Facebook’ta “insanlık” öldü! Yatağanbaba’dan Deniz Baykal’a, Mustafa İslamoğlu’ndan Atatürk’e, hatta Allah’a kadar küfürler kol geziyor!

 _nsanlik__ld__470.jpg

Geçtiğimiz haftalarda, Facebook’ta bir “özür metni” yayınlandı. O metinde şöyle yazıyordu:

 

Barış Manço Hayranları Sayfamızda kontrolümüz dışında Sayın Yatağanbaba’ya küfür ve hakaret edilmiştir. Bunun üzerine çok emek vermiş olsak da sayfamızı tamamen kapattık. Mahkemede benim adımın da Sayfa Sorumlusu olarak geçmemesi için, uzun ricalarımız ve özür dilemelerimiz sonucu Sayın Yatağanbaba benim hatırım için mahkemeye gitmekten vazgeçmiş, büyüklük göstermiştir!

 

Peki bu “mahkemeden döndüren” özür ve metin neden yayınlandı? Bu metin bu konunun sonucu… Arka planında ise iki gün gece-gündüz süren elli türlü özür dileme var… Bu özür yazısını yazan kişi, “Yatağanbaba”nın adı ile, bir “ağır ruh hastası / dengesiz bir sapık”ı “aynı video”da etiketledi. Etiketlenen video da Barış Manço ile ilgili hazırlanmış bir video… Yatağanbaba bu etiketlemeye “benim adımı o malum kişi ile aynı videoda etiketleme, herkesin bir haysiyeti ve şerefi var” diye yazdı. Sonra da videoyu yükleyen özürcü Yatağanbaba’nın ve o malum kişinin etiketini kaldırdı. Bu kaldırma sonucu “iş kapandı” derken, aynı videoda etiketlenmiş iki ayrı kişi ortalığı velveleye verdi. Biri “anlamıyorum, neden Yatağanbaba’nın adının geçtiği her yerde tartışma çıkıyor” derken, ötekisi “biz bir şey yapmıyoruz, malum kişi durduk yerde olay çıkarıyor” diye yazdı… Bu ikiliden ilki “Kur’an’daki İslâmı daha önce şeyettiydim”, ikincisi de “burası benim sayfam ister Kur’an koyarım ister porno” diye yazanlar… Yatağanbaba bunlara daha önce gereken cevabı vermiş ve listesinden de silip-atmıştı. Fakat o “kuyruk acıları”ndan ötürü, hem sözlerini inkar edip hem de yukardaki cümle ile saldırdılar. Oysa ki bu ikisine “giren-çıkan” yoktu! Bir de üstüne üstlük “senin derdin bizimle” yazacak kadar kafayı yemiş zavallılar! Siz “sıçtığım bok” bile olamazsınız, Yatağanbaba’nın sizinle ne derdi olacak? Kimsiniz ki? Ürettiğiniz ne? Ordan-burdan araklanmış, onlarca televizyondan çekilmiş görüntülerin ortasına babanızın tapulu malı gibi sitelerinizin adını yazmakla / iki tane kıçı kırık video klip paylaşmakla kendinizi bir bok mu sandınız? İki bok sansanız ne olur?

 

 

> ALLAH BAHADIR AKKUZU’YU NEDEN ÖLDÜRMÜŞ?!

 

Peki Yatağanbaba videodan adının etiketini neden kaldıttırdı? Çünkü aynı videoda adı etiketlenen bir başkası şunu demişti:

 

Kurtalan Ekspres TRT’de program yapacak ve Barış Manço’nun sırtından para kazanacaktı. Yatağanbaba da bu işin içinde. Onun için Allah Bahadır Akkuzu’yu öldürdü ve bu projeyi engelledi…

 

Bu Allahsız-Kitapsız sapık, Barış Manço için karısından bile boşanmış bir akıl hastası… Bu manyağın böyle olduğunu bildikleri halde, yemeyip-içmeyip biriktirdiği arşivine ulaşabilmek için internette 5-10 tane yalakası var, bunu pohpohlayıp dururlar… Tuvalet kağıdı bile etmeyecek o sararmış gitmiş gazete ve dergi küpürlerini bunun münasip bir yerine monte etmek varken, o sararmış gitmiş küpürler ve kıçı kırık iki tane video kaydı için bu kişiye böyle yalakalık yapanlar da da var bir bozukluk! Değer mi Yatağanbaba’ya ve Bahadır Akkuzu’ya attığı o iftiralara bu küpür ve Barış Manço’nun bir-kaç video kaydı? İnsanlık onuru bunlardan daha mı az değerli?

 

İşte Yatağanbaba’nın “aynı videoda adının o kişi ile etiketlenmesine karşı çıkış gerekçesi” bu / bunlar idi. Ölünün arkasından bile en şerefsiz iftira ve dedikoduları çıkaran sapıkla aynı videoda adının etiketlenmesine karşı çıkmasından daha doğal ne olabilir ki?

 

Konu buyken ve itirazım da ancak beni bağlarken, bu adı geçen ikili “yırtık dondan çıkar gibi” çıkıp, konu ile hiç alakaları yokken köpekliklerinin icabı böyle sataştı. Sonra da ağza alınmayacak küfürler başladı. Yatağanbaba o sayfayı olduğu gibi photoshop’a kopyalayıp Avukatı’na gönderdi ve “dava açmak için dosyayı hazırla” dedi…

 

Daha komiği ne bilir misiniz? Bana küfreden daha 16 yaşında, yani daha dünkü bok! Küfretmek en vazgeçilmez katığı olmuş. Daha önce de Facebook’ta (kancıklığından bunu da inkar eder ama), Akademi Türkiye Yarışması’nda yarışan şu anda ise çok ünlü bir oyuncu için “karaktersiz / kişiliksiz” diye yazmıştı, “sen kişiliksiz ne demek biliyor musun” diye sormuş / uyarmıştım sonra da o yazısını silmişti. Bu çocuğun anası-babasına sormak lazım “terbiyesini veremeyeceğiniz çocuğu niye peydahladınız” diye?!  Bu Facebook özelime “abi ben Kanada’dayım şimdi bu mahkeme için Türkiye’ye geleceğim, annem-babam da ben de perişan olacağız, benim yaşımda birisinin bunları yaşamasına gönlün razı olacak mı, o kişileri de listemden sildim, sayfayı da kapattım” diye iki gün gece-gündüz özür dilemesi olmasaydı, o küfürleri eden kanıbozuk kelpin hayatı kayacaktı!

 

Çünkü sokaktaki sıradan bir adama küfretmekle, Yatağanbaba’ya küfretmek aynı şey değildir. Hukukta cezası başkadır. Çünkü Yatağanbaba, yayınlanmış 10 eseri bulunan, fikirleri Dünya’nın orasında-burasında tartışılan, yazıları Üniversite’de ders konusu olmuş bir “fikir adamı” ve de Anayasal bir Parti’nin de “İl Başkanı”… Aynı şekilde Başbakan’a sövmenin cezası da aynı değildir. Sarper bu özrü dilemese, anne-babası tarafından terbiyesi verilmemiş o kendini bilen yaratığın Sülalesi ayaklarıma kapanacaktı, “şikayetinden vazgeç” diye… Çünkü biz bunları çok yaşadık, ağzı alınmayacak küfürleri ederler, dava açılanca da yalvarmaya başlarlar “sen büyüksün büyüklük göster” diye…

 

“Çocuk” demek “öküz” demek değildir, bu “cüreti cehaletinden gelen” kanı ve sütübozuk adiler internetten hiç bakmazlar mı “yayın ve internet üzerinden küfür ve hakaret kaç yıldan başlıyor ve kaç milyar tazminatı var” diye? “Mal” olduklarından bakmazlar. Üstelik de 16 yaşta çocuk olmaz, her bir şeyi domuz gibi de biliyorlar… Bunlar domuzlukları ve köpeklikleri ile geberirler başka da bir şey olmaz! Herkes Yatağanbaba gibi merhametli değildir, nasıl olsa bunlar –kanlarına işlemiş olan o- küfür etme şerefsizliğini tekrarlayacaklar, nasıl olsa Yatağanbaba veya bir başkası bunları kanuna uygun şekilde bir yerde kıstıracak ve o zaman “çıktıkları deliğe” (anladınız siz onu) sokacak… Çünkü bunlarda ana-baba terbiyesi olmadığı için “özür dileme” diye de bir şey yok! Söver söver sonra da gider hiçbir şey yokmuş gibi günlerini gün ederler. Yaşınız ister 16 ister 26 ister 36 ister 106 olsun, internetin ardına saklanıp hırsızlığınız, iftiralarınız, sütübüozukluğunuz, kanıbozuklğunuz, köpekliğiniz, domuzluğunuz, şerefsizliğiniz, kıskançlığınız, hakaretleriniz, küfürleriniz, Allahsızlığınızla geberin!

 

 

> KÜFÜRLE SİNDİRMEK İÇİN “PKK’NIN
   TAKTİĞİ”Nİ UYGULUYORLAR!

 

Ha biz bu küfürlerin altında mı kalacağız? Aynısı 5 misliyle “anında” iade ediyoruz bu Kuduz Köpek vakalarına… Çünkü Türkiye’nin en saygın insanlarına bile gerek çocuk, gerek yetişkin, gerek Kurum sıfatıyla ha bire küfür ediliyor. İnternet sitelerinde yayınlanan haberlere yazılan yorumları okuyorum da, ağzım açık kalıyor… İnsanlar sanki küfürle kafayı yemiş! Öyle yavşaklaşmışlar ki, üstlerine varsan da dillerini uzatıp hırlıyorlar, üstlerine varmasan da… Köpekliklerinin kanıtı için bu bile yeterli… Ha fakat bundan sonra böyle, kim küfür etti, kendisini Hakim’in karşısında bulur. Kaç milyar tazminat ödeyeceğini Sülalesi düşünsün…

 

Bu küfürle kafayı yemiş cibilliyetsiz onun-bunun çocukları için elimizi kana bulayacak değiliz ya… Belâlarını kanunlardan bulsunlar. En uyuz olduğum da bu küfürleri misliyle iade ettiğimde “yakıştı mı size Murat bey” diye sorulması… Bu da ayrı bir manyaklık! Karşıdaki küfür ederken biz teşekkür mü edeceğiz?!!! Gerek sözle gerek yasayla müstahakkını vereceğiz… Hem küfürünü iade edeceğiz hem de dava açacağız, bu tutumumuz “ister yakışsın ister yakışmasın”, bizim mezhebimiz ve meşrebimiz o kadar geniş değil!

 

Bu ana-baba terbiyesi görmemiş “dünkü boklar”ın ilk mikropluğu da değil. Daha önce de Nihat Genç’in adını taşıyan bir siteden organize / toplu halde bu küfür bombardımanı başlamış, avukatıma “dava aç” dediğimde, e-postam’a onlarca “özür ve etme-tutma” e-mektubu ile Site sahibinin özrü gelmişti. Orda da afallamıştım. Çünkü Site Sahibi “bu sitedeki kullanıcılar 18 yaşından küçük ben onlar adına sizden özür diliyorum” demişti telefon açıp. Sonra da sitenin manşetinden gene bana aklınca dolaylı yoldan laf sokarak da olsa (ki kastettiği tam da sitesinin karşılığıdır) yazılı olarak da özür diledi ve mahkemeye gitmekten vazgeçmiştim.

 

İyi de arkadaş, madem bunların yaşı “18’den küçük”, bunlar bu “küfürleri nerden öğreniyorlar ve de ediyorlar”?… Burada sorulması gereken soru bu değil mi? Karşı görüşteki adamı susturup-pusturmak / sindirmek için bu “Küfür Timleri”ni mutlaka birileri oluşturuyor! Nasıl ki PKK’lılar Polis’i taşlarken “bunlar ceza almazlar” diye çocukları çocukları kullanıyorlar, ben öyle sanıyorum ki, intermette gençlere bu küfürleri de belli çevreler öğretip-yönlendiriyor. Kişiliği / karakteri tam oturmamış bu yaşı 18’den küçük sazan takımı da hiç kendisini-ailesini-yarınlarını düşünmeden küfürleri basıyor. Bunu kimi “Vatanseverlik” kimi “Din” kimi “Futbol taraftarlığı” adına yapıyor ama yapıyor…

 

Bu internetle ilgili kanunlar tekrar gözden geçirilmeli ve çok ağır yaptırımlar uygulanmalı. Çünkü Yatağanbaba’dan Bakanlar’a, Başbakan’dan Genelkurmay Başkanı’na, Atatürk’ten Hz.Muhammed’e hatta Allah’a kadar yakası açılmadık küfürler “çok sıradan hale” geldi. Basın’ın yazdığına göre Yargıtay Başkanı “AKP’yi kapatın diye mahkemeye başvurduğunda” yediği küfürler için tam 800 kişiye dava açmış! Yargıtay Başkanı’na bile 800 kişilik bir orduyla saldırılması / böyle küfür edilen bir internet, silahtan daha tehlikelidir. İsterseniz google’ye “orospu çocuğu” diye yazıverin, neler çıkıyor görün, Deniz Baykal’ından Mustafa İslamoğlu’na kadar bu küfürü yemeyen yok… Siyasi görüşünü beğenmedin hemen klavyenin başına geçip yaz “orospu çocuğu”, Dini görüşünü beğenmedin hemen klavyenin başına geçip yaz “orospu çocuğu”, kaleci hatalı gol yedi hemen klavyenin başına geç yaz “orospu çocuğu”… Sanırsınız ki Türkiye’de bir makine var ve leblebi üretir gibi “orospu çocuğu” üretiyor!!! Bu nasıl iştir?!!! Ben şunu bilirim: Orospu çocuğu olmayana orospu çocuğu diyenlerin kendileri orospu çocuğudur!

 

Yazımda çoluk-çocuğundan yetişkinine kadar bu küfür edenleri ve edilenleri yazacak değilim, fakat “2 isme” edilen küfürler hakkında bir şeyler söyleyeceğim:

 

 

> FACEBOOK’TAN DAVET: ATATÜRK’E TÜKÜRÜN!

 

Facebook’ta kimliği belirsiz bir kişi, 171 bin üyeli “Sigara içmeyen kaç kişi kaldık?” grubunun yer aldığı sayfayı ele geçirerek Atatürk’e hakaret eden sözler ve dini propaganda içerikli mesajlarla doldurdu.

