kendig_zleri_500.jpg

 

     Bir insan için hayattaki en önemli şey, sabah kalktığında aynada “kendi gözlerine” bakabilmesidir.

     Aynada kendi gözlerine herkes bakar ama “bakmaktan bakmaya” fark vardır!

     “Adam” mı “yavşak” mı olduğunuzun cevabı gözlerinizdedir. “İçinizdeki Polis Allah’ın en güçlü tecelli ettiği yer gözleriniz”dir çünkü…

     Sen polisi, jandarmayı, savcıyı kandırabilirsin ama gözlerini kandıramazsın. “İçindeki Polis Allah”ı kandırmak mümkün değildir.

     Bu kitabı / makaleyi okuyan herkese ve kendime duam şudur:

     Allah bizi, “kendi gözlerine bile gönül rahatlığıyla bakabilecek kadar düzgün yaşayan” insanlardan eylesin. Bu –özellikle şu zamanda- çok zordur!

     “İçimdeki Polis Allah”la bırakın köşe-kapmaca oynamayı, bunu kitaplaştıracak / yazacak cesareti kendimde bulduğuma göre; ben kendimi –şu anda- “sabah kalktığında aynada kendi gözlerine bakabilenlerden” sayıyorum.

     Bütün dava, son nefesime kadar bunu devam ettirip, gözlerimi aynadan hiçbir zaman kaçırmak zorunda kalmamam!

     Yazının buraya kadar okuduğunuz kısmı, bazı okuyucularımıza tanıdık gelebilir. Çünkü yazının buraya kadarki kısmı, benim 5.kitabım olan “İçimdeki Polis: Allah”ın (http://icimdekipolis.tr.gg) önsözünün bir / son bölümüdür. (Yatağanbaba Yayınları / Önsöz / Sayfa 11 / Ekim 2007)

     Benim burada ne kastettiğimi, suçluluk duygusuyla insanlardan gözlerini kaçıranlar / insanlarla göz göze gelmekten korkanlar da, bu duruma düşmemek için zorluklara katlanan ve dürüstlüğünü / dik duruşunü koruyanlar da çok iyi anlar / anladı.

 

 

> “AŞK” GÖZLERDE BAŞLAR!

 

     Neden gözlerini kaçırır insan?

     Ya korkudan ya da kapılmaktan!…

     “Korkudan” / suçluluktan kaçıranların nedenlerini az önce anlattık.

     “Kapılmaktan” kaçıranlara gelince, bu kaçırma genellikle karşı cinsler arasında olur. Kadın erkeğe veya erkek kadına kapılmaktan korkar, onun için de gözlerini kaçırır! Bu bir yerde şöyle ifade edildi:

     “Bakışların şaraptan daha çok döndürüyor başımı!” (Karayip Korsanları / TRT 1 / 11.06.2007 / 22:10)

     “Baş döndü” müydü, iki şey olur:

     Ya kurtulmak için direnir ve gözlerini kaçırırsın, ya da –biraz gönlün kaymışsa ve sen de istiyorsan- bırakır aşk sarhoşu olursun! Yani karşı cinsler arasında her ne kadar “ilk elektirik” fiziki özelliklerden alınır sanılsa da, aslında gözlerden / bakışlardan alınır.

     Mecburiyet yoksa / keyfe göre karar verme imkânı varsa, bakışma sonunda eğer elektirik alınmamışsa o iş olmaz / tamamına ermez / hatta başlamaz! Mutlaka öyle veya böyle bir elektirik almak lâzımdır bakışma sonrası!

     Bazen de öyle anlar olur ki / öyle tipler karşınıza çıkar ki, bakışsanız bile bir izlenim edinemezsiniz. Adam “boş” / bön bön bakıyordur. Böyle tipler, “olumsuz elektirik aldıklarınızdan” daha çok canınızı sıkar. Bu tipler, bir televizyon programında şöyle iğnelendi:

     Senden değil “pozitif veya negatif elektirik”, “kaçak elektirik” bile almam! (Flaş Tv. / Fıkralarla Ramazan programı / 03 Eylül 2008)

 

 

> GÖZLER, SÖZLERDEN DAHA ETKİLİDİR!

