yikama_yaglama500.jpg

 

Atilla Sezener, bir dönem Nurcihan Bahtiyar ve Eren Güneş ile birlikte yaptığı Deha Tv.’de yayınlanan “Kent Söyleşileri” programında, Denizli’ye yeni gelen Vali’ye dernek, vakıf ve siyasi parti temsilcilerinin “ziyaret kuyruğu”na girmesi üzerine, bunları “yağcılık”la suçlamış ve şöyle demişti:

 

Türkiye’de yıkama-yağlama bir “kültür”dür!

 

Hazır şu “Vali’yi ziyaret yalakalığı”ndan söz açılmışken, konu ile ilgili bazı anılarımızı da paylaşalım:

 

Denizli’de kurduğum ve İl Başkanı olduğum Halkın Yükselişi Partisi üyesi olan A.Ü, “Vali’yi ziyaret edelim” dediğinde “niye ziyaret edecekmişiz ki Vali’yi” diye sordum. Verdiği cevap: “Vali’nin ziyareti kabul etmesi bir gösterge / prestijdir” oldu.

 

 

> VALİLERİ ELEŞTİREN “TEK SİYASETÇİ”YİM!

 

Ben buna asla katılmadığım için, bugüne kadar işbaşına gelen hiçbir Vali’ye ziyarette bulunmadım. Ziyareti-miyareti bırakın, Valileri de yalakalarını da eleştirdim. 

 

Bu eleştirilerimden bir tanesini üstünde çalışmakta olduğum “Allah Aptallardan Nefret Ediyor / Atilla Sezener’in Düşündürdükleri” adlı kitabımda yer alacak olan “Vali Gazi Şimşek Kütüphanesi’nin Adı Değiştirilsin!” adlı basın açıklamamdan okuyabilirsiniz.

 

Denizli Valisi’nin 5’i birinci sayfada olmak üzere tam 41 fotografının yayınlandığı bir gazete yayınlamasını ve Millet’in parasından bu gazeteye 5 milyar gömmesini eleştirdiğim “Vicdanını Ameliyatla Aldırmış / Cepinden Mi Ödedin?!” başlıklı basın açıklamamı da buna örnek gösterebiliriz. (Adı geçen açıklamayı, üstünde çalışmakta olduğum Basın’ı / Yayıncılar’ı eleştirdiğim “Ananı ve Kız Kardeşini Türk Televizyonları’nda Görmüşler” adlı kitabımdan okuyabileceksiniz.) Bu örneklerin Denizli’de başka örneği yoktur! Denizli’de hiçbir siyasetçi Valiler’e “cebinden mi ödedin” diyememiştir, diyemez de…

 

Vali ile ilgili bir çalışmam da rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu ile ilgili oldu. “Siyasetin ve toplumun normalleşmesi / sıradan olayların erdem haline gelmesi” konusunu işlediğim “Kara-Kuru Bir Adam: Recep Yazıcıoğlu” adlı bu çalışmamı şu an “3.Baskı”sı yapılmış olan “Siyaset Peygamber Mesleğidir / Amerika Kâbe’nin Üstünde Dansöz Oynatacak” (http://siyasetpeygambermeslegidir.tr.gg) kitabımdan okuyabilirsiniz.

 

Peki hiç mi Vali’yi ziyaret etmedim? Ettim. PKK’lı alçakların Aktütün’e saldırdığında verdiğimiz şehitler üzerine, Denizli’deki teşkilatı bulunan 10 Siyasi Parti İl Başkanı ile birlikte “Milletimizin Başı Sağolsun” başlıklı “ortak bir açıklama” yayınladık ve Vali’yi ziyaret edip “birlik-beraberlik mesajı” verdik. (Detayları, “Biz Hilâl’in Çocuklarıyız / Abdestimizi Kanla Almasını da Biliriz” (http://hilalincocuklari.tr.gg) kitabımdan sonra terörle ilgili ikinci kitabım olacak olan üstünde çalışmakta olduğum -adı henüz belli olmayan-  kitabımdan okuyabileceksiniz.)

 

 

> YENİ ŞAFAK’IN “İŞTEN ÇIKARMA” GEREKÇESİ!

 

Türkiye’de “yıkama-yağlama”ya tonla örnek verebiliriz. Fakat biz “yıkama-yağlamaya karşı olanlar”dan örnekler verelim ki, bir işimize yarasın!

 

İşinden kovulan bir gazeteci ile ilgili aşağıdaki haber konumuza bir örnek:

 

Fikri Yavuz, “aşırı yandaşlıktan” Yeni Şafak Gazetesi’nden kovuldu! (www.medyarazzi.com / 21 Kasım 2008)

 

Bu haberin doğruluk derecesi nedir bilmiyoruz ama eğer ki “kovulma gerekçesi” gerçekten de “aşırı yandaşlık”sa, barvo!

