fet_h_mar_i_yata_anbaba_kopie.jpg

     Yeni haberlerimizi / faaliyetlerimizi yayınladığımız http://yataganbaba.wordpress.com sitesinde, gectiğimiz günlerde bir harita yayınladık. Yayınladığımız bu harita, internette daha önce yüzlerce sitede yayınlanmış ve de e-postalar’da internet kullanıcılarının birbirlerine gonderip-duduğu herkesin bildiği bir haritaydı. Bu haritalarda, AKP’nin yabancılara sattığı birikimlerimiz ve kimlere sattığı gösteriliyordu. E-postamız’a daha önce onlarca defa gönderilmiş bu haritaları, HYP Denizli TDÇK Başkanı Serdar Bayram da gönderince, o e-mektubu çöpe atmayıp arşive koydum.

     E-mektubu arşive koydum fakat e-mektup geleli aylar geçmesine rağmen sitemde yayınlamadım. Nihayet “Türk Milleti’ni eleştirdiğim / özeleştiri yaptığım” basın açıklamalarım olan; 

                    

 

 
 
 “Türkiye’nin Modern Deyyusları”
(http://tarimticaret.blogcu.com/82-aciklama-modern-deyyuslar_31141841.html)
 

) ve

 

ardı ardına yayınlanınca, bu haritanın da yayınlanması uygun düştü ve yayınladım. (http://yataganbaba.wordpress.com/2008/12/14/yha-47-secmene-kapak-olsun-1-suberbank-ingilizlerin/) 

Haritalar birden fazla olduğu için, bunları belli aralıklarla / bölüm bölüm yayınlayacağım.

newsbeykoz_g_kopie2.jpg     Yayınladığım bu harita, İstanbul Beykoz’dan yayın yapan newsbeykoz sitesinde de yayınlandı. Fakat “haberin yayınlanış biçimi / dikkat çekilen yeri”, beni uzun uzun / derin derin düşünmeye itti. Sonunda –az sonra isimlerini okuyacağınız- “birilerine” güvenmekle / inanmakla ne kadar doğru bir iş yaptığıma inandım!!!

 

> HEP AKP’YE KIZILIYORDU!

     İnternette daha önce yüzlerce sitede yayınlanan bu haritalarda, haberi yayınlayanlar da, yorum yapanlar da AKP’ye verip-veriştiriyordu. Fakat hiçbirisi bir şeye cesaret edemedi, o da “asıl suçlu”ya seslenmeye… AKP’ye Yatağanbaba da çok verdi-veriştirdi ve verip-veriştirmeye devam ediyor ama AKP belâsının falili olarak da “Seçmeni” görüyor! İşte bu bakımdan da internette daha önce yüzlerce defa yayınlanmış bu haritayı “% 47’ye Kapak Olsun” başlığıyla yayınladım. Bu yüzlerce internet sitesindeki haberler ile Yatağanbaba’nın haberi arasındaki “ince farkı” ayırt etmek Denizli’den çook uzaklardaki İstanbul Beykoz’a nasip oldu. http://newsbeykoz.tr.gg nin yayıncısı (Bana “Abi“ diye hitap ettiğine göre yaşı 30’un altında olmalı… Gerçi 45-50 yaşındaki insanlar bile bana bazen “Abi” diyor ve kardeşi Bülent Yatağanbaba buna “ya bu koca koca adamlar sana neden Abi diyor” diye çok şaşırıyor, yani belki yaşı benden büyük de olabilir) Sezer Muaz, bu “çok önemli ayrıntıyı” fark etti ve sitesinin birinci sayfasında haberi “YATAĞANBABA’DAN % 47’Yİ KIZDIRACAK MANŞET / Denizli HYP İl Başkanı, sitesinden ‘%47’lik Ak Parti seçmen kitlesine hitaben’ harita yayınladı ve ‘% 47’ye kapak olsun’ diyerek noktayı koydu.” şeklinde yayınladı.

 

serdar_bayram.jpg> İP ZİYARETİNDE “YALAKALIK” TARTIŞMASI!

