s_m_kl_b_cek.jpg 

İnternette “Yatağanbaba’nın üslubu Nihat Genç’i andırıyor” şeklinde yorumlar okumaya başladım. Ben “Yatağanbaba”yım… “Nihat Genç”e kadar düşmedim, “düşersem” haber ederim!!!

 

“Yatağanbaba’nın üslubu Nihat Genç’i andırıyor” şeklindeki “benzetme” beni çok şaşırttı. Çünkü ben, Nihat Genç’in hiçbir konuşmasını baştan-sona izlemedim / dinlemedim. Çünkü Nihat Genç’e tahammül edemiyorum! Çünkü Nihat Genç’i “aşırı kaba ve seviyesiz” buluyorum.

 

 

> NİHAT GENÇ, “RECEP İVEDİK”LE AYNI KADERİ PAYLAŞIYOR!

 

Recep İvedik Filmi için tiyatromuzun / sinemamızın emekçisi Erol Günaydın şöyle demişti: Filmin her sahnesinde güldüreceğim diye, her sahnede absürt espiriler ve apaçık küfürler ediyor, ardı ardına her sahnede espiri yapıyor, ha bi espiri daha ha bi espiri daha, “izlerken yoruldum!”

 

Nihat Genç de “her cümlede şok yaratacağım” şartlanmışlığıyla çok yüksek sesle ve kavga ediyormuş gibi konuşuyor. İzlerken kafama ağrılar giriyor… Sanki o “bağırınca” kastettikleri tırsıp-sinecek / korkacak ve susacak!…

 

Bu “meydan kavgaları” gibi “program kavgaları mikrobu”nu televizyonlara Savaş Ay sokmuş / başlatmış, sonra da Reha Muhtar “Ateş Hattı” programıyla “televizyonda tepişmenin” suyunu çıkarmıştı. Savaş Ay ve Reha Muhtar program yapmayı bırakınca, bu “televizyonda tepişme” seviyesizliği de bitmişti. Sky Türk Nihat Genç’i konuşturmaya başlayınca bu hastalık yeniden nüksetti! Artık Türkiye’de “ençok kim bağırırsa en haklı o” saçma-sapan / sapık düşüncesi, maalesef gene hakim oldu ve artık gene “ençok bağıran en haklı” olmuş oluyor!

 

 

> NİHAT GENÇ “FETHULLAH GÜLEN TAKTİĞİ”Nİ UYGULUYOR!

 

Bu bağıra-çağıra, hızlı hızlı / “nefes” bile almadan yapılan konuşmaları ekran başındakiler de –büyülenmiş gibi- “nefes almadan” izliyor… Bu aynı taktiği Fethullah Gülen de kullanıyor. Gülen televizyondan 1 saat konuşuyor, el-kol hareketleri yapıyor, oturuyor-kalkıyor, burnunu siliyor, ağlıyor, bağırıyor-çağırıyor ve büyülenmiş gibi millet bakıyor ama tek kelime bir şey anlamıyor!

 

Nihat Genç de aynı şekilde bu kadar yüksek ses tonu ve nefes almadan konuşunca hararetleniyor, sesi titriyor, ağlamaklı oluyor, bağırıyor-çağırıyor, sanki sunucuya yumruk sallıyor gibi konuşuyor ama dediği bir şey yok. SKY televizyonunda ve şimdi ART televizyonunda 1 yıldır “ABD Irak’a neden girdi, neden orda 1 milyon insanı öldürdü” ve “biz kalememizi satmadık fakiriz, Sabah’ta Hürriyet’te yazanlar ABD ve AB’den besleniyor çok para kazanıyorlar, onlar bu yüzden zengin”den başka söylediği nedir?

 

 

> NİHAT GENÇ “FRENSİZ ARABA” KULLANIYOR!

 

Nihat Genç’i kendisine “siyasi meczup / deli” diyen Eski Yayın Yönetmeni Serdar Turgut’a “götünüzü yırtsanız aleyhimde bir şey bulamayacaksınız! (http://www.superpoligon.com/haber/5364) diyecek kadar “frenleri patlamış” hatta “frensiz” olduğunu düşünüyorum.