 

     “Olumlu”, “olumsuz” veya “hiçbir” elektirik alınamayan bakışlar / gözler günlük hayatımızda her an karşımıza çıkar. Fakat bazen çok ender gözler / bakışlar da görürüz. Bunlar öyle bakışlardır ki, o kişiyle konuşmaya bile ihtiyacınız kalmaz, çünkü bakışları / gözleri sözlerden daha etkili biçimde, size her şeyi anlatmaktadır. “Gözlerime bak anlarsın!” sözü de bunu ifade eder. Bu tip bakışları tanıdığınız-tanımadığınız insanlarda zaman zaman görmüşsünüzdür. Bu tür bakışların en ileri boyutu, çok güzel biçimde ve şu şekilde ifade edilmişti:

     “Bu kızın gözlerinde ölümden öte bir elem var!” (Annem Dizisi / Kanal D / 13.09.2007 / 22:36)

     Gözler / bakışlar, az önce anlattığımız; insanların karakterini, sevincini-üzüntüsünü ele verdiği gibi, hayatını da şekillendirir. Çünkü Allah herkese göz vermiştir. Fakat bazıları gözlerini kullanamaz yani bakar ama görmez. Deyimlerimize bile girmiştir bu. Meselâ “bakar kör” deyimi buna bir örnektir!

     Ne demektir “bakar kör” ?…

 

 

> SU AKAR, DELİLER BAKAR!

 

     Bir yabancı Türkiye’ye gelmiş ve akarsuyun akıp-gittiğini görmüş. Sonra da ordaki Türklere “bu su burada böyle akar durur mu?” diye sormuş. Türkler “evet” demiş. Yabancı tekrar sormuş “peki siz de böyle bakar durur musunuz?”… Türkler aynı cevabı vermiş: EVET!

     İşte “bakar kör” bu demektir! İl Başkanı olduğum Halkın Yükselişi Partisi adına “Siyasetçi Yatağanbaba” kimliğimle basın açıklaması yaparken, limanlarımızın / akarsularımızın / sularımızın yabancılara satılmasını çok eleştirdim. (Detayları “Millet Olmaktan Uzaklaşıyoruz / Toprakçılık Ayağı ve Toprak Satışları”  ( http://topraksatislari.tr.gg )  kitabımdan okuyabilirsiniz. / Yatağanbaba Yayınları / Mart 2008) Fakat bu örnekte görüyoruz ki, bizde de suç var. Türkiye’de onlarca akarsu boşa akıp duruyor.

     Şimdi “İsrail, Manavgat Suyu’nu almak istiyor AKP de buna taraftar” diye kızıyoruz. Fakat AKP’li akrabam İ.A’ya göre, o Manavgat Şelalesi yıllardan beri boşa akıp duruyor, o bakımdan İsrail’e veya başka yabancı bir ülkeye satılmasında zarar / yanlışlık yok. Akrabam şunu da söylüyor:

     Ama ben Başbakan olsam satmam. Türkiye’deki akarsuları, “bütün Türkiye’ye döşeyeceğim borularla Türkiye içinde dolaştırırım” ve tarım arazilerini sularım. Niye bu nimet / su boşa aksın?!

     Bence haklı!

     Bu sular orda öylece boşa akıp durdukça ve biz de böyle bön bön baktıkça, “yabancıya satmayalım” demek, “siyaset” olmaktan çıkıp “slogan”a dönüşüyor. Ya bu suların boşa akmasını önleyeceksin, ya da bunu yapamıyorsan “yapabilenlerin yapmasına” izin vereceksin. Aksi taktirde o suların hele günümüz dünyasında boşa akması, bir “insanlık suçu”dur!