 

Kendini ‘gündüz mücahidi’ olarak tanımlayan internet korsanı, gruptaki üyeleri ‘putperestlikle’ suçluyor. Grubun ana resmini değiştirerek Atatürk’ün denize girerken çekilmiş bir fotoğrafını koyan korsan, resmin üzerine “Medeniyet denilen maskara mahlûku görün / Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!” dizelerini yazdı. Grup facebook tarafından kapatıldı. (Milliyet Gazetesi / 18 Eylül 2009)

 

Kapatıldı kapatılmasına da, bu “yeterli” mi?! Hayır! Nitekim Milliyet Gazetesi’nin internet sitesinde yayınlanan bir habere bir okuyucu şu yorumu yapmış:

 

Vatan hainin derhal yakalanması lazımmmmm… (Vecdi Hatunoğlu) Ben de öyle düşünüyorum. Bu “Teknoloji Çağı”nda Devlet, bu haini er-geç yakalayabilir, bunların Hakim karşısına çıkartılması şarttır!

 

Bu Grup kapatıldıktan kısa bir süre sonra, Atatürk’ün bir fotografının photoshop’ta oynanmış şeklinin konduğu yeni bir Grup / Sayfa daha açıldı… Bu Atatürk’e küfretmek için açılan Grup ve Sayfalarla sürekli mücadele eden bir Bayan Facebook Arkadaşım, listesindekileri gene haberdar edip, bu Grubu / Sayfayı Facebook Yönetimi’ne şikayet etmeye davet etti. Şikayeti ettim. “Belâmı” da okudum!

 

 

> FACEBOOK’TA “ALLAH’A KÜFÜR”
   ATEİSTLER’İN DEĞİL SATANİSTLER’İN İŞİ!

 

“Kendime ve Atatürk’e edilen küfürlere rahmet okutacak” bir rezalet daha sergilendi Facebook’ta. O da “sırf Allah’a küfretmek için” açılan bir Grup / Sayfa… Sayfanın / Grubun adı İngilizce ama kullanılan kelime herkesin / İngilizce bilmeyenlerin bile anlayacağı bir kelime… O kelimenin İngilizcesi’ni de Türkçesi’ni de yazmayacağım… “Dünya kuruldu kurulalı” Cenab-ı Allah’a “böyle küfür” edilmemiştir! İNSANLIK ÖLMÜŞTÜR!

 

Adıyla cinsel çağrışımlı ve Allah’a küfredici bu Sayfayı / Grubu açanların ben “Ateistler” olduğunu sanmıyorum. Bir “sıfat” ve “felsefe” bağlamlı olan “Ateist” kelimesi Fransızca ve orijinal yazılışı “athéiste”. Türk Dil Kurumu bu kelimeyi “Tanrıtanımaz” olarak çevirmiş. Halk arasındaki bilinen tanımı ise “Allah’a inanmayan”… Allah’a inanmayanlardan ben bu küfürleri duymuş değilim. Fakat Allah’a karşı bu tür çok adi küfürleri “Satanistler” ediyor. Bir isim olan “Satanist” kelimesi de Fransızca ve orijinal yazılışı “Sataniste”. Türk Dil Kurumu bu kelimeyi “Şeytan’a tapan kimse” diye çevirmiş. Halk arasında bilinen tanımı da böyle…

 

Allah’ı tanımayan / tapmayanlardan Tarih boyunca Allah’a karşı bir isyan pek görülmemiştir. Fakat putlara da tapıp Allah’a şirk koşanlardan görülmüştür. Şeytan’a tapanlardan da… Kur’an “Şeytan’a tapanlar”ın ne kadar organize hareket ettiğini şöyle ifade etmiştir:

 

İblis Orduları toplu haldedir! (Şu’ara Suresi – 95.Ayet / Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk Tercümesi / www.kuranmeali.com

 

Allah Kur’an’da İblis’in bu Orduları’na / Dostları’na “vahyettiğini / emir verip-yönlendirdiğini” de söylüyor:

 

…Şeytanlar kendi evliyasına/dost ve destekçilerine sizinle mücadele etmeleri için elbetteki vahiy gönderirler. O şeytan evliyasına boyun eğerseniz kesinlikle müşrikler oldunuz demektir.  (En’am Suresi – 121.Ayet / Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk Tercümesi / www.kuranmeali.com

 

 

> ŞEYTAN da İNTERNET KULLANIYOR ve FACEBOOK ÜYESİ!

 

Bu şerefsiz Şeytan / İblis / Pislik, Kur’an’da atıf yapılan bu tıpkı kendisi gibi şerefsiz ve pislik Dostları’na / Orduları’na bu emirlerini verirken / vahyederken, “interneti” de kullanıyor! Türkiye aleyhine çalışanlar, Atamız’a, Bayrağımız’a ve Allahımız’a küfredenler bunu alenen edemedikleri için soluğu internette alıyorlar. İnternetin de günümüzde en popüler sitesi Facebook olduğuna göre Şeytan’ın Dostları’ndan oluşan Orduları da Facebook’a Karargâh kurmuşlar! Bunlar internet ve Facebook’ta elli türlü rumuzun ardına saklanıp ha bire sövüp-sayıyorlar / İlahları’ndan aldıkları emri yerine getiriyorlar!

 

Şunu da itiraf edelim: Ben Şeytan olsam, ben de özelde Facebook’u genelde ise interneti kullanırdım. Çünkü mesela Facebook 300 milyon kullanıcısı olan bir site… Şerefsiz Şeytan da bunu biliyor ve Askerleri’ni oraya da yığıyor…

 

Her ne kadar bu Şerefsiz Şeytan’ın Orduları’nın açtığı Facebook’taki “Sapık Sayfa ve Gruplar”, Facebook’taki Şerefli Allah’ın Orduları’nın şikayetleri ile bir müddet sonra kapatılsa da,  bu denli adice küfürleri eden “İnsanoğlu” yüzünden İnsan “insanlığından” utanıyor…

 

 

> İNTERNET SİTESİ HACKLEMEK, DİNEN “CAİZ” MİDİR?!

 

Allah’a küfür içeren Grup ve Sayfalar ile ilgili bizim yapabileceğimiz bundan ibaret! Facebook Yönetimi’ne şikayet edip kapattırmak! Gerisini / o küfürleri edenler hakkında hükmü, “Hesap Günü”nde Allah kendisi verecek!

 

Peki konusu geçmişken “Site hacklemek / bozup kullanılmaz hale getirmek” doğru mu? Din dili ile söyleyecek / soracak olursak “caiz / serbest” mi?

 

Bu soruyu, yurt dışında Türkiye aleyhine yayın yapan / “Türkler Ermeniler’e soykırım yapmamıştır demeyi suç sayan” Ülkeler’deki siteleri çökertmek isteyen Türk Hackerler Prof.Dr.Zekeriya Beyaz’a msn’de sordu, Hoca’nın cevabı şu oldu:

 

 

> ZEKERİYA BEYAZ’IN “CW AKINCILAR TİM HACK GRUBU”NA
   VERDİĞİ, “İNTERNET TARİHİ”NE GEÇEN FETVASI!

 

İnterntin haşarı çocukları ‘hacker’lar Türkiye’nin en çok tartışılan İlâhiyatçısı Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’dan MSN ile fetva aldı. CW Akıncılar TİM adlı ‘hack’ grubu, MSN ile yazıştığı Beyaz’a yabancı siteleri ‘hack’ etmekle günah işleyip işlemediklerini ve kul hakkı ihlâlinde bulunup bulunmadıklarını sordular. ‘Hacker’larla sıcak bir diyalog içine giren Beyaz hoca “Yabancı bir siteyi ‘hack’lemek günah mıdır? Acaba kul hakkına giriyor mu?” sorusuna şu cevabı verdi:

 

“Zararlı varlıklara yapılabilir. İslâm dinine ve Türk milletine zararlı olanlara yapılabilir, sevap olur. Günah işleyen zarar veren onlar, siz o zararı ve günahı önlemiş olduğunuzdan sevap kazanırsınız. Gazanız mübarek olsun!”

 

Beyaz Hoca ile web kamerası kullanarak görüntülü olarak yazışan ‘hacker’lar, böylece kafalarını kurcalayan sorulara cevap bulup rahatlamış oldu. ‘Hacker’lar, Beyaz hocanın tarihe geçecek bu fetvasını kaydedip internette yayınlamaya başladı. (Kaynak: İnternetteki yüzlerce site ve forum)

 

> “KÜFÜR”BOOK’A DÖNEN FACEBOOK’TAN
   NEDEN ÇEKİP-GİTMİYORUM?!

 

Türkiye’de içi boşaltılmamış / çürüyüp-yozlaşmamış neredeyse hiçbir kavram-kurum ve yer kalmadığından, son aylarda en sık kullandığım söz, farkında olayım veya olmayayım “kafamı bozmayın çeker giderim haa” oluyor. Bu Facebook’tan da kaç defa çekip-gitmeye niyetlendim. Enteresandır Facebook’takiler de bunu bir biçimde hissediyor. Özel mesaj kutuma ençok gelen bu “Facebook’tan ayrılmayın” konulu mesajlar…

 

Peki neden gitmiyorum? Çünkü bu Allahsız-Kitapsız Bizans Basını’nın yer vermediği ne kadar Kültür-Sanat faaliyeti varsa Facebook’ta paylaşılıyor. Basın’da yer almayan pek çok Kültürel etkinliği ben Facebook’tan öğreniyorum. Allah da biliyor ya, Facebook’ta sırf bu Kültür-Sanat faaliyetleri / paylaşımları için duruyorum. Yoksa o paylaşılan Siyasi mesajları ve videoları ben zaten biliyorum. Ben zaten “İl Başkanı”yım, o işin uzmanıyım… Fakat Facebook’ta 30 – 35 yıl önceki hatıralar bile paylaşılıyor hayranı olduğumuz Sanatçılar tarafından… İşte bu “sevdiklerimiz”le beraber olabilmek için çekip-gitmiyorum, sabrediyorum.

 

Üstelik de bu mide bulandıran yukarıda anlattığım o tek küfürden başka (ki bana Yazarlık ve Siyaset Kariyerim boyunca bu kişiden başka böyle küfür eden de olmamıştır) Facebook’taki arkadaşlarımın tamamına yakınından hergün özel teşekkür mesajı alıyorum. Daha dün bir Facebook Arkadaşım “annemdeki tümör yeniden ortaya çıktı, kendimi koyuvermiştim, ………….yaparak beni öyle sevindirdiniz ki, sizi hayatım boyunca sevgi ile anacağım” diye yazdı.

 

Bir de Facebook’ta faydalı oludğumu düşünüyorum. Bunu gelen mesajlardan anlıyorum. Atatürk’e küfreden Sayfa ve Gruplar’ın kapatılması için çok mücadele eden Facebook’taki Bayan Arkadaşımdan gelen aşağıdaki özel mesaj buna bir örnek:

 

Öncelikle kandiliniz mübarek olsun. Yazılarınızı elimden geldiği kadar takip etmeye çalışıyorum. Doğru noktalara değiniyorsunuz. Bazen bizlerin dikkat etmediği , o an için düşünemediği veya önemsemediği konuları ele alıyorsunuz. İlk bakışta bu kadar ayrıntıya neden dikkat edelim düşüncesiyle tepki verme tavrına girilsede düşününce doğru fikirleri savundugunuzu görüyorum. Çünkü her konuda dikkat etmemiz , herkonuda saygılı olmamız ve en önemlisi herkonuda önce bir düşünmemiz gerekir. Toplum eğitimi herkesin görevidir. Ben bile farkında olmadan dikkat etmediğim bi çok durumda artık dikkat etmeye çalışıyorum. Bu nedenle size teşekkür etmek istedim. Facebooktan ayrılmayı falan mı düşünüyorsunuz? Lütfen ayrılmayın! Yazılarınız yeni yetişen birçok gence eğitici olurken bizlerin bile gözünden kacan bazı noktalarda hatırlatıcı oluyor.

 

Bunca yıllık zorlu ve çok çetin mücadelem boyunca, “beni ençok etkileyen sözlerden biri”ni de ben Facebook’ta duydum. “Türkçe” için verdiğim mücadeleye bir “Baba” aynen şöyle yazmıştı: Türkçemiz için yaptığınız çalışmalar ve veridiğiniz mücadeleniz için, size “henüz 2,5 yaşındaki oğlum adına” teşekkür ediyorum!

 

İşte bu güzellikler ve yankılar için çekip-gitmiyorum! İleride ne olur bilemem ama şu anda Facebook’tan gitmiyorum, kaşınan olursa mahkemeye gidiyorum!

.

.

.

YAYIN TARİHLERİ:

.

serdar_face_470.jpg

.

yha_face_470.jpg

yata_anbaba_sa_d_nurs__470.jpg

Yatağanbaba, Said Nursi’nin “Besmele” ile ilgili “iki sözünün de yanlış olduğunu”, Matematik ve Ayet’le ispatlayan bir makale yayınladı.

 

Uzun yıllardır tanıştığım ve “birbirimizi kızdırmaktan çok hoşlandığımız” bir arkadaşım, birgün tutturdu “illa ki bu akşamki Nurcu Toplantısı’na sen de gel” diye… “Yok olmaz” falan desem de çok ısrar etti ben de “tamam gidelim” dedim!

 

 

> HER HAFTA BAŞKA EVDE TOPLANIYORLARMIŞ!

 

Akşam toplantıya katılacaklardan 5 kişi daha geldi ve arkadaşımla ben de onlara katıldık, bir arabaya 7 kişi doluştuk… Araba Denizli içinde belki bir saat tur attı sonra da bir apartmanın önünde durdu. Öğrendim ki, her hafta başka bir evde toplanıyorlarmış… O kadar çok dolaştı ki, akşam karanlığı da çöktüğünden Denizli’nin hangi semtine geldiğimizi bile bilemedim…

 

Arabadan indik, diğer 5 kişi önde arkadaşım ve ben arkada apartmana doğru yürüyoruz. Yürürken arkadaşım bacağımı cimdikleyip kulağıma “sakın Hoca’ya karşı gelme, lafa girme” dedi… “Tamam” dedim… Fakat daha beş adım atmamıştık ki arkadaşım gene aynı uyarıyı yaptı ben de gene “tamam” dedim… Merdivenlerden çıkarken de gene bacağımı cimdikleyip “sakın Hoca’ya karşı gelme, sesini çıkarma” deyince tepem attı ve “ulan o zaman beni buraya niye getirdin, sen benim susmayacağımı bilmiyor musun, madem Hoca’dan bu kadar korkuyorsun o zaman belânı mı arıyorsun da beni de getiriyorsun” diye çıkıştım…

 

İçeri girdik, odaya “u şeklinde” oturmuşlar. Tamamı da erkek… Biraz sonra “Hocaları” da geldi… Temiz giyimli, temiz yüzlü ve bizden bir-kaç yaş ancak büyük birisi… Hoca u şeklindeki oturma düzeninin tam ortasına oturdu… Sağ tarafını da sol tarafını da böylece çok rahat görebiliyordu…

 

 

> TARİKAT ve CEMAATLERE GİRENLERİN
   İŞLERİ NEDEN ve NASIL ARTIYOR!

