattıktan sonra, bir de kişilere indirgeyerek inceleyip sohbetimizi / araştırmamızı / yazımızı bitirelim.

 

Beyyine’yi kişilere indirgediğimizde şu anlama geliyor: “Aklını işleten kişilerin tartışarak elde ettiği kanıt”… 

      

Bir örnek:

 

Hz.Muhammed Müslümanlar için çok önemli olan bir savaşın takiği üzerinde çalışıyordu. Yanına bir sahabe geldi ve bu savaş planını inceledi, sonra da “Ya Rasülallah, bu savaş planı Allah’tan gelen bir vahiy midir, yoksa senin kendi içtihadın / fikrin midir?” diye sordu. Hz.Muhammed “benim içtihadım” deyince “o zaman yanlış yapmışsın” dedi. Sonra da savaş taktiğinin nasıl olması gerektiği hakkındaki fikrini söyledi. Hz.Muhammed “evet böyle yaparsak daha iyi olacak” dedi ve o çok önemli savaşın taktiğini bir sahabesinin sözüyle değiştirdi.

 

İşte bu vermiş olduğum örnekte, iki kişi var. Hz. Muhammed ve sahabe yani arkadaşı… Ve bu iki kişi savaş stratejisi üstünde tartışıyor.

 

İşte “aklını işleten” bu iki kişinin tartışarak ortaya çıkardığı bu yeni savaş planı “beyyine”, yani “aklını işleten kişilerin tartışarak elde ettiği kanıt” olmuş oluyor.

 

 

 

beyy_ne_murat_yata_anbaba.jpg