 

Nihat Genç neden bu kadar ve de apaçık küfür ediyor / küfürlü konuşuyor? Çünkü “Türkçesi” bu kadar. “Kelime hazinesi” çok zayıf. Türkçesi’ni de zaten berbat buluyorum. Bütün bu eksikliklerini işte o bildik bağırıp-çağırması, sövüp-saymasıyla kapatıyor! Böyle kaba-saba küfür eden adam, “kelime fukarası”dır, az kelime biliyordur ve o bakımdan da öfkesini “daha iyi anlatacak kelime bulamadığından” küfürü basıyordur!

 

10 dakikalık bir konuşmada 10 dakika boyunca bağırıp-cağırmak nasıl yanlışsa, konuşmacıların / hatiplerin “mıy mıy” konuşması da yanlıştır. … Bunun yerine o konuşmanın birkaç saniyesinde veya birkaç dakikasında sesini yükseltirsin ve yükselttiğin sesin bir işe yarar! Konuşmaya bir tat / lezzet verir. Ve de “inandırıcı” olur!

 

 

> NİHAT GENÇ VATANSEVERLERİN “BOŞALMA” ARACI!

 

Bu böyleyken / Nihat Genç -ha bire bağırarak konuşmasına rağmen- neden bu kadar popüler oldu? Çünkü “ulusalcı” denilen insanlar, “içinde birikmiş olanları dillendirecek bir kahraman” arıyordu, o arayışı / boşluğu Nihat Genç doldurdu.

 

Türkiye’nin dibi oyulurken, yazarların, siyasetçilerin, sanatçıların lafı gevelemesi ile hayal kırıklığına uğrayan ve “dolan” vatansever insanlar, Nihat Genç ile bir nebze rahatladılar / deşarj oldular. Olay bundan ibarettir!

 

Fakat bunun faturası Nihat Genç’e pahalıya patlayacaktır! Çünkü Nihat Genç ölünceye kadar televizyonlarda bağırmaya mahkûmdur artık… Etrafına / kendi kendine bir hapishane inşa etmiş ve içine girmiş / kendisini mengeneye vurmuş / kucağını ve hareket alanını daraltmıştır. Nihat Genç sakin sakin konuşsun, seyirciler “bunun artık aküsü bitmiş” diye düşünecek ve kanalı değiştirecektir! Çünkü milleti nasıl alıştırırsanız o artık öyle gider. Nihat Genç 53 yaşından sonra bu alışkanlığı değiştiremez! Sanki “seyircilerin kulakları duymuyormuş gibi”, ölünceye kadar bağırmaya mahkumdur!

 

 

> BEN BİR “FİKİR İŞÇİSİ”YİM!

 

Türkiye’de nedense ayak sesleri duyulmaya başlanan / gümbür gümbür geldiği ve yakında Türkiye’nin gündemini işgâl edeceği fark edilen insanlara “falancaya benzeyen yeni yıldız adayı şarkıcı / yazar / oyuncu” gibi yakıştırmalar sürekli yapılıyor. Sanki bu okuyucu veya izleyiciler için farz! Sanki “illaki birini birine benzetin” diye bir Kur’an ayeti var!

 

Fakat bu yakıştırmalar / birilerine benzetmeler benim üstünde durmaz, çünkü o aşamayı çoktaaan geçtim. Sadece 2007 yılında, çalışmaları Denizli, Türkiye ve Dünya’da 153 ayrı yayın organında “2.280 defa” haber olarak bir “rekor” kırmış, yayınlanmış 10 kitabı bulunan bir “fikir emekçisi”ne “falancaya benzeyen Yatağanbaba” demek ayıp ve cahillik göstergesidir!

 

Benim üslubum aşırı hayranı olduğum Barış Manço ve Yaşar Nuri Öztürk’e bile benzemezken, nasıl olur da dosdoğru takip bile etmediğim Nihat Genç’e benzer?

 

“Yatağanbaba’nın üslubu” kimsenin üslubuna benzemez. Ben bu işin çilesini çekmiş ve  “kendi dilini / üslubunu” geliştirmiş / oluşturmuş, “kalemine paha biçilemeyen” bir “marka”yım!