 

Hoca “aramızda yeni arkadaşlar görüyorum, onun için önce bir tanışalım” dedi… İfadeyi “çoğul” kullandı ama “yeni arkadaş” sadece bendim! Karşımdaki sıranın en başında olan kişi kendini tanıtmaya başladı, sonra onun yanındaki, sonra onun yanındaki kendini tanıttı… Kendisini tanıtanlar “adım şu soyadım şu, şu işi yapıyorum, falan yerde de iş yerim var” diye tanıtıyordu… Ben buna bir anlam veremedim “neden bu kadar detaylı tanıtıyorlar kendilerini” diye… Sıra bana gelince beni oraya getiren arkadaşımın adını söyleyip “adım Murat falancanın arkadaşıyım” dedim ve sözü arkadaşıma bıraktım. Arkadaşım da aynen diğerleri gibi “adım şu soyadım şu, şu işi yapıyorum ve işyerim de falan yerde” diye uzuuun bir tanıtım yaptı… Sonradan öğrendim ki, bunlar bu şekilde kendilerini, işlerini ve işyerilerini tanıtıyorlar ve de birbirlerinden alış-veriş ediyorlar… Aynı malı bir başkası da satsa ona değil, toplantılarına katılanların işyerinden alış-verişi yapıyorlar. Hani bu tarikat ve cemaatlere girenler “falan tarikat ve cemaate girdim Allah’ın izni ile işlerim birden arttı” diyorlar ya, işte hikmeti bu… Yani “birbirlerinden alış-veriş etmeleri”…

 

 

> NURCU HOCA’DAN YATAĞANBABA’YA: 
   BİLGİNİZDEN FAYDALANMAK İSTERİZ!

 

Sonra Hocaları önüne bir kitap açtı, okuyup okuyup anlattı, okuyup okuyup anlattı… Okuyup-anlattığı kitap Said Nursi’nin Kitabı… Sonra anlatmayı bitirdi ve çay molası verildi… Hoca anlatırken arkadaşım sürekli olarak diğerlerine çaktırmadan belli aralıklarla bacağımı cimdikliyor ve “sakın ses çıkarma” demeye devam ediyordu… Hoca anlatırken de mola verildiğinde de odadaki 22-23 kişi sürekli olarak bana bakıyordu… Hepsi bana bakarken ben de onlara baktığımda ise gözlerini kaçırıyorlar sağlarına-sollarına ve önlerine-tavana bakmaya başlıyorlardı… Bu böyle olunca Hocalar’ı mecburiyetten bana döndü ve çay molasında şunu söyledi: “Murat Bey, sizin “kitaplarınız” var değil mi? “Evet” dedim! Hocaları devam etti “bildiklerinizden faydalanmak isteriz…”

 

Odadakilerin ve Hocaları’nın ilgisi tamamen benim üstüme odaklanınca ve de Hocalar’ı “bilginizden faydalanmak isteriz” deyince, arabada, apartmana çıkarken ve de Hoca konuşurken sürekli bacağımı cimdikleyip “sakın Hoca’ya ses çıkarma” diye kulağıma fısıldayıp-duran arkadaşım, birden bire yüksek bir sesle ve de hafiften kasılarak “zaten ben de Murat Bey’i bunun için davet ettim, kendisi bu konularda çok araştıran ve çok farklı boyutlardan konulara yaklaşan çok bilgili bir arkadaşımızdır” dedi… Arkadaşıma “ulan hıyar, iki saattir ‘konuşma’ diye cimdikleye cimdikleye bacağımı morartan sen değil misin” der gibi baktım, “caktırma” der gibi bana ve Hocası’na gülümsedi…

 

Hocaları’na “peki” dedim ve başladım “bilgimi paylaşmaya”…

 

 

> BESMELE KUR’AN’IN 114 DEĞİL,
   113 SURESİ’NİN BAŞINDA VAR!

 

Benimle konuşup-sohbet edenler bilirler, konulara sürekli tersten girer ve kriz çıkartırım, böylece dinleyenlerin tamamı konsantre olmuş şekilde dinler ve konuyu takip ederler… Bu toplatıya ilk defa katıldığımdan “Said Nursi yanlış yazmış” demedim, nezakete uymayacak, onun yerine “bu kitap yanlış yazıyor” dedim… Odada “buz gibi bir hava” esti… Araya kimsenin girmesine izin vermeden devam ettim… Hocaları’na dedim ki, “siz az önce bu kitabı okurken, ‘besmele Kur’an’daki 114 surenin başına konmak suretiyle’ mealinde bir yer okudunuz, orayı açın ve tekrar okuyun herkes duysun” dedim, Hocaları açtı ve okudu, okuduğu bölümün orijinal metni şöyleydi:

 

Ey insan! Bil ki, o rahmetin arşına yetişmek için bir mi’rac var. O mi’rac ise, “Bismillahirrahmanirrahim”dir. Ve bu mi’rac ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlamak istersen, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın yüz on dört sûrelerinin başlarına ve hem bütün mübârek kitapların ibtidâlarına ve umum mübârek işlerin mebde’lerine bak.

 

Hocaları söylemedi, ordakiler de sormadı ama bu ifade Said Nursi’nin “14.Lema’sının ikinci kısmı”nda geçiyor…

 

Dedim ki, “Besmele, bu kitapta yazdığı gibi Kur’an-ı Kerim’deki 114 Sure’nin değil, 113 Sure’nin başında var, ‘Tevbe Suresi’nin başanda ise yok”… Odadan çıt çıkmadı… Orada toplananlardan bir ses çıkması zaten mümkün değil, hepsi de bu konulara yabancı, işinde-gücünde esnaflar… Hocaları da benden böyle bir “datay hakkında itiraz” beklemediğinden hiçbir şey diyemedi. Ama öyleydi, “Besmele” Kitabımız Kur’an’ın 114 Suresi’nin başında yok 113 Suresi’nin başında var… Yani bu budur, Said Nursi “yanlış” yazmış veya “yanlış” biliyor…

 

 

> “RAHMAN” ve “RAHİM” NE DEMEK?!

 

Said Nursi, kitabında bu “Besmele”yi anlatırken, yanlışı sadece bu “sayı”da değil “anlatımda” da yapıyor… Hocaları Said Nursi’nin bu kitabından okuyup Besmele’yi anlatırken, besmele kelimesinin yani “Bismillahirrahmanirrahim”in içinde geçen “Rahman” ve “Rahim”in ne demek olduğunu da okuyup-anlattı ve şunları söyledi:

 

Allah’ın “Rahman” sıfatı / adı, “kendisine inansın veya inanmasın, dünyada yarattığı bütün insanlara” rızık vermesi, “Rahim” sıfatı / adı ise “ahirette sadece Müslümanlar’a merhamet etmesi”…

 

Ben buna da karşı çıktım ve “bu kitap bu konuda da yanlış yazıyor” dedim ve anlattım:

 

Ben Denizli’nin Yatağan Kasabası’nda doğdum. Baktım Annem Müslüman, Babam Müslüman, Amcam Müslüman, Halam Müslüman, Mahallem Müslüman, Köyüm Müslüman, İlçem Müslüman, Şehrim Müslüman, “ben de” Müslüman oldum!!!

 

Ötekisi Almanya’nın Stuttgart Şehri’nde doğdu. Baktı Annesi Hristiyan, Babası Hristiyan, Amcası Hristiyan, Halası Hristiyan, Mahallesi Hristiyan, Köyü Hristiyan, İlçesi Hristiyan, Şehri Hrisityan “o da” Hristiyan oldu…

 

Siz bırakın bir insanın doğduğu yerin “Dini’ni belirlemesi”ni, “Mezhebi’ni bile” belirliyor. Meselâ bizim buralarda doğanlar daha çok Sünni oluyor, doğuya doğru gittin mi orada Alevi ve Şii oluyor… Aynı şekilde Almanya’nın bir yerinde doğanlar daha çok Ortodoks oluyor, falan yerinde doğanlarsa daha çok Katolik oluyor… Yani kimsenin bir şeyi bilip de veya seçip de yaptığı falan yok. “İçinde yaşadığı toplum”, o toplumda doğanların inancını da doğrudan etkiliyor… Neticede ne oluyor? Türkiye’de doğan da Almanya’da doğan da, Dini ve / veya Mezhebi farklı olsa da “Allah’a inanıyor”… Ölçü de zaten budur “Allah’a inanmak”…

 

Onun için bu “Rahman”ı bu kitaptan okuyup-anlattığınız gibi “dünyada yarattığı bütün insanlara” diye anlayıp-anlatabiliriz ama Allah’ın “Rahim” sıfıtını “öbür dünyada Müslümanlar’a” diye anlayıp-anlatamayız… “Rahim” sıfatı için şunu demek lazım: Öbür dünyada “İnananlar’a”…

 

“Müslümanlar’a” derseniz bu Allah’ın “Rahim” sıfatını mengeneye sokmak / kucağını daraltmak olur! “Müslümanlar’a” değil, “İnananlar’a” olacak doğrusu… “İnananlar” dediğinizde ise içine sadece Müslümanlar girmez, Yahudiler ve Hristiyanlar da girer!

 

 

> BAKARA SURESİ 62.AYET ALLAH’IN
   “RAHİM” SIFATI’NI AÇIKLIYOR:

 

Allah’ın “Rahim” sıfatının / adının, “bu kitapta yazdığı gibi” değil de “benim dediğim gibi” anlam taşıdığının delili ise şu ayettir:

 

Şüphesiz inananlar; yahudiler, hıristiyanlar ve sabiiler(den) Allah’a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükafat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Prof.Dr.Süleyman Ateş Tercümesi / Bakara Suresi 62.Ayeti / www.kuranmeali.com)

 

Kur’an Ayeti böyleyken, siz bu Millet’e “Allah’ın Rahim sıfatı öbür dünyada sadece Müslümanlara’dır” diyemezsiniz, “İnananlara” diyebilirsiniz.

 

 

> SAİD NURSİ’NİN ADI YANLIŞ YAZILIP-SÖYLENİYOR!

 

Said Nursi’den söz açmışken, bir de artık iyice yaygınlaşan bir hatadan bahsedelim. Dikkat etmişsinizdir, adını söylerken genellikle “SAİDİ NURSİ” diye yazlır ve söylenir. Oysa ki bu “Dil açısından” doğru değildir. Adı iki şekilde yazılabilir:

 

Ya “Said Nursi”,

 

Ya da “Saidi Nurs”…

 

Çünkü oradaki “i” harfi, “oralı / oraya bağlı” anlamındadır. Said Nurs”i” de, “Nurslu Said” demektir! Nurs, Bitlis’in Hizan İlçesi’ne bağlı bir “köy”ün adıdır. Onun için “i” harfini her iki kelimenin sonuna da koyarsanız biraz komik ve de Dil açısından yanlış oluyor…

 

Aynı şekilde Cüneyd Bağdadi dediğimizde “Bağdatlı Cüneyt” demektir. “Cüneyd Bağdadi” diye yazmak gerekir “Cüneyd-i Bağdadi” yanlış oluyor.

 

 

> SAİD NURSİ’YE SÖVMEK YANLIŞTIR!

 

Özellikle internette Said Nursi’ye çok ağır küfür ve ithamlar okuyorum. Bu beni üzüyor. Said Nursi ile ilgili bir konuda “olumlu” görüş belirttim diye bu küfürler bana da edildi bir yerde. Belki onu başka bir yazımın konusu yaparım. Benim burada Said Nursi taraftarlarına ve Said Nursi karşıtlarına söyleyeceğim şudur:

 

İşi abartmayın… Sevenleri “Said Nursi söylediklerini kendisi söylemiyordu” diyerek, yani “Said Nursi’nin söylediklerini ona Allah yazdırdı” diyerek Said Nursi’yi putlaştırarak putperestliğe düşmeyin… Karşıtları da her adı geçtiği yerde yok “Kürtçü” yok “Vatan haini” deyip-durmayın… Kendinize gelin!

 

Yapabileceğiniz ve haddiniz olan şey belli: Bu adamın koca bir “Risale-i Nur Külliyatı” var. Said Nursi’yi bağlayan budur! Eleştirecekseniz benim gibi eleştirirsiniz. Dersiniz ki “Said Nursi’nin Risalesi’nin şurasında şöyle yazıyor ama bunun aslı budur”… Karşı görüşünüzü ve delilinizi ortaya koyarsınız. Bakın ben yukarıda “sayı” ve “Ayet” delilimi ortaya koydum… Bu bu kadar basittir.

 

Yoksa, Said Nursi’nin Padişahlar’la ve de Atatürk’le ilişkisi hakkında piyasada tonla rivayet ve dedikodu var. Bunları baz alarak “övmek” veya “sövmek” adamlık değil ahmaklıktır. Dün akşamki “Teke Tek Özel”de, Tarihçi Prof.Dr.İlber Ortaylı ve de Murat Bardakçı, “Said Nursi’nin Atatürk’e şunu şöyle yap şunu şöyle yapma dediği” iddialarının tamemen uydurma olduğu söylendi… Onun için diyorum, Said Nursi’yi bağlayan “kitabında yazdıkları”dır, onu sevenlerin şişirdikçe şişirmeleri, onu sevmeyenlerin ise yerdikçe yermeleri Said Nursi’yi bağlamaz

 

Onun için sevgiyi abartıp putperesliğin, öfkeyi abartıp ahmaklığın alemi yok! Adam gibi durun!

 

Said Nursi’ye sövmeyen fakat aynı zamanda da abartmayan Yazar Yatağanbaba olarak “Besmele’nin Kur’an’ın 114 Suresi’nin değil 113 Suresi’nin başında geçtiği”, “Rahim sıfıtının ‘sadece Müslümanlar’a değil ‘sadece İnananlar’a olduğu” ve de “adı yazılırken ‘i’nin bir yerde kullanılması, ‘Said-i Nursi’ şeklinde değil ‘Said Nursi’ şeklinde yazılması gerektiği konularında” diyeceklerim ve “duruş”um budur.

 

Aziz Milletimiz’e “delillerime bile bakmadan ve de otomatiğe bağlanmış gibi ‘vay Yatağanbaba da kim oluyor da kooskooca Said Nursi’yi eleştirmeye kalkıyor’ diyerek bana küfür ve hakaret etmeye kalkacak Nurcu bozuntularına, o küfür ve hakaretlerini 5 misliyle iade edeceğimi hatta şimdiden ettiğimi hatırlatarak” saygıyla duyuruyorum!

.

dsc_0342_kopie465_kopie.jpg

.

.