     Biz AKP’nin bu “suları satma girişimi”ni bu düşüncelerle gündeme getirdiğine inanmıyoruz. Onlarınki apaçık bir şekilde Türkiye’nin nimetlerini yabancılara peşkeş çekmekten ibaret. Fakat AKP bugün var, yarın yok! AKP sonrası işbaşına gelecek ilk siyasi parti, -maliyeti ne kadar olur bilemem ama- akrabam İ.A’nın bu “Türkiye çapında boru döşeyip suyu kullanma” fikrini değerlendirmelidir.

 

 

> GÖREBİLENLER “AKIL BİRLİĞİ”Nİ OLUŞTURUR!

 

     İşte “bakar kör” olursak, bunları göremeyiz / düşünemeyiz. Ben HYP İl Başkanı’yım diye, AKP’ye oy vermiş birisinin projesini körü körüne dışlamam! “Türkiye’nin menfaati” söz konusuysa, “fikrin kimden çıktığı”nın bir önemi yok, uygulanmalıdır.

     Buna “akıl birliği” denir! Bu “birlik” de ancak “bakıp-görmek”le mümkündür. Cem Karaca bunu şöyle ifade ediyor:

     Yol bir akıl bir, bak da görebil! (Allah Yar Şarkısı / Bindik Bir Alamete Albümü / A4 / Majör Plak / İstanbul – 2002)

     “Ortak akıl” sahibi bir Millet / Ülke olabilmek için, “öküzün trene baktığı gibi bakmak” değil, “bakmak” ve de “görmek” şarttır, o Millet / Ülke “yolunu” ancak böyle bulur. “Suyun yolunu bulması” gibi “Milletin yolunu bulması” da aslında böyledir ve de kolaydır. Bütün dava, “bakıp da görebilecek” donanımda gözlere sahip olmakta / bireyler yetiştirebilmekte…

 

 

> KUR’AN’A GÖRE “GÖRÜŞ / FİKİR SAHİBİ” OLABİLMENİN ŞARTI!

 

     Çünkü bir konuda “proje” geliştirebilmek için, “görüş” lâzımdır! Görüş belirtebilmek için de göz… Yani gözlemlemek / görmek… Aksi taktirde öyle bön bön bakarak “görüş sahibi” olunamaz. Bu gerçek, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir:

     Güçlü-kuvvetli, “bakış ve görüş sahibi” kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub’u da an! (Sad Suresi / 45.Ayet)

     Kur’an’da bir sürü Peygamber adı geçerken / hatıralarından bahsedilirken, bu ayette üç peygamberimize atıf yapılmış. Çünkü bir “ortak özellikleri” var. Bu ortak özelliklerinden biri de “bakış ve görüş sahibi” olmalarıdır. Allah bu ayette, baştan beri anlattığımı “hayatın kanunu” olarak “birbirine bağlamış!”… Onun için “bakış” ve “görüş”ü aynı ayette ve ardı ardına yazmış! Bunun anlamı şu:

     “Bakıp da görebilmekten” nasibi olmayanların, “görüş sahibi” olmada ve de insanlığa hizmette yaya kalacakları muhakkak!

 

 

> TÜRKİYE “BAKAR-KÖRLER ÜLKESİ”NE DÖNDÜ!

 

     Tıpkı Türkiye ve diğer Müslüman Ülkeler gibi… Yakın bir gelecekte bütün Dünya’da, -Denizli’nin gene AKP’li Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi’nin dediği gibi- “savaş sebebi” olacak olan su / sularımız öylece akıp duruyor biz de öylece bakıp duruyoruz.

     Yani “insanlığa hizmet” ve “aklı işletmek / bakıp da görebilmek” konularında, Dünya’da kervanın arkasından nal topluyoruz!

     Türkiye adeta bir “bakar körler” Ülkesi olmuş, bir “basiret bağlanması / akıl tutulması” yaşıyoruz.

     Yoksa, klasik / alışılmış deyişle “altı-üstü nimet” olan Anadolu’da kurulmuş Türkiye’nin her şeyini kaybettiği gibi, üstüne üstlük bir de 520 milyar dolar borca batmasının başka bir izahı var mı?