 

Ulusal televizyonlarda “tek bir programa çıkmadan / konuşma yapmadan bile” çalışmaları Denizli, Türkiye ve Dünya’da 2.280 defa haber olan bir adamın zaten kendisi “marka”dır, biri birine benzeyecekse, Yatağanbaba birilerine benzemez,  o birileri / başkaları Yatağanbaba’ya benzer!

 

 

> YAZAR’IN KÜFÜR ETMESİNİN DE BİR “ADABI” OLMALI!

 

Benim basın açıklamalarımı sunuşum, gönderişim, hatta açıklamalarımı bitirişim bile “hiç kimseye” benzemez! Tamamı “made in Yataganbaba / Yatağanbaba malı”dır! Bırakın yazılarımı ve kitaplarımı, basın açıklamalarımı bile bir “akademik disiplin ve şiir tadında” yazarım! Bu “şiir tadında” üretilen ve hatta “edebi değeri” olan eserlerimin / üslubumun Nihat Genç’in “zongur zongur zongurdanması”yla ne alakası / çağrışımı var!?

   

Bu “çağrıştırma” eğer ki Yatağanbaba’nın da yazılarında argoyu sık kullanması yüzünden olduysa, Yatağanbaba ve Genç’in “argoyu kullanma biçimi”nin de arasında dağlar kadar fark var. Genç “dümdüz küfrediyor”, Yatağanbaba ise “şiirsel küfrediyor”… Yatağanbaba argoyu kullanırken de küfür ederken de kalemini kullanıyor / ustalığını gösteriyor ama Nihat Genç, ekranda bayanların da olabileceğini unutup sokak kabadayısı seviyesinde bu küfürleri ediyor…

 

Yani Yatağanbaba ile Nihat Genç’in “üslubu”nun arasında “yoğurt bulaşığı kadar” bile benzerlik yok.

 

Bu böyle olduğu için olmalı ki, ART Nihat Genç’i konuşturmaya karar verdiğinde, “Veryansın” programının sunuculuğu görevini bir “bayan”a verdi… Verdi ki, belki karşısında bir bayan olursa, biraz daha  “nazik” konuşur! Ben çok “sert” konuşan birisiyim. Ben çok “ağır” konuşan birisiyim. Fakat “yontulmamış odun gibi” kaba-saba konuşmak başka, sert / ağır konuşmak başka!

 

 

> ALLAH “KABALIĞI / HAKARETİ” DEĞİL, “YUMUŞAKLIĞI” EMREDİYOR!

 

Nazik olacaksın, kibar olacaksın! Kişiyi / kişileri “çok ağır eleştirmek” başka şeydir, onlara kabalık gösterip “hakaret” etmek başka şeydir! Karşındaki sana hakaret ettiyse, onun hakaretinin dozunda iade edebilirsin, orda hakkın var ama o başka bir konu… Fakat sana yapılan bir hakaret yokken, sen karşındaki insan “Firavun” bile olsa, kaba davranıp hakaret edemezsin! Çünkü Allah’ın emri böyle… Allah Musa’yı “Peygamber” atadıktan sonra, Hz.Musa’ya ve kardeşi Hz.Harun’a aynen şöyle diyor:

 

Firavun’a gidin! Çünkü o azdı! "Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin”; belki öğüt alır, yahut ürperir. (Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk / Kur’an-ı Kerim Meâli / 125.Baskı / Tâhâ Suresi 43-44.Ayetler / Yeni Boyut Yayınları / İstanbul 2003)

 

Sen baştan adama / kitleye ana-avrat küfreder gibi paldır-küldür girişirsen, bu “kabalık kültürü” ile insanlar arasında sıcaklık oluşmaz ve iletişim kurulmaz. İletişim kurulamayınca da o insanları asla kazanamazsınız. Çünkü kapıları baştan kapatmış olursunuz! 

 

 

> ŞAMPUAN NE İŞE YARIYOR?!

    

İlla ki bir “çağrıştırma / benzerlik” aranıyorsa, ikisi de saçlı-sakallı, saçları-sakalları biraz benziyor. Fakat Yatağanbaba sakallarının traşına da saçlarının temizliğine de çok dikkat ediyor ama Nihat Genç’te o da yok! Bi acaip sakal ve vıcık vıcık yağlı saçlarıyla televizyondan konuşuyor.  