REİTİNG:

.

int_g_n_4_kopie4.jpg

.

.

YAYIN TARİHLERİ:

.

s_reyya_abi_470.jpg

.

int_said_nursi_470.jpg

.

sb_sa_d_470.jpg

.

yha_sa_d_470.jpg

eser_ta_k_ran_ersen_dada_lar_yata_anbaba_465.jpg

Dün daha çok korsan kaset ve CD basılarak, bugünse MP3’le yapılan “korsan”cılık, Müzik Emekçileri’nin sabrını fena taşırdı… Biliyorsunuz daha önce onlarca Sanatçı yasal düzenlemelerin yapılması için Meclis’e gitmişti… Korsanın önüne halâ geçilememiş ya da gereken duyarlılık halâ gösterilmemiş olmalı ki, bu işin emekçileri bunu Facebook’a da taşıdı ve listelerinde kayıtlı olan sevenleriyle dertleşti…

 

 

> ESER TAŞKIRAN: DOWNLOAD HIRSIZLIKTIR!

 

Facebook’ta “aynı gün” çok ilginç bir raslantı yaşandı. O da “Korsan Sektörü” ile ilgiliydi. Birbirlerinden habersiz hem Eser Taşkıran hem de Ersen Dadaşlar listelerindeki 5.000’i aşan Facebook Arkadaşları’yla bu konuda dertleşti ve içini döktü…

 

Whisky ve Egoist’te de müzik çalışmalarını sürdüren fakat müzikseverlerin daha çok Kurtalan Ekspres’ten tanıdığı Eser Taşkıran, korsanın teknoloji boyutu olan MP3 şeklinde download edilmesine / indirilmesine kızgın… Eser Taşkıran bunu “hırsızlık” olarak niteliyor:

 

Ücretsiz yapılan her “download” bir hırsızlıktır, bunu güncel bir gerçeklik zannedenler, lütfen download tuşuna basmadan önce bir düşünsünler, mesleki kariyerleri, tüm çalışmaları bir tuşla ücretsiz ve sınırsız kullanıma açılmış… bizi (Müzisyen ve Sinemacıları) başka türlü anlamanız mümkün değil. (Eser Taşkıran –Facebook / 23 Ağustos 2009)

 

Eser Taşkıran müziklerin artık kalitesizleştiğini çünkü internetten bedava indirmek yüzünden yeni çalışmalara bütçe ayrılamadığını da söylüyor:

 

Çoğu dinleyici farkında değil ama dinlediği müzikler git gide kalitesizleşiyor, çünkü artık bütçesiz işler yapıyoruz, canlı enstruman kaydı neredeyse yapılmıyor, herkes home stüdyolarda takılıyor… Ayrıca parasız indirilmiş milyonlarca şarkıdan hiçbiri değerli değildir, belki bir kere bile can kulağıyla dinlenmez. (Aynı yer)

 

Eser Taşkıran’ın bu dediklerine Şarkıcı ve Yazarlar katıldı ama itirazalarını da / eksik bulduklarını da dile getirdi. Sırasıyla Hakan Tuna, Mehmez Tez ve Yatağanbaba’nın (benim) cevabı şöyle oldu:

 

 

> MEHMET TEZ: YASAL SEÇENEK SUNMAZSANIZ
   İNSANLAR KORSAN İNDİRİR!

 

Eser % 100 katılıyorum ama insanlar yasal alsa bile şirketler Sanatçı’ya ya da Müzik Sektörü’ne yatırım yapmıyorlar… (Hakan Tuna)

 

Eser’cim anlıyorum ama katılmıyorum. Bu konuyla ilgili ve indirene ceza verecek yeni yasal düzenlemeyle ilgili haftaya Milliyet’teki köşemde bir şeyler yazıcam. Daha önce de müzik dünyasının yeni yapısı hakkında bir yazı yazmıştım Hafif Müzik org’dan bakabilirsin. Bence çok tartışmaya açık bir konu. “Yasal seçenek” sunmazsanız insanlar korsan indirir. Telif mevzuu çoooook geniş bir konu. Sevgiler (Mehmet Tez)

 

“Müzisyen ve Sinemacılar” demek yeterli değil “Yazarlar” da buna dahildir. Korsanları yani adı geçen hırsızları dava etseydim, şu anda “4 Trilyon”luk servet sahibiydim. Haftanın 7 günü “eserlerimiz yağmalanıyor” Eser Bey’in dediği gibi… (Murat Yatağanbaba)

 

 

> ESAT SABRİ: FACEBOOK KORSAN’A ÇANAK TUTUYOR!

 

Tartışmaya katılanlardan biri bunun bir “ahlâk” sorunu olduğunun altını çizdikten sonra, günümüzdeki alışılmış düzen yüzünden herkesin korsana bulaştığını açıkyüreklilikle söylüyor:

 

Bu tamamen bir kültür ve ahlak meselesi. Etrafta kimse yok ve çalmıyorsunuz bunun neresi alkışlanmalı ki? Tamam insanlar sevdiği ve değer verdiği şeyleri indiriyorlar, hatta bunu bile ticari olarak yapılandırmak mümkün. Ama çalıp da aleni olarak hangimiz kullanmadık şu facebooklar’da yayınlananları bir düşününce… (Esat Sabri)

 

“Korsan” konusunda “Müzik indirmek / download” ile “kitap basmayı” birbirinden ayrı düşünmek gerektiği de söylendi:

 

“Korsan kitap” hadisesi “müzikten tamamen farklı” bir konu. Hiç alakası yok. İşte o “gerçekten korsanlık”tır. Download’u korsanla karıştırmayalım. Müzik piyasasının ve sektörünün “çok özel bazı gerçekleri” var. (Mehmet Tez)

 

 

> HAKAN TUNA: KORSAN’IN PARASI
   TERÖR ÖRGÜTLERİ’NE GİDİYORDU!

 

Facebook’taki “korsan tartışması” yukarıdaki şekilde devam ederken, çok ilginç bir iddia da gündeme getirildi… O da korsandan kazanılan paraların terör örgütlerine aktarıldığı iddiasıydı:

 

Müzik konusunda Turkiye’de her zaman korsan vardı ve müzisyen hiçbir zaman hakkını alamadı, tüm olay ekonomi ile bağlı, insanlarin durumu daha iyi olsaydı müzisyenlerin durumu da daha iyi olurdu ama alım gücü yokken durum böyle… Ha bir de ben şimdiki durumdan daha memnunum müziyen olarak, eskiden korsan vardı ve terör örgütleri bundan kazanıyordular, şimdi bizim sırtımızdan silah alamazlar, bu beni mutlu eden bir durum… Her şeyin “iki tarafı” var. (Hakan Tuna)

 

Eser Taşkıran bu tartışmada Mehmet Tez’e katılıyor ve “download / indirme” hakkında da bir “yasal düzenleme” gerektiğini kabul ediyor:

 

Sevgili Mehmet, ben de biliyorum, artık “alternatif yollar” düşünülmeli dünyanın yaptığı gibi, ama ne yazık ki kriz ortamında bile tüm “medya eski stilinden ödün vermedi”, klip yayınlayan kanalların bazıları para (fatura karşılığı, dünyada benzeri olmayan bir uygulama) istiyor, bazılarına ulaşamıyorsun bile. Yani konunun çok kapsamlı düşünülmesi gerek, evet… (Aynı yer)

 

 

> ESER TAŞKIRAN: HERGÜN 10’A YAKIN
   SİTE KAPATTIRIYORDUK!

 

Eser Taşkıran bu tartışma böyle devam ederken, kendisini çok kızdıran bir “mantık hatasını” da gündeme getirdi, o da “şarkıları bedava indirenlerin teşekkürü eserleri üretenlere değil de şarkıların indirilmesini sağlayan korsanlara etmeleri”ydi!!!

 

Benim “Egoist”in son albümünde yaşadığım gerçek çok acıydı, biz ki “çok alternatif bir tarzda” işler veririz, hergün ona yakın site kapattırıyorduk, sitelerde X isminde birileri albümümüzü MP3 formatına çekiyordu, altında yorum taraflarına o kişiye onlarca teşekkür yazısı geliyordu, “eline sağlık X”, benim hayatımı koyduğum albümün üzerinden başka bir kişi teşekkür yazısı alıyordu, canım çok yanmıştı. Sen de müzisyensin, bu insanın canını hakikaten yakıyor. Ayrıca tekrar söylüyorum, günde 10.000’lerce şarkı indirebiliyorsan, hiçbirinin çok değeri olamaz bence. Artık bu bir oyun gibi, “bakalım ne yeni çıkmış, indirelim”, X bir şarkıya tutkuyla bağlanma, X bir müzisyen, veya şarkı sözüne bağlanma bunlar yalan… (Eser Taşkıran)

 

 

> ERAY KİRMAN: KANUNLAR GEREKLİ   
   AMA İŞ DİNLEYİCİDE BİTİYOR!

 

Eser Taşkıran’ın anlattıklarını, bu şarkıların nasıl oluşturduğunu gidip-gören bir müziksever anlıyor ve şunları söylüyor:

 

Şu cümlen varya “benim hayatımı koyduğum albümün üzerinden başka bir kişi teşekkür yazısı alıyordu, canım çok yanmıştı”… O stüdyoya çok fazla olmasada 10-15 kere gelip gitmişliği olan biri olarak neler hissedildiğini şu an öyle net hissettim ki… Bakanlığın bir süredir yurtdışında denenmekte olan bir “takip sistemi” üzerinde çalışmalar yaptığına dair bilgiler vardı ama bu zihniyet değişmeden kolay kolay bitmez o yüzden “bu işi bitirecek olan bizleriz”… (Eray Kirman)

 

Bu tartışma, bu “emeği sömürülen emekçilerin gönlünü almak isteyen” bir sözle bitti:

 

Yerden göğe haklı olduğun bu konuda sonuna kadar seni ve tüm mağdur edilen eser sahibi, emek sahibi arkadaşlarımı destekliyor ve vicdanı olan her bireyin bu konuda daha sağduyulu olmasını, olmayanları da uyarmasını temenni ediyorum. Bunun başka bir adı yok, bu tam anlamıyla bir hırsızlık, bunu savunan hiç bir zihniyeti tasvip etmiyor, kınıyorum. (Ahmet Yücel)

 

 

> ERSEN DADAŞLAR: BU ŞEREFSİZLER
   YÜZÜNDEN MEMLEKETİN ÇİVİSİ ÇIKTI!

 

Eser Taşkıran Facebook Sayfası’nda listesinde kayıtlı Arkadaşları’yla bunları tartışır / dertleşirken, aynı gün bir başka ünlü Müzik Emekçimiz de aynı dertten yakınıyordu ve de bunca yıllık Sanat Hayatı’nda belki de ilk defa bu kadar sinirleniyordu…

 

Ersen Abimiz’in hayranı olan Yunus Bey, Ersen Dadaşlar’ın Facebook Sayfası’nda bir ihbarda bulunuyor ve az önce MP3 olarak download / indirmek boyutunu ele aldığımız korsanın bu defa da “CD boyutunu” gündeme getiriyordu. Yazdıkları o kadar inanılmazdı ki, insan “pes” diyor. Çünkü Yunus Bey’in yazdığına göre, Ersen Dadaşlar’ın albümü daha piyasaya bile çıkmadan, “Korsan Tezgâhları”nda satışa çıkmıştı!!!:

 

…Bu arada ne yazık ki “Ersen Dadaşlar Best Of 2009″ albümünün korsanları çıkmış durumda. Albümün orjinalini arayıp henüz dağıtımı tamamlanmadığı için bulamazken birçok korsanına rastladım. Ankara’da Karanfil Sokak’ta emeğe saygısı olmayan insanlar büyük emekler harcanarak hazırlanmış albümü yattığı yerden kopyalayıp sadece 2 TL’ye şakır şakır satıyor. Herkesin beklediği bir albüm olduğu için gayette iyi ilgi görüyor ve emek hırsızı korsancı yattığı yerden parasını kazanıyor.

 

Buradan arkadaşlara seslenmek istiyorum, sakın tenezzül edip de korsanını almayın. “Ersen Abi’nin ve ekipteki diğer arkadaşların bu albüm için aylardır nasıl çalıştığını” hepimiz biliyoruz. Birazcık emeğe saygı gösterelim, zaten albümün satış fiyatı çok yüksek değil hatta harcanan emeğin yanında az bile. Korsan ürün alıp üç-beş gün dinleyeceğimize, orjinal albümü alıp yıllarca dinleyelim.(Yunus Tetik-Facebook / 23 Ağustos 2009 – 10:09)

 

Yunus Tetik’in bu ihbarına Ersen Dadaşlar’ın tepkisi gerçekten de sert oldu… “Niye bu kadar sert tepki gösterdi” diye düşünenlere, biraz sonra bir örnek vereceğiz ama önce Ersen Abimiz’in bu daha albüm piyasaya çıkmadan korsanlarının satışa çıkmasına verdiği tepkiyi okuyalım:

 

Böyle olacağı belli be… Yunus’um, bu Ülke’nin çivisi çıkmış, insanların birbirlerine saygı ve sevgisi kalmamış ki Kültürü’ne-Sanatı’na ve de Müziği’ne / gerçek Sanatçısı’na-Bestecisi’ne-Söz Yazarı’na / “emekle mücadele eden insanına” saygısı olsun… Hele hele dost geçinen arkadaş gibi olduğunu sanan yalakaların ve de emek hırsızlarının hangisini sayayım? Sevgisi-saygısı var mı, tabi ki yok… Yazık! Bu ahlaksızlık “böyle gelmiş böyle gidiyor”…

 

Özür diliyorum gerçek dostlarım sizlerden… İlk kez bu kadar ağır yazıyorum sizlere gönülden bağlı olduğum ve saygıların en büyüğünü duyduğum sizlerin sayfasında… Çünkü burası benden çok sizlerin gönül sayfası…

 

Rabbim ıslah etsin “bu emekleri çalan” şerefsizeri ve harsızları… (Ersen Dadaşlar-Facebook / 23 Ağustos 2009)

 

Bazılarınız Eser Taşkıran ve Ersen Dadaşlar’ın bu tepkisine bir anlam veremeyebilir. Alışmışsınız ne de olsa download / indir seçeneğine tıklayıp bacaklarınızı uzatıp beleş beleş dinlemeye şarkıları… Fakat bu Best Of / En İyiler Albümü çıktıktan hemen sonra Ersen Dadaşlar “yeni şarkıları için” stüdyoya girdi. Albümünde Yüksel Civelek’in de bir şarkısını okuyacak. Yüksel Civelek geçtiğimiz hafta Facebook’ta özetle şunu yazdı:

 

Ersen Abimiz yeni albümü için stüdyoda, az önce telefonla konuştum, sesi yorgun ve biraz da kısılmıştı… Bu işini ne kadar sahiplendiğini ve müzikseverlere saygısını gösteriyor…

 

Anladınız sanıyorum bu tepkisinin sebebini… Zaman zaman “sesleri kısılıncaya” kadar çalışıyorlar bu şarkıları üretebilmek için… Aylar boyunca hem de… Sonra bir “tık”la bunca insanın emeği bedavadan bilgisayara indiriliyor! Ve bu indirmeyi yapanların nüfus cüzdanlarında “Müslüman” yazıyor!!!