     Yok…

     İşte, bütün bu iflasların başlangıç noktası “gözler”dir… Görmeyen / göremeyen gözlerden atılmış bakışlardır… 

 

 

> “10.YÜZYIL”DA TÜRKLER, “21.YÜZYIL”DA TÜRKLER!

 

     Oysa ki “eskiden” bu böyle değildi / tam tersiydi! Biz nasıl ki şimdi bakıp-göremiyor ve nimeti “daha etkili” kullanamıyorsak, bunu yabancılar öyle yapıyordu biz ise tam tersine “daha etkili / faydalı” kullanıyorduk. Konumuz “göz” olduğuna göre, buna şu Tarihi örneği verebiliriz:

     (Kardeşim, Müzisyen ve Almanya Frankfurt Geothe Üniversitesi’nde Türkoloji ve Uluslararası Siyaset okuyan Levent Yatağanbaba, televizyondan dinlediği şu bilgiyi aktardı:)

     Katarak ameliyatını 10.yüzyılda Yunanlılar da biliyordu ve yapıyordu ama onlar tedavi için değil “estetik” için yapıyordu. O yüzyıllarda Doğu Türkistan’da Razi adlı bilimadamı da katarakt ameliyatını “tedavi için” yapıyordu. Katarakt ameliyatı Batı’da ise 19.yüzyılda yapılmaya başlandı. (TRT GAP / Doğudan Doğan Güneş Programı / 11 Eylül 2008 – 18:45)

 

 

> MİLYONLARCA “BAKİR GÖZ” BOZULUYOR!

 

     Dedelerimizin “bakıp-gördüğüne”, biz torunlarının ise “bön bön baktığına” delil olan bu Tarihi olay ve yüzlerce benzeri önümüzde dururken, bizim “gözlerimiz” televizyonlarda yarışma-evlendirme programları ve pembe dizilere kilitlenmiş durumda…

     Gözlerimizi kilitlediğimiz bu hedef, “yanlış hedef”tir…

     Büyüklerinden bunu gören küçükler de “yanlış hedefe” gözlerini kilitleyeceklerdir. Ekran karşısındaki bu yeni yetişen nesil yani milyonlarca “bakir göz”, bu şekilde bozulacaktır. Bunlara tıp henüz bir gözlük de bulamamıştır!

     Vijdanda, sanatta, akılda, bilimde ve televizyonda “bakıp da göremeye göremeye” adeta eblehleşmiş ve de kendi geleceğini dinamitlemiş bir kitlenin, sabah kalktığında yüzünü yıkarken, aynada “kendi gözlerine bakabilme” hakkı yoktur!

     Allah Kur’an’da “Dilesek, gözlerini siler, onları elbette kör ederiz. O zaman yola koyulmak isterler ama nasıl görecekler? diyor. (Yasin Suresi – 10.Ayet / Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk tercümesi / www.turkcekuran.com sitesi)

     Bana kalırsa Allah bunu yapmış bile!

     “Bakıp da göremedikten sonra” kafamızda gözümüz olsa ne, olmasa ne?!  -Netice itibariyle- önümüzü göremiyoruz!

 

 

> ALLAH TÜRKLER’E VERDİĞİ GÖZÜ GERİ ALDI!

 

     Göremiyoruz, Türkiye’nin üstüne bu “bakıp da görememeler” sonucu “kurşun gibi ağır” bir hava çökmüş… Türkiye’yi kaplayan bu “kurşun gibi ağır” havada, elbette gözler de “kurşun gibi ağır” olur ve de göremez! Yoksa Allah, durduk yerde insanların / Ülke’nin gözlerini alıp, önünü göremez hale getirmez!