    

Peki “cesaretleri de mi benzemiyor” diyenler olacaktır, evet “cesaretleri” benziyor! İş “cesarete” geldi miydi, Türkiye’de yazan ve konuşanlarda o cesaret / yürek zaten sadece bu ikisinde var. Ötekiler arkadan geliyor… Fakat ikisinin “cesareti”nde de büyük farklar var. Nihat Genç’in cüreti cehaletinden, Yatağanbaba’nınki ise edebinden!

 

Aslında “tek benzer yönleri” de “Fethullahçılar” ikisini de sevmiyor! Onlar da Fethullah Gülen’i sevmiyor!

 

 

> NİHAT GENÇ’TE BİR “YAZAR DURUŞU” BİLE YOK!

 

Bütün bunları da geçtik, Nihat Genç’te bir “duruş” bile yok. Can Dündar çektiği “Mustafa” filminde Atatürk’e “alkolik, tiryaki, hovarda, korkak, kinci” gibi elli türlü hakaret ederken, Nihat Genç “Can Dündar benim arkadaşım, tarafsız konuşamam o bakımdan çektiği film hakkında konuşmayacağım, beğenmedilerse / filmi kötüyse, başkası da başka / aksi film çeksin” dedi.

 

Bu nasıl bir “yazarlık”tır, bu nasıl bir “aydın”lıktır? Aydın / yazar böyle mi olur? Bu adam kayırma / torpil geçme ve hatta “çifte standart”tır! “Yazar” bırak arkadaşlarına, “kendisine bile” torpil geçmez! Atatürk’e “dümdüz” gidilirken, büyük (!) yazarımız “arkadaşlık ayakları”na yatıyor! Bu nasıl bir “yazar / aydın duruşu”dur?!…

 

 

> BARIŞ MANÇO BİR “BANU ALKAN” YARATMIŞMIŞMIŞ!

 

Şunu da unutmamak gerek: Nihat Genç benim çok sevdiğim ve örnek aldığım Yaşar Nuri Öztürk için “daha halâ Yaşar Nuri Öztürk’e sarılıp milli-manevi değerlerimizi yükseltmesi için medet umuyorlar” (http://www.metu.edu.tr/~ulubay/komedya1.html) gibi, çok seviyesiz yazılar da yazdı…

 

Gene aynı şekilde benim çok sevdiğim ve örnek aldığım Barış Manço’ya Leman Dergisi’nde “Barış Manço dönemin Banu Alkan’ı olan Nazan Şoray’a en güzel şarkısı Hal Hal’ı vererek başımıza sanatçı yaptı” (http://www.barismancomix.com/forum/viewtopic.php?t=5364) diye yazmıştır. Bu ifadesi, o yazıdaki “en hafif” hakaretidir. Yazarken gözüdönmüş ve “İstanbul’un en güzel semtlerinden Moda’nın en güzel evine kim oturdu, bu yoksul halkı düşününce insan ürperiyor ama: Barış Manço” diye yazacak kadar içindeki o “kaşarlanmış solculuk” saplantısının kölesi kalemiyle kinini kusmuştur.

 

Barış Manço’nun “küstah bir ihtiras”ı olduğunu bile yazacak kadar aklını kaybetmiştir.

 

Linkini verdiğim sitedeki Leman Dergisi’nin küpüründe Nihat Genç’in bu hezeyanlarını okuyun, ardından da benim kitaplarımı…  Nihat Genç’in kendisi de okusun da Barış Manço’dan nasiplensin! Barış Manço’nun “ne olduğunu” ve de “ne olmadığını” bu kitaplarımda Dünya’nın önüne koymuşum! Yazısını bu kitaplar çıktıktan sonra okumuş olsam da, dolaylı ve başka konuları işlerken, o “iftira / karalama destanı” yazısının ve bundan sonra yazacaklarının tamamına cevap vardır bu kitaplarımda.

 

“Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı / Barış Manço Destanı”
(
http://barisdestani.tr.gg)

 

“Dağı Aşan Deve: Barış Manço”
(
http://dagiasandevebarismanco.tr.gg)  

 

Hatta Barış Manço vefat ettiğinde, Barış Manço aleyhinde tek yazı yazan da Nihat Genç’ti.