 

 

> 1.000’İN ÜSTÜNDE KORSAN BASKI

 

Türkiye’de “korsan”dan canı ençok yananlardan biri benim! Hatta ben “Eserleri Yağmalananlar Listesi”nde belki de 1 numaradayım! Çünkü “Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı / Barış Manço Destanı” kitabımda (http://barisdestani.tr.gg) yer alan “Barış Manço ve Avrupa Birliği / Fransa ile İkili İlişkilerimiz Bozulur” makalemin giriş bölümü, internette “Barış Manço’nun Canlı Yayında Küstah Fransız Spiker’e Verdiği Ders” başlığıyla “1.000’in üstünde sitede” yayınlandı. Yayınlandı da hiçbirinin altına “Yazı Yatağanbaba’nındır” yazmadılar. Sitelerden başka milyonlarca e-posta ile insanlara gönderildi… Şimdi de Facebook’un aşırı popüler olmasıyla yazım hergün Facebook’ta karşıma çıkıyor…

 

Aynı namussuzluk “Küp Şeker’e Boy Abdesti Aldırmak” ile “Dinazor Sesi ve Kur’an Ayeti / Lokman Peygamber ve Seslerin Deşifresi” makalelerim başta olmak üzere, diğer pek çok makaleme de yapıldı…

 

Ben korsanın bu kitap / edebiyat boyutunu başka bir yazımın konusu yapacağım. O yazımda bu “korsanların kendilerini nasıl savunduklarını” hayretler içinde, biraz da gülerek okuyacaksınız!

 

—————

Yayınlanamış 10 kitabı bulunan ve de makaleleri, fikirleri, sözleri hatta hazırladığı fotoğrafları bile ha bire çalınan / Fikir Emekçisi Yazar Yatağanbaba olarak “download’ın / internetten şarkı indirmenin hırsızlık olduğu”, “korsan CD basmanın şerefsizlik olduğu” ve de “korsandan kazanılan paranın terör örgütlerine gittiği iddiasının Savcılarca ‘ihbar’ kabul edilmesi gerektiği” konularında, diyeceklerim ve “duruş”um budur.

 

Aziz Milletimiz’e “-damdan düşenin halinden damdan düşen anlar hesabı-, Müzisyen Kardeşlerim’in ve Abilerim’in neler hissettiğini anlayıp-anlatıp, okuyucu ve dinleyicilerin bu hırsızlık ve namussuzluktan uzak durmalarını dileyerek” saygıyla duyuruyorum…

.

.

.

REİTİNG:

.

int_g_n_10_tel_f_470.jpg

.

.

,

YAYIN TARİHLERİ

.

sb_tel_f_470.jpg

.

int_tel_f_470.jpg

.

yha_tel_f_470.jpg

 

yata_anbaba_erkin_koray_cem_karaca_466.jpg

Türk Rock Müzik Tarihi’nde “iki şarkı”da ezana da yer verildi. Biri Cem Karaca’nın diğeri de Erkin Koray’ın eserinde…

 

Bu makale “ustura ağzı gibi” çok tehlikeli bir konuyu işliyor. “Rock Şarkıları’nda Ezan” konusu herkesin el atmaya cesaret edebileceği bir konu değil. Bu sadece Yazarlar için değil Şarkıcılar için de geçerli. Onun içindir ki 1970’lerden beri gündemde olan Türk Rock Müziği’nde buna Cem Karaca ve Erkin Koray’dan başkası cesaret edememiştir.

 

Şarkılarına geçmeden önce, “düşünce olarak ezana nasıl bakıyorlardı”, biraz o konudan bahsedelim. Erkin Koray cephesinde ezan çok önemli ve de “aslına uygun” okunmalı. Bunu şu röportajından öğreniyoruz:

 

 

> ERKİN KORAY: LÜBNAN’A MÜEZZİN GÖNDERELİM!

 

Peki sizin şarkılarınızdaki müzik kalitesi… (Söyleşi Sultanahmet civarında yapıldığından dört bir yandan ezan sesleri gelmektedir) Mesela bu müezzin fena söylemiyor! Müzik kalitesi olarak. Lübnan’dan bazen savaş haberleri veriyorlar. Onlar çok kötü. Oraya müezzin gönderelim mesela… Bizde üniversiteden daha fazla İmam Hatip Okulu olduğuna göre demek ki bol müezzin de vardır. Lübnan’a erzakla birlikte müezzin de göndersek iyi olur derim ben, çok kötü duydum ben oradakilerin sesini… Bak ne güzel geliyor burda sesi. Ohh… Uzattı da… Allah… Böyle bir müezzin Lübnan’da yok. Mesela bir otobüs de müezzin gönderilebilir. (Akşam Gazetesi / Mustafa Azizoğlu’nun “Lübnan’a Müezzin Gönderelim” başlıklı Erkin Koray Röportaj / 13 Ağustos 2006)

 

 

> HURŞİT ÇAKIR: “ZAMANIN KABULÜ” DİYE
   EZANI PUNK veya FUNK OKUYAMAZSINIZ!

 

Ezanın “aslına uygun” okunması gerektiği, sadece Mustafa Azizoğlu’nun Erkin Koray Röportajı’nda değil, Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım’ı nasıl çalınmalı” tartışmasının yapıldığı bir yerde de geçti… Örneği veren de Grup S.İ.S’in Solisti ve Gitaristi… Sadece imla hatalarını düzelterek o bölümü aynen yayınlıyorum:

 

Anladım ki edebiyat sanat tarihi dilbilgisi etimoloji (kelime anlam bilgisi) falan hihaye “kitle öyle istiyor” yap!… “Manevi değeri ayaklar altına alınmış”, “ezginin anlattığı içsel dünya tasviri” de ne ki?! “Otantik tını” mı?! “Çağdaş takıl abi ya”… Palavra. Zaten yakında da başlar bir büyüğümüz vefat ettiği zaman da “o ağıtı kitlenin anladığı ritm ve ortam gereği” diye kafamıza göre müzikle anlatırız olur biteer… Örneğin “deneysel müzik” diyerek (tamamen örnek veriyorum): “Ezanları da müezzin punk veya funk söylese abi ya ne cool olur di mi yaaa abii?! Çaak bi tane”… Sahi Aşık Veysel Uzun İnce Bir Yoldayım’la ne anlatmış olabilir ki, alt tarafı “gariban bir sazcı”… mı? Güzel sanatlarda okuyup Bach öğrendiğini sananlara: Biraz “kendi kültürünü horlamasan” diyorum… Bir gün lazım olur da hani… (Hurşit Çakır –Facebook / 01 Aralık 2008)

 

 

> KORAY ARGUN: EZAN’IN İLK DEFA KULLANILDIĞI
   TÜRKÇE ROCK PARÇASI MAKASLANMIŞ!

 

“Cem Karaca cephesinde ezan konusu”na gelince… Bu cephe çok daha geniş ve de tartışmalı… Dün de öyleydi, bugün de… Biz “bugünkü tartışmalar”ı bir başka makalemizde ele alacağız. Şimdi “dünkü tartışmalar”a bir göz atalım:

 

Rockçı’nın Rock kasetinde ezana yer vermesi elbette tartışılacaktı ve tartışıldı… Tartışmayı sondan başlayarak görelim. Bu tartışmanın sonunda şu oldu:

 

Elimde, yıllar önce kasetten dinlediğim, TÖRE albümü var. Albüm, kaset gibi, Emre Plak tarafından yayınlanmış. Ancak cd’nin 7. parçası olan, 33 kurşun, resmen makaslanmış. Parçada okunan sabah ezanı efekti yok. Evet, doğru duydunuz, parçanın orj…inalindeki sabah ezanı efekti, resmen yok. 33 kurşun “TÖRE” albümünün en önemli parçalarından biridir ve ezan, türkçe rockta ilk kez bu parçada kullanılmıştır. Benim merak ettiğim, “33 kurşun” adlı sanat eserinin orjinalinin bozularak yayınlandığından, sevgili Cem Karaca’nın, mirasçılarının haberi var mıdır, varsa neler yapmışlardır, yoksa ihbar ola… Ancaaaak, bir şey yapılmazsa ben yapacağım, Emrah kardeşim haberin ola… (Koray Argun – Facebook / 12 Eylül 2009)

 

Buna aynı yerde şu cevap verildi: Koray’cım o albümdeki ezan efekti sadece ilk kopyalarda var… Ta o günlerde kaldırılmıştı zaten… Hatta o günlerde de bunun tartışması baya olmuştu… (Engin Özkurt)

 

Tartışmanın sonucu işte bu: Ezan sonraki baskılarında şarkıdan çıkarılmış. Bu çıkarma işini Cem Karaca’nın kendisi mi (ki hiç sanmıyorum) Ailesi mi yoksa Plakçısı mı yaptı bilmiyorum. Engin Özkurt’un “o günlerde de bunun tartışması baya olmuştu” dediği o günleri şöyle özetleyebilirim:

 

Gazeteciler Rockçı Cem Karaca’nın albümünde Ezanı “fon müziği” olarak kullandığını görünce işi bildiklerini düşündüklerine sordular. “Olur veya olmaz” diyenleri buraya almaya gerek yok, o yıllardan bugüne benim aklımda “iki söz” kaldı, sizlerle onu paylaşayım:

 

Sözlerden biri bir Diyanet Görevlisi’nindi (adını hatırlamıyorum) ve şöyle demişti: “Cem Karaca’nın 33 Kurşun çalışmasını dinledim, ezanın orda kullanılış biçimi, beni rahatsız etmedi!”

 

Sözlerden diğeri de Cem Karaca’nın kendisinindi ve şöyle demişti: “33 Kurşun’da ezanı müthiş bir saygı ile kullandım.”

 

 

“33 KURŞUN”U ÜÇ ŞARKICI DAHA YORUMLADI!

 

Ahmet Arif’in “33 Kurşun” Şiiri’ni sadece –bu şiiri albümüne alarak geniş kitlelere tanıtan- Cem Karaca yorumlamamış… Başka kimlerin yorumladığı şu bilgide özetlenmiş:

 

Onur akının Grup Baran’ın solistliğini yaptığı zamanlarda bestelediği ve ilk albümlerinde bulunan Ahmet Arif Şiiri… Aynı zamanda bu şiir Zülfü Livaneli ve Cem Karaca tarafından da farklı şekillerle yorumlanmıştır.. (manha de carnival, / “33 Kurşun” kelimesi / itusozluk Sitesi –  29.09.2006 18:19) Aynı sayfada bir başkası Fikret Kızılok’un da 33 Kurşun’u yorumladığı not etmiş.

 

 

> CEM KARACA EZANI “KENDİSİ DE” OKUDU!

 

Cem Karaca’nın ezanla ilişkisi, sadece onu albümüne almakla da sınırlı değil. Cem Karaca ezanı “kendisi de” okumuş. Bunu şu nottan / istekten / izleyen birinden öğreniyoruz:

 

Bir aralar bir furya vardı malumunuz. Mübarek ramazan aylarında minarenin birinden İbo diğerinden Burhan Çaçan ezan okurlardı. Layıkı ile okumak ses olsa bile müşkül tabi. Makamı var usulü var. Bu furya esnasında hatırlarım Reha Muhtar amcamız (amca diyeyim de kompleks yapsın :)) stüdyoda rahmetli Cem Karaca’ya ezan okutmuştu. Kıraatinde çok noksan bulmakla birlikte ezan okuyan bir Cem Karaca sesi kulağıma nefis gelmişti. Hani diyorum varsa birilerinde (videoyu internette paylaşsa)… (Dalgaci / Plaknet Sitesi / “İstek: Cem Karaca’dan Ezan-ı Muhammedi Forum Sayfası / 27 Kasım 2006)

 

 

“33 KURŞUN”DA EZAN SESİ’Nİ NEDEN KULLANDI?

 

Peki Cem Karaca albümünde yer alan bir şarkıda ezan sesini neden kullanma gereği duydu? Bunun sebebini şu makaleden öğreniyoruz:

 

Karaca, 1988 yılında ise yeni tanıştığı ve alt yapısını gerçekleştirdiği Oğuz Abadan’la birlikte 1990 yılında ‘Töre’ albümünü piyasaya çıkardı. İkinci albümü de Emre Plak’tan çıkarmıştı. Karaca, geçmişe dönük eleştirel konuşmalarının yanı sıra, Özal’ı kendisine yakın bulduğunu ve desteklediğini açıklaması sebebiyle ‘döneklik’ suçlamasıyla karşılaştı. Bu albümle “33 Kurşun” adlı parçanın başında “ezan” okutması eleştirilere neden olmuştu. Oysa parça, ezanla birlikte ritmi ve tansiyonu hızla yükselten ve albümün hit parçalarından biriydi. Karaca, Brechtvari bir epik anlayışı hedeflediğini, şarkıda anlattığı durumu canlandırmak için ezan sesi kullandığını açıkladı. (Sabancı 2006/185) (Orçun Berrakçay / Dokuz Eylül Ünv.GSF. / Müzik Bilimleri Anabilim Dalı / Yüksek Lisans Öğrencisi / Müzik Eğitimcileri Net Sitesi – 09.11.2006)

 

 

CEM KARACA “EZANIN TÜRKÇE OKUNMASI”NA KARŞIYDI!

 

Ezanı albümüne koyacak ve canlı yayında okuyacak kadar seven Cem Karaca, zaman zaman gündeme getirilen ve benim hiçbir işe yaramayacağını düşündüğüm “ezanın Türkçe okunması” konusunda ne düşünüyordu? Bunu şu köşe yazısından öğreniyoruz:

 

Dinî konulara da girilen son röportajlarından birinde, “Ezanın Türkçe okunmasına ne diyorsunuz?” sorusuna olumsuz cevap verirken şunları da söylemişti Cem Karaca: “Bir kere, sabah ezanının hele güzel okunduğu takdirdeki güzelliği Türkçe okunduğunda aynı huşu hissini insanlara verecek mi, vermeyecek mi? Sabah ezanları bana özellikle çok dokunur. Sabaha doğru Beyoğlu’dan dönerken, kafalar hafif kıyak, orada şöyle bir ezan okunuyor ki, insan bir iç hesaplaşmaya giriyor.” (Taha Kıvanç / “Güzel Bir Sanatçı Daha Gitti” makalesi / Yeni Şafak Gazetesi / 10 Şubat 2004)

 

 

> CAHİT BERKAY: CEM KARACA SAHNEYE
   BESMELE ile ÇIKIYORDU!