     Davetleri üzerine İP Denizli Teşkilatı’nı ziyarete gittiğimde Seçmen’in hem AKP ve CHP’ye küfredip hem de % 70 oy verdiğini, bunun apaçık bir ikiyüzlülük ve dengesizlik, hatta “toplumsal manyaklık” olduğunu anlattığımda, İP Teşkilatı’ndan bir üye itiraz etmiş ve “sizi Seçmen’i küçümser bir tavırda görüyorum, Türk Seçmeni’nin büyük çoğunluğu Amerika’ya karşıdır” demişti. Bu itiraz üzerine “siz bunu kime yutturacaksınız, ben bunu yutmam! Seçmen’e yalakalık yapmanın alemi yok! Amerika’ya kim karşı bu ülkede? Halkın Yükselişi Partisi, Saadet Partisi, İşçi Partisi ve Hulki Cevizoğlu. Peki bunların 22 Temmuz Seçimi’nde aldıkları toplam oyu üst üste koyduğunuzda % 4 ediyor mu? Bütün oylar Amerikan yalakası partilere gidiyor. Bu Seçmen’in % 96’sı Amerika’ya tapıyor, en azından şimdilik” demiştim. Newsbeykoz sitesinin sahibi, “% 47’ye Kapak Olsun” sözümü, sitesinin birinci sayfasından ve bu başlığa vurgu yaparak yayınlıyorsa, Newsbeykoz da, Türkiye’nin Haçlılar’a peşkeş çekilmesinde AKP’den daha çok AKP’ye bu “mühür”ü veren Seçmen’i suçlu buluyor demektir. Çünkü “mühür” kimdeyse “Süleyman” odur!

 

sem_h__el_k.jpg> YAŞAR NURİ ÖZTÜRK: EGZOZUNUZ PATLAMIŞ!

     Açıklamalarımda ve sitemde sık sık “Serdar Bayram”, “Ahmet Yatağanbaba”, “Osman Turan”, “Semih Çelik” isimlerini zikretmem ile çoktandır çok insan dalgasını geçiyordu. Çünkü bu adını zikrettiğim insanların 22 yaşlarında olduğunu her defasında vurguluyordum. Amacım da “bakın bu yaştaki insanlar ne kadar güzel işlerle uğraşıyorlar” mesajı vermekti. Fakat bu yüzden beni “çoluk-çocukla çelik-çomak oynuyor” diye alaya alanlar da oldu.

     İyi de, güzel de, sizin o çoluk-çocuk diye adam yerine koymadıklarınız sizden daha cesursa, daha basiretliyse, daha vatanseverse ben ne yapayım? Bak “% 47’ye Kapak Olsun” açıklamamı ta birinci sayfasından yayınlamış. Bu kelli-felli koca koca gazeteciler / bu “Seçmen yalakaları” bunu sitelerinden yayınlayabiliyorlar mı?

     HYP Genel Başkanı Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, HYP ilk kurulurken, yurtdışındaki üniversetede çok başarılı olmuş 20’li yaşlardaki bir genci partinin “Kurucular Kurulu”na koymuş. O zaman partinin yaşlı olan diğer bazı Kurucular Kurulu Üyeleri Öztürk’e itiraz etmiş: “Biz bu sabi-sübyanlarla beraber mi siyaset yapacağız?” diye!

     Yaşar Nuri Öztürk’ün bu “siyaset dinazorları”na cevabı şu olmuş:

     Sen “yabancı dil” bilir misin? Cevap: Hayır!

     Sen “bilgisayar” bilir misin? Cevap: Hayır!

     Sana şurda “100 metre koş” desem koşabilir misin? Cevap: Hayır!

     Bu “hayır” cevaplarını alan Yaşar Nuri Öztürk’ün tepesi atmış ve adama aynen şöyle demiş:

     Ulan senin egzozun patlamış! Frenlerin tutmaz olmuş! Hangi meziyetine güvenip de bu gençleri horluyorsun? (Yatağanbaba’nın arşivinde bu konuşmanın kaydı / cd.si de mevcuttur.)

 

osman_turan.jpg> AKSİ HAMBALLIK / BİR TÜR AHMAKLIK OLUR!

     Bu böyledir! “Vatan’a / Türkiye’nin yarınlarına hizmetin” yaşı-başı yoktur. Azmi ve bilgi-birikimi vardır. “Türkiye’nin yarınlarını şekillendirecek” insanların arasında Osman Turan, Semih Çelik, Ahmet Yatağanbaba, Yunus Selek, Serdar Bayram olmayacağını kim iddia edebilir? Bunların gayretleri ve ürettikleri / nelere üzülüp-sevindikleri / duruşları ortadadır. Hatta bu Newsbeykoz’un sahibi Sezer Muaz’ın olmayacağını, hatta yeni çıkan “Dağı Aşan Deve: Barış Manço” kitabımla insanların tanıyacağı ve Belçika’da yaşayan Eser Ünal olmayacağını kim bilebilir? Hatta Azarbaycan Bakü’de üniversiteye giden Mustafa Öztarsu’nun olmayacağını, hatta -çoktandır sesi-soluğu çıkmayan-, Ankara’da üniversiteye giden Trabzon’lu Fatih Kaya’nın olmayacağını kim bilebilir?