     “Gözü alan” Allah, “gözü vermeye” de kadirdir! Fakat bu çileli bir iştir! Faturası / bedeli ağırdır ve o kitle / Ülke yani Türkiye bu bedeli ödemek zorundadır! İhmallerimizin / bön bön bakmamızın / bakıp da göremememizin / faturanın / bedelin ağırlığından, kolayca açılmak üzere yaratılmış gözlerimiz, artık eskisi kadar kolay açılmayacaktır, açılışı ağırlaşacaktır! Tıpkı Barış Manço’nun dediği gibi:

     Gözlerim, kurşun gibi, ağır ağır açıldı bu sabah! Merhaba Dünya! (Yeni Bir Gün Albümü / Yavuz Plak / 1978 – İstanbul)

     “Gözler” böyle “kurşun gibi” ağır ağır açılınca, o Ülke’deki hava da “kurşun gibi ağır”laşır. Memlekette böyle bir hava hakim olur. Olmuştur da bir zamanlar… 1980 öncesi o “sağcı-solcu kavgaları / kardeşin kardeşi vurması” günlerinde işte öyle bir hava vardı Türkiye’de… Cem Karaca -sözlerini Nazım Hikmet’in yazdığı şiirden bestelediği şarkısında- bunu şöyle ifade ediyor: “Hava kurşun gibi ağır!”

     Biz şimdi 2008’de yaşıyoruz! Ben bugün –“bakıp da görmeyen gözler” yüzünden- “Türkiye’yi kaplayan kurşun gibi ağır hava”nın dağıldığını söyleyemem… Fakat bu bizi ümitsizliğe / körlükte ısrara itmemelidir! Çünkü Millet / Ülke olarak “toptan tövbe” edip de, “bedelini ödemeyi göze alıp”, –bakıp da görebilmek için- gözlerimizi açmaya niyetlendiğimizde, “kurşun gibi ağır ağır” da olsa, bir sabah gözlerimiz açılacak ve Türkiyemiz’in “daha mutlu yarınları”na “Merhaba!” diyeceğiz.

                                                                                                             

 

> AÇILAN “MASMAVİ GÖZLER” ÖRNEK OLSUN!

 

     Bunu başarmanın yolu “buna niyet etmek”tir. Buna niyet ettiğimiz gün, Allah içinde bulunduğumuz “karanlık gecelerin nurlu sabahı”nı da, bize elbette gösterecektir! O sabah “apaydınlık” bir sabahtır, o gün “aydınlıklar” içinde bir gündür!

     Buna niyetlenmezsek ne olur?

     Mum veya çıra konamayan kabirlere “diri diri” gömülür, işte böyle 520 milyar dolar borca batmış ve bu yüzden “egemenliğimiz dahil” her şeyimizi yitirmiş bir şekilde yaşarız!…

     Yani gözlerimiz olduğu halde, “karanlıklar” içinde

     Ama niye böyle “karanlıklar içinde” yaşayalım? Neden “aydınlıklar içinde” yaşamamızı sağlayacak gözlerimizi “açmayalım”?!

     Bu soruyu, “çok ciddi” bir başka soru takip eder: “Zamanı gelmiş de geçmiş bile” olan bu soru şudur: Niyetlenirsek / cesaret gösterirsek -“kurşun gibi ağır havada kurşun gibi ağırlaşmış gözlerimizi”-, “açabilir” miyiz, “açamamaz” mıyız?!

     Bu Millet, günümüz şartlarından daha ağır şartlarda -bir zamanlar- gözlerini açabilmişti! Ben “yazarlığı” da, “siyaseti” de bunu bu Millet’e “hatırlatabilmek” için yapıyorum:

     Evet, öyleydi! Bu Millet, günümüz şartlarından daha ağır şartlarda –bir zamanlar- gözlerini açmıştı! Açılan göz “masmavi” bir gözdü… Atamız Mustafa Kemâl “Atatürk’ün gözleri”Bu Millet, yeniden “Atası Atatürk’ün gözleriyle bakıp da görmeyi” başarmalıdır.

 

 

YAYINLAYANLAR:

serg_z_kopie500.jpg

yhag_z500.jpg

——————————-

Fotograf: Yatağanbaba

Yer: 5 Yıldızlı Altınyunus Oteli (Çeşme-İzmir)

Tarih: Nisan 2006

Çeken: Candemir Serçe

Günlük haberlerimizi yayınladığımız sitemize de bekleriz:

http://yataganbaba.tr.gg