 

Cem Karaca’nın ezan okuması, vefat ettiğinde cenazesine de damgasını vurdu. Hemen her röportajda bu konu geçiyordu, bunlardan birkaçını seçtim:

 

Haluk Levent: Solucular’ın Yapmadıklarını Yaptı: Cem Karaca 80 öncesinin şabloncu zihniyetini yıktı. Solcu tavla oynamaz, kıza bakmaz sözlerini ortadan kaldırdı. Hep özeleştiri yaptı. O hep bir devrimciydi. Doğru bildiğini yapmaktan hiç çekinmedi. Tutarlı bulduğu için Devlet Bahçeli’ye mektup yazdı. Ezan okudu. Bir solcunun böyle şeyler yapması alışıldık olmadığından eleştirildi.

 

Edip Akbayram: Ezan Okumasına Saygı Duyuyorum!: Cem Karaca’yı uğurlamayan her kesimden insanın gelmesine saygı duyuyorum. Dönek miydi? Ölen birinin ardından polemiğe girmek istemem. Savaş Ay’ın yazdığı gibi eşiyle aramızda da bir tartışma olmadı. Son zamanlarda ezan okuması gibi dini kimliğini öne çıkarmasına da saygı duyuyorum. Cem’in eski kimliğinden uzaklaştığı da herkes tarafından görülen bir gerçekti.

 

Cem Berkay: 1973’te Birlikte Çalışmaya Başladık, Sahneye “Besmele” ile Çıkıyordu!: Geniş kitlelerce sevilmiş ki cenazesinde herkes vardı. Bu da uzlaşmaz ideolojik çatışmaların geride kaldığını gösteriyor. Ama o siyasi olarak hiç değişmemişti. Sosyalistti. Sadece son zamanlarda dini inançlarını önce çıkartmıştı. 1973′tde birlikte çalışmaya başladık. O zamanlar da sahneye besmeleyle çıkardı. Ayrıca onun solculuğu ulusalcıydı. O bu ülkenin daha demokratik ve iyi yönetilmesini istiyordu. onun hiçbir zaman siyasi anlamda dinle ilişkisi olmadı.

 

(Buket Aşçı’nın “Cem Karaca Sağcı mı, Solcu mu Devrimci mi, Ülkücü mü, İslamcı mı?” haberi / Vatan Gazetesi – 15 Şubat 2004)

 

Aynı haberde başkalarının sözlerine de yer verilmiş, onları geçiyor ve Erkin Koray’ın ne dediğine bakıyoruz:

 

Erkin Koray: Cem Karaca’nın Özal’la Diyalogunu Abartıyorlar!: Dönek miydi? Hayır. Türkiye’ye döndüğünde Özal’ın elini öpünce ben de tepki göstermiştim. Ama daha sonra düşününce bunun haksızlık olduğunu anladım. Kimler ne tavizler vermedi ki hayatı boyunca, Cem’in tavizini abartıyorlar. Bence hiç İslamcı olmadı. Dini eğilimleri arttı o kadar, ama bunu da yaşlanan pek çok insanda görüyoruz. Mesela, Mazhar’da… Solculuğundan vazgeçmedi. Patron olup da işçi mi ezdi? Dün ne diyorsa aynı şeyi söyledi.

 

*

 

İçinizden diyorsunuzdur “ya Yatağanbaba yazın bitti oldu her şeyi anlattın-ettin ama halâ Erkin Koray’ın hangi şarkısında ezana yer verdiğini söylemedin” diye… Söylüyorum şimdi, yok öyle yazıyı bunu söylemeden bitirmek! J

 

 

ERKİN KORAY’DA EZAN “DEVLERİN NEFESİ”NDEKİ “SİTEM”DE!

 

Şimdi vereceğim bilgiyi, bizden daha önce “yazıya dökmüş / kayda geçirmiş” birisi yok. “Google”ye sordum ona göre de yok! Hatta ben bunu Dünya’da Erkin Koray’ın kendisinden başka bu makaleyi yayınladığım 01 Ekim 2009 tarihine kadar –“benim” diyen en fanatiklerinden bile- bir fark edenin olduğunu da düşünmüyorum. Bu bilgi Dünya’da ilk defa şu anda açıklanıyor! (Belki bunu şarkı kaydedilirken Stüdyo Şefi / Tonmaister fark etmiştir.)

 

Erkin Koray Şarkısı’nda ezan, enson yayınladığı albümü olan “Devlerin Nefesi”nin ilk şarkısında yani “Sitem”de yer alıyor…

 

Şimdi o şarkıyı koyup da ezanı duyamayanlar “demek ki Cem Karaca’da olduğu gibi Erkin Koray’da da sonraki baskılarda ezan sesi şarkıdan çıkarılmış” diye düşünüp de albümün ilk baskılarını aramaya gitmesin! Çünkü Erkin Koray’ın “Sitem”indeki ezan, Cem Karaca’nın “33 Kurşun”undaki gibi apaçık kaydedilmemiş… Adeta melodiye ve enstrümana saklanmış. Bunu Türkiye ve Dünya’da “ilk fark eden” de, şu an Üniversite’ye girmeye çalışan Kardeşim ve İnternet Danışmanım Ahmet Yatağanbaba oldu. Birgün beni çağırdı ve “abi şunu bir dinle Erkin Koray’ın şarkısında ezan okunuyor” dedi… Dinledim ve “abim ezan nerde bunda” dedim. Dedi ki, “çok dikkatli dinle!”…

 

 

ERKİN KORAY ve EZAN’IN “ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR” BÖLÜMÜ!

 

-Bitirdiğim ve yılbaşından önce yayınlayabilmeyi umduğum “Allah Hepinize Böyle Dönekliği Nasip Etsin” adlı (http://cemkaraca-nasip.tr.gg) Cem Karaca Kitabım’da buluşabilmek umuduyla, konuyu kapatıyor ve Erkin Koray’ın yaptığı gibi bilgiyi yazımızın sonunda veriyoruz-:

 

“Çok dikkatli” dinledim ve şaşırdım. Evet vardı. “Bir bildiğin vardı ki getirdin beni dünyaya, sonra bıraktın yaya” sözlerinden oluşan “Sitem” şarkısının en sonunda çook derinlerden gelen bir ses “ezan makamı”nda “lâ ilahe ilallah” diyordu. Yani Türkçesi ile söylersek “Allah’tan başka ilah yoktur”

.
.
.
.
YAYIN TARİHLERİ:
.

hyp_fatih_ezan_470.jpg

.

int_ezan_470.jpg
.
sb_ezan_cem_karaca_erk_n_koray_yata_anbaba_466.jpg
.
yha_ezan_cem_karaca_erk_n_koray_yata_anbaba_466.jpg

 

 yata_anbaba_kurtalan_ekspres_bar___man_o_470.jpg

Türk Müziği’nin 40 yıllık Grubu Kurtalan Ekspres hakkında “Kurtalan Ekspres ile Evrenselliğin Dorukları’nda Yolculuk” adlı bir kitap yazılacak…

 

Bildiğiniz gibi benim “Yatağanbaba – Bütün Eserleri” dizisinden 10 kitabım yayınlandı. Bunlardan 7 tanesi Siyaset, 1 tanesi Din, 2 tanesi de Barış Manço konulu kitaplardı…

 

Bu üç konuda da çalışmalarımız devam ediyor… Bilgisayarımda açtığım 30’a yakın kitap dosyası var üstünde çalıştığım. Barış Manço konusundaki açtığım dosya sayısı ise 4… “Barış Manço konusunda benim daha önce iki eserim yayınlanmıştı” demiştim. Bunlar -bildiğiniz gibi- 2006 Martı’nda yayınlanan ve şu an “3.Baskı”sını yapan “Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı / Barış Manço Destanı” (http://barisdestani.tr.gg) ve bu yılın ilk aylarında yayınlanan “Dağı Aşan Deve: Barış Manço” (http://dagiasandevebarismanco.tr.gg) kitaplarım… “Yeni 4 projem daha var” da demiştim. Bu yazımda size bunlardan biri hakkında biraz detay vermek istiyorum.

 

 

> GRUP HAKKINDA YAZILAN “İLK KİTAP” OLACAK!

 

Biraz detay vereceğim eserim “Kurtalan Ekspres ile Evrenselliğin Dorukları’nda Yolculuk” adını taşıyor. Bu eserim yayınlandığında, Türk Müzik ve Edebiyat Tarihi’nde “bir Grup için yazılmış ilk kitap” olma özelliğini de taşıyacak ve bu “ilk” de pek çok ilkte olduğu gibi “Yatağanbaba’nın kariyerine” kaydedilecek…

 

Müziğimizde Solistler kadar ünlü Gruplar var biliyorsunuz, hem de neredeyse Solistleri ile özdeşleşmişler… “Edip Akbayram – Dostlar”, “Ersen – Dadaşlar”, “Cem Karaca – Dervişan” gibi… Fakat bunların içinde en bilinen ve hatta en uzun beraber olan elbette ki “Barış Manço – Kurtalan Ekspres”… Türk Halkı, Barış Manço ve Kurtalan Ekspres’i öylesine “bir bütün” olarak kabullenmiş ki, bu konuda şu söz buna delil:

 

Barış Manço bir programda anlatmıştı, bunlar Kurtalan Ekspres’le Anadolu’ya turneye gittiklerinde, saç-sakal-kıyafet filan, kasabalarda köylerde ahali “Bak Barış Mançolar geldi!” dermiş. (Rumuz: Pekadam / “Bir Manço Daha Gitti” Yazısı / Anlamametmem Sitesi / 08 Ağustos 2009)

 

Barış Manço’nun anlattığı bu olay ilk yıllarda olan olay. Fakat aynı olay yakın tarihlerde de yaşandı. Kurtalan Ekspres Barış Manço öldükten sonra Asrın ile bir turneye çıkmıştı, Kurtalan Ekspres ve Asrın otobüsten inerken insanlar “aa Barış Mançolar geldi” derlermiş…

 

Bu böyle olunca, elbette ki bir Grup hakkında kitap “yazılacaksa” bu Grup “Kurtalan Ekspres” olur. Bu “Dostlar”ın, “Dadaşlar”ın, “Kardaşlar”ın, “Dervişan”ın ve diğerlerinin iyi olmadığı anlamına gelmez. Fakat ben bu adı geçen Gruplar’da çalışan Müzisyenler’in “neden Kurtalan Ekspres’i yazıyorsun da falan Grubu yazmıyorsun” diyeceklerini de zannetmiyorum. Çünkü bu Gruplar’da çalışan Müzik Emekçileri için de Kurtalan Ekspres’in yeri ve sevgisi bambaşka… Buna yazımızın içinde bir örnek de vereceğiz! Hem her şeyi de Yatağanbaba yazacak değil ya! Onları da başkaları –elini taşın altına soksun ve- yazsın!

 

“Kurtalan Ekspres” ile ilgili bir kitap projesine girişince, “Kurtalan Ekspres hakkında Müzik Dünyası ne düşünüyor” diye merak ettim. Bu merakım bu misyonu en uzun ve birlikte devam ettiren “Barış Manço’nun, Bahadır Akkuzu’nun ve Ahmet Güvenç’in ne düşündüğü” değildi elbette… “Bu kadar yakın olmayanların ve uzun çalışmayanların ne düşündüğü” daha önemli ve “objektif / tarafsız” olurdu, ben de onu merak ettim. Araştırmalarım sonucunda “iki söz” bana çok önemli ve çarpıcı geldi… Bunlar Zeki Müren ve Samim Boztaş’ın sözleri / söyledikleriydi…

 

 

NE DEDİLER 1 – ZEKİ MÜREN:
“Kurtalan’la Aşılamayacak Engel Yok!”…

 

Zeki Müren’in Kurtalan Ekspres için ne dediğini öğrenebilmek için, şu forum yazısını (imla hatalarını da düzeltmeden) okuyalım:
    

iki yil once bir arkadasim kurtalan expres’in eski elemanlarindan birisiyle sohbet etme imkani bulmus.af buyrun hangisi oldugu aklimda degil fakat eski baterist Caner Abi olmasi gerek.70′li yillar…bir ara Zeki Muren’in Baris Abi’yi dinleme imkani oluyor ve grubun performansini muthis begeniyor ve tarihi birkac soz dokuluyor dudaklarindan”BU GRUPLA INSANIN ASAMAYACAGI YER YOK” (Rumuz: Lonly Man – Bulgaristan / 28 Mayıs 2007 / www.barismancomix.com / “Zeki Müren ve Barış Manço Arasındaki Fark” Forumu)

> ZEKİ MÜREN ÇOK TARTIŞILDI ama MÜZİK’TE
   ÇOK ÖNEMLİ BİR İNSAN OLDUĞU TARTIŞMASIZ!
    

Zeki Müren hayatı boyunca “tartışılmış” biri… Tartışılan yönü daha çok kıyafetleri ve hakkında çıkarılan dedikodular… Fakat çok az tartışılsa da “tartışmasız” diyebileceğimiz yönü ise müziğe ve sahneye getirdiği yenilikler… Kimilerine göre Zeki Müren –ben adını pek beğenmesem hatta yanlış bulsam da- “Türk Sanat Müziği” denen türün “1 Numara”sı… Ama çoğunluğa göre en azından “Müzik’te çok önemli bir isim”… Murat Bardakçı gibi “kötü söylüyordu beğenmiyordum” diyenlerin sayısı çok çok az…
    

İstanbul’dan 34BM777 (Barış Manço’nun arabasının plakası) rumuzlu üyenin açtığı forum konusuna, Lonly Men (Barış Manço’nun bir şarkısının adı) rumuzlu üye, yukarıda okuduğunuz yazıyı yazmış.
    

Zeki Müren’in “Barış Manço’nun başarısı”nın sırrı / sebeplerinden biri” olarak gösterdiği gerekçe, bana “çok ilginç ve anlamlı” geldi… Çünkü Zeki Müren müzikte “ekip çalışmasının / uyumun” ve de “beraber yola çıkılan ekibin öneminin” altını çiziyor
    

Lonly Men Zeki Müren’in “bu Grup’la insanın aşamayacağı yer yok” sözünü aktarırken, “tarihi birkaç söz dökülüyor dudaklarından” diyor. Evet, bu söz Yatağanbaba’ya göre de “Tarihi bir söz”dür. Çünkü içinde “bilen biri”nin çok önemli mesajı vardır.
    