     Daha bunlar gibi Anadolu’nun ve Dünya’nın orasında-burasında kimbilir niceleri var? Fakat bu saydığımız isimler Yatağanbaba ile irtibat kurmuş / çalışmalarını göndermiş insanlardır. Aralarından seçilmiş isimlerdir bunlar!

     Bunlar olmadan da ben bu “Siyasi” ve “Kültürel” çalışmalarımı devam ettiririm. Yatağanbaba’nın bunlara ihtiyacı / muhtaçlığı olduğunu kimse düşünmüyor zaten. “İnternet Çağı”ndayız ve “bilgiye en kolay ulaşıldığı dönem”de yaşıyoruz. Bütün dava “bakış açısı ve yetenek”e kalmış! Ama Yatağanbaba, bunu neden yapsın? Çünkü bu bir tür “hamballık”tır! Biri Türkçe’de, biri edebiyatta, bir Türk Dünyası’nda, biri siyasette, ötekisi internette belli bir birikime kavuşmuş ve ortaya bir şeyler koyuyor, bunlardan yararlanmak varken benim bunların hepsini öğrenmek için zaman harcamam mantıklı mı?

     Bak ne kadar mantıklı ve bereketli bir alış-veriş! Onlar ilgi alanlarındaki konularda Yatağanbaba’yı bilgilendiriyor, Yatağanbaba da bilgiye “daha hızlı ulaşıp / zaman kazanıp” bunları yayınlıyor. Onlar da bunun karşılığında “Yatağanbaba’nın rüzgârıyla” insanlar tarafından tanınmaya başlığıyor “isim” oluyorlar! Yani Yatağanbaba bunlara danışıyor ama “beleş”e danışmıyor, bunlar Yatağanbaba ile yazışmaya başlamadan önce kaç kişi tarafından tanınıyorlardıysa ve ürettikleri kaç kişiye ulaşıyorduysa, şimdi onu binlerle çarpmalılar… Yatağanbaba ulusal televizyonlarda konuşmaya başladığı gün de “milyonlar”la çarpmaya…

     Bu işbirliğini / Türkiye için güçbirliğini birtek şey bozabilir. O da saygısızlık… Herkes haddini ve yerini bilirse son nefesimizi verinceye kadar bu bereketli çalışmalar devam eder. Çünkü “aman Abi şu haberimi sitende yayınlayıver” diyenlerden adları biraz duyulmaya başlandıktan veya “basında iki satır haber olmak için / Yatağanbaba’yla aynı karede görünmek için” elli takla atanlardan, adı basında duyulduktan / basına kendini tanıttıktan sonra “efendim Yatağanbaba siyasetçidir, biz siyasetçi ile bir arada anılmak istemiyoruz” gibi, kaypak, “köprüyü geçinceye kadar”cı, insanları “basamak” olarak kullanan, sonra da “ben ne oldum / ben ne olmuşum havalarına giren”, hazımsız ve artist tipler de bu yaş gurubundan çıkabiliyor ve çıkmıştır da… Adama sormazlar mı / bunlar vicdanlarına sormazlar mı “sen Yatağanbaba’ya ‘aman Abim canım Abim’ dediğin zamanlar da da Yatağanbaba ‘siyasetçi’ değil miydi? O zamanlar siyaset yapmıyor da tavuk mu güdüyordu? Veya siyaset yapmıyordu da Erman Toroğlu gibi kabzımallığı / hıyarı mı anlatıyordu?!”… Allah’tan bunlar azınlıktadır ve de bu dengesiz ruh hastalarının Cehennem’in dibine kadar yolları vardır!

 

dsc01474_kopie.jpg> “TANIMADIĞIMIZ / TANIŞMADIĞIMIZ” DOSTLAR!

     Şunu da belirtelim: Bu övgüyle bahsettiğimiz / danıştığımız / yazıştığımız gepegenç isimler HYP’li falan da değildir! Serdar Bayram ve Yunus Selek haricindekilerin HYP’ye üyelikleri bile yoktur! Bu önemli değildir! Yarın HYP’ye veya başka partilere üye olurlar ama nerede olurlarsa olsunlar “adam gibi Türkiye için çalışırlar”, bütün dava bu!

     Bu övgüyle bahsettiğimiz / danıştığımız / yazıştığımız gepegenç isimlerle tanışmıyoruz da… Ahmet Yatağanbaba (ki kardeşimdir) ve Osman Turan haricindekilerle yüzyüze bile gelmedik. Biri Mannheim’de (Almanya), biri Beykoz’da (İstanbul), biri Gazimuğsa’da (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), biri Ankara’da, biri Bakü’de (Azarbaycan’da), biri Belçika’da… Bu da önemli değildir.  Sağ olursak “yüzyüze” de tanışırız. “Bir arada” olmaktan ziyade, herkesin “kendi bulunduğu yerde” bir iş yapmasıdır.