 

Türk Milleti’nin Büyük Evlâdı Barış Manço’nun Türkçe’ye / Türklüğe / kültüre / insanlığa kazandırdığı onca değeri göremeyecek ve “şarkısını falancaya verdi” diye “gak-guk” edecek kadar basireti bağlanmış / “şartlanmış bir bakış açısı”na sahip Nihat Genç… “Barış Manço”da göre göre bunu görmüş ve öldüğünde ardından bunu yazmış! “Yuh!” diyorum başka da bir şey demiyorum.

 

Nihat Genç’te bir merhametsizlik / sevgisizlik illeti var! Çocukluğunda bazı büyük travmalar yaşamış olabilir.

 

 

> ALDIKLARI HER NEFESİN HAKKINI VERDİLER!

 

Nihat Genç / Sen bu ülkeyi 1 seviyorsan, Barış Manço ve Yaşar Nuri Öztürk 1000 seviyor. Bu ikisinin bu Ülke insanına verdiklerinin / öğrettiklerinin KDV’si bile senin gibi on tır dolusu Nihat Genç eder… Barış Manço ve Yaşar Nuri Öztürk “koca okyanus” demek. Sen “koca okuyanus”u görme nasibinden yoksun olduğun için, kıyıda var olduğunu iddia ettiğin bir-iki çer-çöp için ortalığı velveleye veriyorsun! Bilmiyorsan öğren: Kıyıda var olan veya var olduğu iddia edilen o bir-iki çer-çöp, koca okyanusları “kirletemez”

 

Buncağızı bile bilmiyor ve “Barış Manço Nazan Şoray’a şarkısını verdi” deyip kaldırıp-atıyor, “hala Yaşar Nuri Öztürk’ten medet umuyorlar” diyerek de, Hoca’nın 15 milyon tane kitabını satın almış koca bir kitleyi kaldırıp atıyorsun! Ben de “Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkiye’nin önünü açacağına / milli-manevi değerlerimizi insanımıza en doğru biçimde anlatıp Haçlı oyununu bozacağına inananlardan / ondan halâ medet umanlardan”ım, bundan sana ne?

 

Medeti Yaşar Nuri Öztürk’ten değil de, Erdoğan veya Baykal’dan veya senden mi umacağız!

 

“Barış Manço” gibi “aldığı her nefesin hakkını vererek ölmüş” bir sanatçı, “Yaşar Nuri Öztürk” gibi “aldığı her nefesin hakkını vererek yaşayan” bir bilim adamı hakkında konuşurken, önce ağzını çalkala!

 

Nihat Genç’e kalsa kendisinden başka herkes tukaka / hain, sadece kendisi vatansever… Sanki ondan başka herkes satılmış… Sanki onun beğenmediği herkes sanatı katletmiş, sanki onun beğenmediği herkes “boşuna umut bağlanan”mış… Çıldırtacak adamı!

 

Ben “Yatağanbaba”nın / adımın, “Nihat Genç”le “yan yana” anılmasına izin vermiyorum ve istemiyorum, KENDİME HAKARET SAYIYORUM! Herkes aklını başına toplasın! Böyle saçma-sapan benzetmelere gitmesin…

 

 

> “SONSUZLUK CEKETİ”Nİ GİYME DAVASINDAYIM!

 

O “Nihat Genç Ceketi” ve diğerleri bana çok “dar” gelir! Ben “Sonsuzluk Ceketi”ni giymeyi kafama koymuşum / hedef edinmişim! Hakkımda yayınlanmış binlerce haber, yazdığım yüzlerce makale, yayınlanmış 10 kitabım ve bilgisayarımda üstünde çalıştığım 28 kitap dosyamla “kendi markamı oluşturup, gelecek kuşaklara ışık olmayı” hedeflemişim

 

Bir yerden sümüklü böceğin / salyangozun geçtiğini fark edersiniz. Çünkü geçip-gittiği yerde parlak bir sıvı bırakarak ilerler. Bu Dünya’da “sümüklü böcekler bile” ardında bir “iz” bırakıyor! Bense “insan”ım! Sümüklü böcekler bile aradında bir iz bırakıyorsa, biz de ardımızda bir iz bırakabilmeliyiz! Benim davam bu! Böyle bir hedefi olan “dava adamı”nın tekerine, internette “Yatağanbaba falancayı andırıyor” diye yazarak çomak sokmak, iş midir?