Benim anlamadığım, neden bu gibi çok ilginç ve önemli bilgiler bana gönderilmiyor da forum sayfalarına yazılıyor. Mayıs 2007’de o forum sayfasına yazılan bu yazı hadi oraya yazıldı bari birileri bundan Yatağanbaba’yı haberdar etmeli değil mi? Çünkü gün gelir o forum sayfası silinir veya site kapanır ve o yazı da uçar gider. Oysa ki bunlar Yatağanbaba’ya ulaştırılsa, ben bunları daha önce yayınlayacağımı açıkladığım ve üstünde çalıştığım “Barış Manço – Kurtalan Ekspres” ile ilgili 4 kitabından birine koyar ve kalıcı olmasını sağlarım…
    

Bir de bu olayın “doğrulanması” gerekiyor. Facebook’ta Caner Bora Abimiz ile arkadaş olan varsa sorup Yatağanbaba’ya bir bilgi verirlerse seviniriz. Sorarken mümkünse “yer, tarih ve mekan” bilgilerini de alsınlar…

 

 

 

NE DEDİLER 2 – SAMİM BOZTAŞ:
“Kurtalan’da Çalışmanın Ayrıcalığını Yeni Anladım!”…

Biliyorsunuz 2007 yılında, Barış Manço – Kurtalan Ekspres’in bundan tam 32 yıl önce Tarsus’da verdikleri konserin bir “teyp kaydı” ortaya çıkmıştı… Almanya’dan Destur Plak da bu kaydı yayınlamıştı… Bu “amatör kaydı”, konserleri kaydetme hobisi olan Kurtalan Ekspres’in Eski Üyesi Ohanner Kemer kaydetmiş… Bu bilgileri verense Kurtalan Ekspres’in 1975-1977 yılları arasındaki Vagonları’ndan biri olan Gitarist Samim Boztaş
    
Samim Boztaş, ortaya çıkan bu konser kaydı hakkında bu bilgileri verdikten sonra, büyük bir olgunluk ve basiretle, çoğu insanın (eski Grubu hakkında) dillendirmeye yanaşmayacağı bir hakkı teslim ediyor. O da “Kurtalan Ekspres”in Türk Müzik (Rock-Folk) Tarihi’ndeki önemi… Boztaş Kurtalan Ekspres hakkında şunları söylüyor:
    
Ben müziği 1978 yılında bıraktım ve 1979 yılından beri Adapazarı’nda yaşıyorum. 1975-1977 yıllarında Kurtalan Ekspres’de gitar çaldım. O yıllarda çok fazla önemsemediğim bu durumun artık belgesel bir nitelik kazanması gerçekten çok hoş ve gurur verici. Anlıyacağınız “Kurtalan’da çalışmanın ayrıcalığını” daha yeni anladım. Sizlere müteşekkiriz genç arkadaşlar. Bizlerin sadece kendi hayallerinde kalan şeyleri tekrar ortaya çıkarıp bizleri mutlu ettiğiniz için. (Samim Boztaş / 45 Devir Sitesi / 19 Kasım 2007) 

 

 

“BARIŞ MANÇO – KURTALAN EKSPRES” DEMEK
“ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ UÇURTMAMIZ” DEMEK!

 

Müzisyenler’in Kurtalan Ekspres hakkında ne düşündüklerini “Zeki Müren ve Samim Boztaş özeli”nden özetledik. Çünkü bu iki sözün aynı zamanda “Müzisyenler’in geneli”nin de görüşü olduğuna inanıyoruz… 

 

Peki Müzisyenler böyle düşünüyor da Barış Manço – Kurtalan Ekspres Hayranları ne düşünüyor. Bu altından kalkılamayacak bir soru! Çünkü yazmaya kalksak, ciltler dolusu yazı yazmak gerekir. Bütün İnternet / Facebook, hayranlarının övgü dolu sözleri ile dolu… Ben de bir “Barış Manço – Kurtalan Ekspres Hayranı”yım. Ben meselâ onlara –yaşantılarını / Dünya’daki duruşlarını örnek aldığımız insanlar anlamında- “Kahramanlarım” derdim. Gerçekten de Barış Manço, Ahmet Güvenç, Bahadır Akkuzu ve diğer Kurtalan üyeleri, bizim için birer gerçek Kahraman’dı… “Kahraman / Kahramanlarımız” çok güzel bir benzetme ama “Barış Manço – Kurtalan Ekspres”e benden daha güzel ve anlamlı bir “benzetme” yapan da var. Bir bayan hayranları, Ahmet Güvenç ve Bahadır Akkuzu ile birlikte çekildikleri fotografa şu yorumu yazmış. Bu yorumunda Barış Manço – Kurtalan Ekspres’i “neye benzettiğini” beraber okuyalım:

 

O resimde artık gözyaşları var…Güle güle Bahadır ağabeyim…Seni ilk o resmi çektirdiğimizde gördüm bir de bugün; sen ebediyete göçerken beraberdik. Mekânın cennet olsun…Gönlümdeki müstesna yeriniz asla dolmayacak…Önce Barış ağabeyim, sonra siz; ansızın gidiverdiniz… Artık çocukluğumdaki uçurtma tamamen kayıp…Her şey yitik…Güle güle… (Funda Gökçe / Facebook – 09 Ağustos 2009)

 

“Çocukluğumdaki Uçurtma” benzetmesi beni gerçekten çok etkiledi. Çünkü “uçurtma” çocuk için çok önemlidir. Bununla ilgili kitaplar bile yazılmıştır. Çünkü uçurtma, “yükselmenin, özgürlüğün” sembolüdür. Funda Gökçe’nin ifadesiyle “Uçurtma’nın kaybolması” demekse “özgürlüğün ve de yükselmenin yani seviyenin kaybolması” demek!

 

Öyle de olmadı mı zaten?! Barış Manço gittikten sonra bu Millet’in çocukları ve gençleri, televizyondaki Şarkıcı ve Sanatçı adı altındaki ne idigü belirsiz hilkat garibelerine mahkum edilmedi mi? Edildi… “Mahkum edilmişse” özgürlüğü de gitmiş demektir!

 

“Uçurtma” sembolünden kaybolan sadece “özgürlük” anlamı değildir. Uçurtma semolünün “yükseklik / seviye” anlamı da kaybolmuştur. Ben bu kayboluşu / “seviyenin nerden nerelere düştüğünü”, Mayıs 2009’da verdiğimiz “Bahadır Akkuzu-Yatağanbaba Konferansı”nda İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nde anlatmıştım. Dil ve Kültür Topluluğu’nun organize ettiği o konferansta “biz Barış Manço’nun şarkısında söylediği gibi ‘Halil İbrahim Sofrası’ ile büyüdük, ‘Dört Kapı’ şarkısında söylediği gibi ‘Tuz-Ekmek Hakkı Bilerek’ büyüdük. Şimdiki nesiller ise televizyondaki o –nimetlerin itilip kakıldığı / horlandığı- ‘Yemekteyiz’ programı ile büyüyor!” dedim… (Bu Tarihi Konferans’ın bazı bölümlerini “Dönence ve Çile / Penceresiz Evde Misyonerlik”, tam metnini ise “Ben Konuştum Mu Dinleyeceksin!” adlı –üstünde çalışmakta olduğumuz- kitaplarımızdan okuyabileceksiniz.)

 

“Halil İbrahim Sofrası ve Dört Kapı” Şarkıları ile büyüyenler “Tuz-Ekmek hakkı bilen Yatağanbaba” oluyorsa, Amerika formatlı “Yemekteyiz” türü programlarla büyüyen nesiller de “nankörlük ve israf manyağı” olur! “Halil İbrahim Sofrası ve Dört Kapı Kültürü” ile büyütülen bizim nesil nasıl ki “Evrenselliğin Dorukları”nda yürüyorsa, “Yemekteyiz Kültürü” ile büyütülen bu nesil de “Düşüklüğün Gayyası”nda debelenecektir!

 

“Özgürlüğümüz ve Seviyemiz”dir kaybolan… Dünya’da bu konuda “2 eser” ortaya koyabilmiş “tek Yazar” olmama rağmen, bu Barış Manço – Kurtalan Ekspres ile ilgili 4 yeni proje üstünde daha çalışmamın bir sebebi de budur. Kaybolan bu “Özgürlük ve Seviye”yi bulma umudu… 

 

 

> CİHANGİR AKKUZU’NUN İFADESİYLE “KURTALAN
   EKSPRES’İN BAŞARISI”NIN SIRRI: PRENSİP!

 

Kurtalan Ekspres’in “Barış Manço” gibi Dünya çapında bir Sanatçı’ya 25 yıl boyunca “şanına layık bir şekilde” eşlik edebilmesi / katkı sağlamasının elbette bir sırrı da var. O da “Müzik konusundaki duruşları”… Bunu birinci ağızlardan birinden, Kurtalan Ekspres’in Davulcusu Cihangir Akkuzu’nun, Abisi Bahadır Akkuzu’nun vefatından sonra paylaştığı şu anısından okuyalım:

 

arkadaşlar, sizinle O’anı paylaşmanın zamanı geldi!; Perşembe akşamı.. saat 7.30 civarı O’gün içim çok sıkılıyor, anlam veremiyordum! ben sigara almaya çıkıyorum bir ihtiyacın varsa alıp geleyim dedi, 1 paket sigarayla döndü, ofisimizde ber…aber birer tane yaktık (ben içmem ara sıra sadece yakarım) biraz sohbet ettik sonra bu güne kadar yapmadığı şeyi SİGARA PAKETİNİ MASAMA BIRAKMAKLA yaptı.. sanki uzun yıllardır başının etini yediğim “şu sigarayı bırak..benden daha mı değerli” lafının cevabını O zaman verdi, sigarayı yanımda bıraktı! geç olsada benim hatırım için.. paket hala bende duruyor.. içinde O’na yazdığım küçük bir notla; NE SAÇINDAN, NE MÜZİĞİNDEN, NE PRENSİPLERİNDEN, NE DE SİGARANDAN ÖDÜN VERDİN.. SONRA DAYANAMADIN GİTTİN (Cihangir Akkuzu  / Bahadır Akkuzu Facebook Sayfası / 26 Ağustos 2009)

 

Kurtalan Cihangir’e atıf yapmışken, bir de Kurtalan Ekspres’in nasıl olup da 40 yıldır Türk Müziği’ne hizmet ettiğini / sürekliliğinin bir diğer bir sırrını öğrenmek için, başka bir Grup Üyesi’ne atıf yapalım. Çünkü onların görüşü de “Kurtalan Ekspres Efsanesi”ni anlamada ve anlatmada çok önemli. Örneğimiz “Dadaş Levent”ten…

 

 

> LEVENT IŞIKTEKİN: DENEYİMLERİNİ GÜNÜMÜZ
   SOUNDU’YLA MÜTHİŞ HARMANLIYORLAR!

 

Geçtiğimiz aylarda Ersen ile birlikte bir “Best Of / En İyiler” albümüne imza atan “Dadaşlar”ın Gitaristi Levent Işıktekin, Facebook’tan bir arkadaşının Levent Işıktekin’in Bahadır Akkuzu ve Ahmet Güvenç ile birlikte çekilmiş fotografına “Vay be! Bu babalar halâ müzikle iç içe mi” diye şaşkınlıkla ve hayranlıkla sorduğu soruya şu cevabı veriyor:

 

“Çok şükür” ki “evet”… “Hem de nasıl” biliyor musun? “İnanılmaz” gerçekten de… “Müthiş” bir performans… -Yıllardır biriktirdikleri- “deneyimlerini bu günün sound’u ile öyle güzel harmanlayıp sunuyorlar ki” diyecek hiçbir şey kalmıyor… “Budur” yani!… KURTALAN EKSPRES (Levent Işıktekin – Dadaşlar / Facebook Sayfası / 07 Kasım 2008 – 13:45)

 

Cihangir Akkuzu’nun ifadesiyle “Müzikteki prensiplerden ödün vermemek”ten Levent Işıktekin’in ifadesiyle “deneyimi günümüz soundu / ses anlayışıyla harmanlayabilmeye” uzanan ve de Funda Göçer’in ifadesiyle “çocukluğumuz kayıp uçurtması” olan “Barış Manço – Kurtalan Ekspres Misyonu”nun, gelecek nesillere de aktarılması ve örnek olması hepimizin üstünde bir görev. Giden Barış Manço ve Bahadır Akkuzu için elbette üzüldük ve üzüleceğiz ama bu bizi “bu misyonun devamı”ndan alıkoymamalı… Üretmeliyiz ve bu misyonu devam ettirmeliyiz… Oğlu “Doğukan Manço” burada, Türkiye’ye döndü ve bir şeyler yapmaya çalışıyor, “Yatağanbaba” yani ben buradayım ve bu misyona yönelik eserlerime yenilerini katmaya çalışıyorum… En önemlisi de “Kurtalan Ekspres” yoluna devam ediyor… Bu üçlüyü / çalışmalarını maddi-manevi desteklemeliyiz, o zaman “misyonun devamı” ve gelecek nesillere de aktarılması daha kolay ve etkili olur…

 

 

> BARIŞ MANÇO: DÜNYA’NIN EN İYİ BİLGİSAYARLARI,
   “KURTALAN EKSPRES’İN 1 NOTASI BİLE” ETMEZ!

 

“Kurtalan Ekspres” hakkındaki “son söz”ü, elbette “bir tek kişiye” verebiliriz. Çünkü “Kurtalan Ekspres’i kuran” da odur, “hakkında en etkili ve anlamlı sözü” söyleyen de… Barış Manço’nun Kurtalan Ekspres hakkında söyledikleri, bütün sözlerden önemlidir ve öyle bir söz söylemiştir ki, “söylenen bütün sözlerin üstüne bağdaş kurar” oturur!!!