     “İnternet nimeti” sayesinde, Dünya “küçük bir kasaba” gibi olmuştur! Önemli olan ürettiklerimiz / kafa ve kalp birlikteliğidir… Ben onlara “tanımadığım dostlarım” diyorum…

     Yatağanbaba 38 yaşına girmiştir. Geride bıraktığı 37 yıllık geçmişinde belki 3 kişinin yaşadığı hayatı / 3 kişilik hayatı yaşamış ve darbe üstüne darbe yemiştir. Ama yıkılmamıştır! Cem Karaca’nın dediği gibi “alkışı duymuş – ihaneti de görmüş adam”dır! O bakımdan bu “çoluk-çocukla çelik-çomak oynuyor” alaylarından etkilenmez. Biz büyüklerimizden böyle gördük! 60’ını geçmiş Süreyya Erışık, 55’in yaklaşmış Hurşit Çakır beni “çoluk-çocuk” görmüyor ve çalışmalarımıza maddi-manevi destek oluyorsa, Yatağanbaba da yaşları 20’lerde olsa da onları “çokluk-çocuk” görmez…

     Şu da unutulmamalıdır: Cumhuriyetimiz’in kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk, Cumhuriyet’i “kimlere” emanet etmiştir?! Gençlere

 

* * *

 

     Hem ne demek “20 yaşlarındaki çoluk-çocuklar”?…

     Namussuz herifler!

     Siz Tarih de mi okumadınız / okumazsınız? Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde kaç yaşındaydı?!

 

* * *

 

     20’li yaşlarındaki Semih Çelik’inden Ünal Eser’ine, Ahmet Yatağanbaba’sından Osman Turan’ına, Serdar Bayram’ından Sezer Muaz’ına… Abiniz Yatağanbaba olarak sizi çok seviyor ve çalışmalarınızı destekliyorum… …ve bilin ki, sizden bir ses / yeni bir çalışma-araştırma geldiğinde, “sanki kendi araştırmam / çalışmam” gibi seviniyor ve heyecanlanıyorum… Türkiye’nin bugünü ve yarınlarında, sizlerle ve zamanla aranıza yeni katılacak isimlerle birlikte; “sanat”ta, “basın”da, “siyaset”te, “müzik”te, “kültür”de, “edebiyat”ta “evrenselliğin doruklarında büyülü bir yolculuk yapacağımıza” inanıyorum… Yeter ki pörsüyüp-çürümeyin, okuyun-araştırın / kendinizi yenileyin… Bunu yapmaz da gevşerseniz, “egzozu patlamışlar listesi”ne gireceğinizi unutmayın… 

     “Egzozu patlamışlar”, bu Türkiye’nin yarınları için yürünen “evrenselliğin doruklarındaki büyülü yolculukta” ilerleyemezler…

     “Çoluk-çocukla çelik-çomak oynuyor” diye alay edenlere inat, size diyeceğim şu: Ne mutlu size / ürettiklerinize ve de “yaşınız”a…

     “Egzozunuzun hiçbir zaman patlamayacağına” inanıyor, alaya alınan yaşınızın “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaş” olduğunun bilinciyle hepinizi selâmlıyor ve sözü Arif Nihat Asya’ya bırakıyorum:

dsc01474_kopie.jpgosman_turan.jpgsem_h__el_k.jpgserdar_bayram.jpg  fatih_kaya.jpg   

 

FETİH MARŞI

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek

Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek.

Kerpetenlerle sürun dişleri sökülecek.

Yürü hala ne diye oyunda, oynaştasın

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

 

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden;

Senin de destanım okuyalım ezberden

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden.

Elde sensin dilde sen, gönüldesin baştasın

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

 

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini;

Göster: kabaran sular nasıl yıkar bendini

Çocuk görme, hor görme delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

 

Bu kitaplar Fatih’tir; Selim’dir; Süleyman’dır

Şu mihrap Sinanüddin; şu minare Sinan’dır

Haydi artık uyuyan destanım uyandır.

Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın?

Kızım sen de Fatih’ler doğuracak yaştasın.

 

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan,

Yürüyeceksin; Millet yürüyecek arkandan

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan.

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştansın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın…

 

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın

Yürü arslanım! Fetih hazırlığı başlasın!

Yürü hala ne diye kendinle savaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.