 

Yatağanbaba’nın tekerine çomak sokan bu “benzetmeci tayfası”, Yatağanbaba Kervanı’na / tekerine çomak sokmayı bıraksın da, asıl kendi kafasına şunu soksun: “Nihat Genç” Nihat Genç’tir, “Yatağanbaba” Yatağanbaba’dır, “sümüklü böcek” sümüklü böcektir! Nihat Genç “Nihat Genç”liğini, Yatağanbaba “Yatağanbaba”lığını, sümüklü böcek de “sümüklü böcekliği”ni yapacaktır! Hepsi ardında bir iz bırakır ama hiçbirininki birbirine benzemez… Böyle “birbirlerine benziyorlar” diyerek işi basitleştirmek, ardında “sümüklüböcek kadar bile iz bırakamayacak”ların lakırtılarıdır… 

 

 

> KRİZİ “KİM ÇIKARTIRSA” O YÖNETİR!

 

“Yatağanbaba’nın üslubu” ile “Nihat Genç’in uslubu” arasındaki farkı görmek için Yatağanbaba’nın televizyon konuşmaları ile Nihat Genç’in televizyon konuşmalarını ardı ardına izlemek bile yeterlidir. Nihat Genç’in konuşmalarını / üslubunu zaten biliyorsunuz. Yatağanbaba’nınkini de yazılarından biliyorsunuz ama “televizyondan nasıl konuştuğunu” da bilin.

 

Meselâ Allah’ın kâinata koyduğu “krizi kim çıkartırsa o yönetir” kanununu / konusunu anlatırken, bunu “1920’li yılların Türkiyesi”, “Gümrük Birliği”, -Denizli’de yaşadığı halde- “nasıl olup da haber olma rekoru kırdığını örnek göstererek” anlatmasını, ses tonunu, üslûbunu, sakinliğini, en önemlisi olaylara bakış açısını / kıyaslama yeteneğini izleyin ve görün, Nihat Genç’le / kabalığıyla asıp-kesmesiyle uzaktan-yakından / yoğurt bulaşığı kadar bile bir alâkası var mı, kendiniz karar verin:

 

Yatağanbaba’nın Televizyon Konuşması:
KRİZİ KİM ÇIKARTIRSA O YÖNETİR!
(Halının Altına Süpürülen Pislik: Gümrük Birliği)
http://www.heval.org/hunermend/GyMwfe-QVns/1/yataganbaba.html

 

Nihat Genç’e önce Yunus Emre’den bir şiir, sonra da “öldüğünde ardından olumsuz yazı yazdığı”, Türk Milleti’nin Büyük Evlâdı Barış Manço’nun -“Sözüm Meclis’ten Dışarı” albümünde yer alan- bir şarkısını gönderiyor ve “bu kadar sinirlenme, kibar ol, bağırma, sağır değiliz, kafamızı şişirdiğin yeterdiyorum:

 

Ehli diller arasında aradım, kıldım talep,
Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep!

 

Ali yazar, Veli bozar,
Küp suyunu çeker azar azar,
Üzülmüşüm neye yarar?
KESKİN SİRKE KÜPÜNE ZARAR!!!

 

* * *

Özet: Ben Murat Yatağanbaba; kabalığına / kelime fukaralığına / torpilciliğine / Barış Manço gibi bir sanatçıya bile dümdüz gidecek kadar bozuk ağzına / Yaşar Nuri Öztürk’e bile dil uzatacak kadar bozuk kafasına / öfkeden, sevgisizlikten, merhametsizlikten, beynindeki urlaşmış kininden gözünün feri dönmüş hilkat garibesine / “televizyon tepişmeleri”nin yeni efendisine / küfür makinesine / vatanseverlere “kahraman” diye yutturulansahte liman”a / Sky Türk tarafından şişirilmiş balona / yani “Nihat Genç”e kadar düşmedim, “düşersem” haber ederim!  

YAYINLAYANLAR

_nts_m_kl_b_cek500.jpg

yha_s_m_kl__b_cek_kopie500.jpg

————-
REİTİNG:

_nthafb_rs_m_kl__500.jpg

intenco1s_m_kl_b_cek_500.jpg