 

Yıkama-yağlamadan nefret edip, “kendinde olma”nın “doruk örneklerinden biri”, hiç kuşkusuz Hz.Ömer’dir. Onun örneği gerçekten de eşsizdir:

 

Hz.Ömer adam tutmuş. Tuttuğu adam günde bir defa yanına uğrar ve “Ey Ömer! Öleceksin!” dermiş!

 

Hz.Ömer’in de anlaşılıyor ki başı “yıkama-yağlama kültürü” taşıyanlar yüzünden ağrıyormuş! Etrafında çok yalaka olduğundan olsa gerek, “maaşlı adam tutup” kendisine günde 1 defa “Ey Ömer! Öleceksin!” dedittiriyormuş!

 

Bu dedittirme ne işe yarıyor?

 

Ünü arşa çıkmış, heybetinden insanların korktuğu, adaleti dillere destan olan Hz.Ömer, bu şöhretinin büyüsüne kapılmaz ve ciddi olarak işini yapar. Buna yarar. İşini en iyi biçimde yapıp öldüğüne göre, demek ki “yalakaların yağlarına” aldanmamak, başarının sırlarından birisi…

 

 

> “VALİ” Mİ DAHA BÜYÜKTÜR, “ÖĞRETMEN” Mİ?!

 

Bahsettiğim programda bu sözü söyleyen Atilla Sezener’e, Eren Güneş de şöyle bir katkıda bulundu: Adı geçen Vali Denizli’ye geldiğinde, ziyaretine yaşlı bir bayan da gelmiş. Bu bayan Vali’nin öğretmeniymiş! Güneş “öğretmenini nasıl olur da ayağına getittirirsin / öğretmeni nasıl olur da Vali’nin ayağına götürürsünüz, bu nasıl bir yalakalık ve ayıptır” diyerek tepkisini gösterdi.

 

“Yıkama-yağlama kültürü”ne, Atilla Sezener, Yatağanbaba, Yeni Şafak, Hz.Ömer ve Eren Güneş karşı değildir sadece… Meselâ Hz.Muhammed de bu kültüre karşıdır. Şu sözü / hadisi buna delildir:

 

Meddahların (herkesi övenlerin, yağcıların) yüzüne toprak saçın! (Müslim, Tirmizi)

 

Herhalde buradaki “yüze toprak saçmak” onu aşağılamak ve “git başımdan pis yalaka” gibi anlamlar taşıyor.

 

“Yıkama-yağlama kültürü”ne, Atilla Sezener, Yatağanbaba, Yeni Şafak, Hz.Ömer, Eren Güneş ve Hz.Muhammed karşı değildir sadece… Meselâ Atatürk de bu kültüre karşıdır. Şu sözü buna delildir:

 

Beni övme sözlerini bırakınız. Yarın için neler yapacağız onu söyleyiniz! (www.adalar.bel.tr)

 

 

> “YIKAMA-YAĞLAMACI”LARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ: SAMİMİYETSİZİLİKLERİ!

 

Bu yazıyı okuyup da “kimseyi övmeyin / taktir etmeyin” anlamı çıkaran olur mu bilmem! İşin çilesini çeken / mücadele eden insanlar elbette övülmeli, değişik vesilelerle taktir edilmelidir. Fakat “övmek” başka “yalakalık” başka şeydir. Yalakalık, övmenin “cıvıklaşmış / suyu çıkarılmış” halidir.

 

Bu “yıkama-yağlama kültürü” taşıyanların ortak özelliklerinden biri de “samimiyetsizlikleri”dir. Buna şu örneği vermek istiyorum:

 

İl Başkanı olduğum Halkın Yükselişi Partisi’ne bir genç gelmiş ve üye olmak istediğini, Denizli’de de “Gençlik Kolları”nı kurmayı çok istediğini söylemişti. Kabul ettim. O sırada işsizdi ve benim kitaplarımı da belli bir yüzde karşılığı gezerek satıyordu. Belli bir süre sonra kitaplarımla / paramla birlikte ortadan kayboldu. Kardeşim Ahmet Yatağanbaba bunun üzerine bana şunu söyledi:

 

Benim zaten onu gözüm hiç tutmamıştı. Çünkü sana aşırı yağ çekiyordu!

 

Bu konuda ben maalesef sıkıntılıyım. Çünkü çok aşırı övgü alan biriyim. Dikkat edilmezse bunun “ne kadar tehlikeli bir uyuşturucu” olduğunu da iyi biliyorum. Cıvıtmamamın sebebi de, bunu biliyor olmam…

 

Atilla Sezener’in bahsettiği “yıkama-yağlama kültürü”nün yerine, “övgünün / taktirin haysiyeti”ni koruyan, “işin suyunu çıkarmamış bir kültür”ün geçmesini diliyoruz.

 

Benim Hz.Ömer gibi maaşlı adam tutup, günde bir defa yanıma uğrayıp “beni kendime getirtecek sözü” söyletecek maddi gücüm yok!

 

Bari kitabıma yazayım da okudukça aklıma gelsin!

 

Ey Yatağanbaba! Cıvıtma, azma!… Gün gelecek öleceksin!