 

Nasipse 2013 yılında “Kurtalan Ekspres ile Evrenselliğin Dorukları’nda Yolculuk” kitabımızda buluşmak umuduyla, son sözü Barış Manço’ya bırakıyoruz:

 

“Mega Manço” ve  “Müsadenizle Çocuklar” albümlerimle çok fazla övündüğümü söyleyemem, onlar benim televizyon programlarıma ağırlık verdiğim dönemin ürünleridir. Çünkü diyelim ki ben o zamanlar enerjimin, bilgimin, vaktimin çok büyük bir bölümünü çocuk programlarına ve belgesellere ayırmıştım ve onları yaparken hiç pişmanlık duymadım, daha doğrusunu yaptığımı düşünüyordum ama o zaman zarfında % 100 kendimi müziğe veremediğim için biz Kurtalan Ekspres’le birtakım sürtüşmeler de yaşadık o zamanlar. Çok haklılar, Kurtalan’ın elemanları yerden göğe kadar haklılar. Benim yeterince zaman ayıramamam yüzünden biz bazı aletlerin yerini bilgisayarlarla değiştirdik ve zannediyorum ciddi bir hata yaptık, çünkü bilgisayarlar –hani “Dünya’nın en iyi bilgisayarı da olsa- ‘Kurtalan Ekspres’in 1 notası bile’ edemez”… ( Sarper Gökbulut ve Emre’nin “Barış Manço Hayranları” Facebook Sayfası / “Cenk Alptekin’in Barış Manço ile yaptığı Radyo Programı” kaydı – 1997)

 

———————–

Sırasıyla, makalemizde / Tanıtım Bültenimiz’de geçen isimler ve konular ile ilgili FOTOGRAFLAR:

.
BARIŞ MANÇO ve ZEKİ MÜREN
“İnsanın Kurtalan Ekspres’le aşamayacağı yer yok…”

_d_l_t_reni_2_serpito_kopie470.jpg
Barış Manço – Zeki Müren (Fotograf: Serpito ve Gruplar Siteleri)
.
.
.
SAMİM BOZTAŞ – KURTALAN EKSPRES
“Kurtalan’da çalışmanın önemini yeni anladım…”

samim_bozta__kurtalan_tarsuz_470.jpg
(Fotograf: Samim Boztaş Facebook / Montaj: Yatağanbaba)
.
.
.
FUNDA GÖKÇE – KURTALAN EKSPRES
“Çocukluğumdaki kayıp uçurtma…”
funda_g_k_e_kopie470.jpg
(Fotograf: Funda Gökçe – Facebook)
.
.
.
CİHANGİR AKKUZU – BAHADIR AKKUZU
“Müziğinden ve prensiplerinden ödün vermedi…”

sinan_s_zmen_cihangir_bahadir_facebook_470.jpg
(Fotograf: Sinan Sözmen – Facebook)
.
.
.
LEVENT IŞIKTEKİN – KURTALAN EKSPRES
“Birikimlerini günümüz soundu’yle çok güzel harmanlıyorlar!”

levent____ktekin_facebook_kopiecihangir_470.jpg
.
levent_i__ktekin_facebook_470.jpg
.
levent_i__ktekin_facebook_kopiebahad_r_470.jpg
(Fotograflar: Levent Işıktekin – Facebook)
.
.
.
CENK ALPTEKİN – BARIŞ MANÇO RADYO PROGRAMI
“En iyi bilgisayar, Kurtalan’ın 1 notası bile etmez!”

cenk_alptekin_lale_man_o.jpg
. (Lâle Manço-Cenk Alptekin / Fotograf: cenkleyoklama.com)
cenkle_yoklama_do_ukan_470.jpg
.(Cenk Alptekin – Doğukan Hazar Manço / Fotograf: Cenk Alptekin – Facebook)
cenkle_yoklama_do_ukan_2_470.jpg
(Cenk Alptekin – Doğukan Hazar Manço / Fotograf: Cenk Alptekin – Facebook)
.
.
.
SARPER GÖKBULUT – KURTALAN EKSPRES
(Barış Manço Hayranları Facebook / Radyo Programı’nın Video Yayını)

sarper_g_kbulut_kurtalan_ekspres_470.jpg
.
.
.

—————————–
.

YAYINLAYANLAR:

levent____ktekin_470.jpg
.

sb_kay_p_u_urtma_470.jpg
.
yata_anbaba_kurtalan_ekspres.jpg
.
yha_yata_anbaba_kurtalan_ekspres_470.jpg
.
.
.
——————————–
yata_anbaba_kurtalan_ekspres_bar___man_o_470.jpg

.
Bu misyonun devamı için çalıştığımız yeni projelerimize, mevcut eserlerimizi tanıtıp, satın alarak siz de destek olabilir ve bu işin bir yerinden küçük katkılarla da olsa tutabilirsiniz, teşekkürler…

.
bm_kopie2.jpgYazar Yatağanbaba / Bütün Eserleri – 3                                :
.
Türk Kültürü’nün Karbon Kâğıdı
Barış Manço Destanı
.
İncelemek ve Sipariş İçin Sitesi:
http://barisdestani.tr.gg
.
.
,

90.jpgYazar Yatağanbaba / Bütün Eserleri – 10                             :
.
Dağı Aşan Deve:
Barış Manço
.
.
İncelemek ve Sipaıriş İçin Sitesi:

http://dagiasandevebarismanco.tr.gg

 

kurtalan_ekspres_yata_anbaba_470.jpg

2009 yılı içinde Türkiye’nin biri 30 biri ise neredeyse 40 yıllık iki Müzik Gurubu’nda “çok önemli buluşmalar” gerçekleşti…

 

2009 yılı içinde Türkiye’nin biri 30 biri ise neredeyse 40 yıllık iki Müzik Gurubu’nda “çok önemli buluşmalar” gerçekleşti… Bunlardan biri Kurtalan Ekspres’te, diğeri de Yeni Türkü’de…

 

 

> YENİ TÜRKÜ 30.YIL KONSERİ ve KADROSU

 

2009 yılı içinde, bu “Tarihi Buluşma” Kurtalan Ekspres’ten başka Yeni Türkü Grubu’nda da yaşandı… Buluşmayı basında çıktığı şekliyle okuyalım:

 

Grup, geçmişten günümüze 30 yıllık kadrosuyla 19 Temmuz akşamı, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda yıllardan sonra yeniden hayranlarıyla buluşacak ve şarkılarını ilk defa senfonik olarak seslendirilecek. Yeni Türkü’ye gönül ve emek veren herkes; Selim Atakan, Zerrin Atakan, Cengiz Onural, Fuat Oburoğlu, Murat Buket, Tuğrul Bayrak, Tuncer Tercan, Eftal Küçük konser hazırlıklarını büyük bir heyecanla yapıyor. (Zaman Gazetesi / 11 Temmuz 2009)

 

Yeni Türkü’nün “30.Yıl Konseri” vereceği Basın’da geniş şekilde yer aldı. Konserden sonra da aynı ilgi devam etti. Hatta haberini alıntıladığımız Zaman Gazetesi konserden sonra haberi “Sürmanşet”ten verdi.

 

 

> KURTALAN EKSPRES “BARIŞ MANÇO’NUN
   VEFATININ 10.YILI” KONSERİ ve KADROSU!

 

Şubat 2009’da “Barış Manço’nun vefatının 10.yılı” dolayısıyla düzenlenen etkinliklerden biri de, sevenlerinin toplanıp “Barış Manço Vapuru” ile karşıya geçip Kanlıca’daki mezarını ziyaret etmekti…

 

“Barış Manço Vapuru”nda, hayranlarının toplandığı gibi, sürpriz isimler de toplandı… Vapurdaki programa göre vapura Kurtalan Ekspres de binecek ve yolculuk boyunca “Barış Manço Şarkıları”nı çalıp-söyleyecekti…

 

Kurtalan Ekspres’in şu anki ve Barış Manço’nun vefatından sonraki çekirdek kadrosu olan Ahmet Güvenç-Bahadır Akkuzu-Eser Taşkıran-Cihangir Akkuzu’ya, bu “özel gün” dolayısıyla Kurtalan Ekspres’e de “sürpriz konuklar / vagonlar” eklendi… Fotografta arkada elinde gitarla gördüğünüz (mavi gömlekli) Ohannes Kemer ve Bahadır Akkuzu’nun sağında gördüğünüz Ömür Gidel

 

Fotografta Ohannes Kemer’in elinde gitar var, demek ki o gün Kurtalan Ekspres ile birlikte çalmış… Ohannes Kemer, Kurtalan Ekspres’in bir Rock Bar Konseri’nde de gitar çalmıştı… Ömür Gidel’in de o gün bir enstrüman çalıp-çalmadığını bilmiyorum. Bırakın bunu bilmeyi, Ohannes Kemer ve Ömür Gidel’in o gün yıllar sonra Kurtalan Ekspres’te çaldığı Basın’da yer almadı. Ben de bu fotografı tesadüfen gördüm.

 

Oysa ki bunlar özel günler için ve tadımlık da olsa kayda geçirilmeli ve de “Tarih’e not düşülmeli”… Bahadır Akkuzu Cenazesi için İstanbul’a gittiğimizde, gece 22:30 civarı otobüsün kalkış saatini beklerken, Denizli’den beraber geldiğimiz ve gece de beraber dönceğim Hurşit Çakır ile bize bütün gün İstanbul’da evsahipliği yapan Semih Çelik’e “Kurtalan Ekspres ve Yeni Türkü’de bu sene içinde iki ayrı özel günde iki ayrı özel ve çok anlamlı buluşma oldu, benim bu ikisi ile ilgili bir yazı projem var” dediğimde, ikisinin de bundan haberi yoktu ve onlar da konuyu önemli bulup yazmamı desteklediler…

 

Ben şu anda bu özel buluşmayı Tarih’e not düşmüş bulunuyorum. Fakat bu buluşmalar bununla da sınırlı kalmadı. İki tanesine daha değineyim:

 

 

HASAN EPİRDEN’İN “CELÂL GÜVEN”, “CANER BORA”,
“ÖMÜR GİDEL”Lİ KURTALAN EKSPRES GİRİŞİMİ!

 

Vapurdaki bu buluşmadan bir ay sonra, daha geniş kapsamlı ve profesyonel bir girişim de oldu… Hatta duyurusu da yapıldı. Duyuru şöyleydi:

 

Kurtalan Ekspres Celal Güven, Caner Bora ve Ömür Gidel’in yıllar sonra katılımıyla, Doğukan Manço’nun da konuk olacağı konser verecek. Yer: Emek Sineması, Tarih: 12 Mart 2009, Saat: 21:30 (27 Şubat 2009 / www.epirden.com)

 

Bu duyurudan 18 gün sonra ise aynı sitede Hasan Epirden şu duyuruyu yaptı:

 

“PERŞEMBE KONSERLERİ”nin ikinci olan KURTALAN EKSPRES konserini yapmaktan bazı nedenler dolayısıyla vaz geçmiş bulunuyoruz…

 

Amacımız bu konserde KURTALAN EKSPRES’in kuruluşunda yer almış ve büyük emekleri geçmiş, başta CELAL GÜVEN, CANER BORA, ÖMÜR GİDEL  olmak üzere bir çok müzisyeni, mevcut kadroya entegre edip, BARIŞ MANÇO’nun şanına yakışır bir konser verdirmekti…

 

Ancak mevcut kadro lideri AHMET GÜVENÇ’in, söz verdiği halde, konser tarihine 1 hafta kala bile çekirdek kadro ile temasa bile geçmemesinin konserin kalitesi ve amacına aykırı düşmesi, istenilen düzey ve kalitede olamayacağı endişesi ve diğer bazı konularda fikir ayrıcalıkları nedeniyle tarafımızdan programımızdan kaldırılmıştır…

 

Üyelerimize ve kamuoyuna saygılarımızla duyururuz… / HASAN UĞUR EPİRDEN – NACİ KEKLİK (15 Mart 2009  / www.epirden.com)

 

Hasan Epirden’i içinizde tanımayanlar olabilir. Epirden, Barış Manço-Kurtalan Ekspres’e 501 tane konser organize eden Türkiye’nin “ilk profesyonel anlamda” Menajeri… Aktardığımız haber Sayın Hasan Epirden’in Şahsi Sitesi’nden, yani problem neydi de bu konser gerçekleşmedi, son bir hafta kalıncaya kadar Ahmet Güvenç neden diğer Kurtalan Ekspres üyelerine bunu söylemedi veya söylemedi mi bilmiyorum!

 

Ben şunu biliyorum:

 

Benim için “Kurtalan Ekspres”, başta Ahmet Güvenç ve Bahadır Akkuzu olmak üzere, Eser Taşkıran ve Cihangir Akkuzu demek! Neden? Çünkü Hasan Epirden’in de deyişiyle bu kadro Kurtalan Ekspres’in “çekirdek kadrosu”dur.

 

Şöyle de diyebiliriz: “Barış Manço ile en uzun çalışan kadro” bu kadrodur! 70’lerden bu tarafa yaklaşık 40 yıldır Türk Müziği’ne hizmet eden Kurtalan Ekspres’e 100’e yakın Müzisyen’in girip-çıktığını göz önüne alırsak, en kalabalık kadroyu da 10 kişi kabul edersek, demek ki 10-15 ayrı Kurtalan Ekspres Kadrosu söz konusu… Bu “kadrolar”ın içinde de Barış Manço ile birlikte en uzun yürüyen şu anki mevcut kadro… Ahmet Güvenç’in deyişiyle “en yeni elemanı olan Eser Taşkıran bile 15 yıllık eleman”… (Anatolian Rock / 27 Ocak 2008)

 

Şunu demek istiyorum: Bu yaşanan olay, eğer ki Hasan Epirden’in Sitesi’nde anlattığı gibi olduysa, ben tavrımı Ahmet Güvenç’ten yana koyarım! Bu adı geçen Celal Güven, Caner Bora veya Ömür Gidel’in “kötü Müzisyen” oldukları anlamına gelmiyor, öyle olsa Kurtalan Ekspres’e nasıl girecekler? Türkiye’nin en iyi Müzisyenleri’ndendir! Fakat şu veya bu sebepten Kurtalan Ekspres’ten ayrılmışlardır. İçlerinde dönmek isteyenleri olmuş Barış Manço kabul etmemiştir, ben o konuya girmek istemiyorum…

 

 

> BAHADIR AKKUZU ve ÖMÜR GİDEL
   DAHA ÖNCE de BİR ARAYA GELDİ!

 

_88__kopie250.jpgBahsettiğimiz tarihten 1 yıl önce de bu “çok önemli buluşma” gerçekleşti. Bunu organize edense, bir Özel Kolej’di… Buluşmaya sebep ise bir “Yarışma”ydı, sitelerinde yayınladıkları şekliyle okuyalım:

 

Özel İzmir Amerikan Koleji 1. Türkiye Liselerarası Rock ve Pop Müzik Yarışması, ülkemizde lise seviyesinde müziğe olan ilgiyi arttırmak ve geliştirmek amacıyla düzenleyeceğimiz ve Türkiye’deki tüm liselerin katılabileceği geniş kapsamlı bir müzik organizasyonudur. Ön elemeyi geçen ekiplerin, 22 Mart 2008 Cumartesi günü okulumuzda bulunan 550 kişilik Blake Kültür Merkezi’nde performanslarını sahneyelecekleri ve bazı yerel televizyonlar tarafından da yayınlanacak olan bu yarışmada, rock ve pop müzik dalında önemli isimler jüri üyeliği yapacak ve kazananlara müzik ile ilgili çeşitli ödüller verilecektir. (Özel Amerikan Koleji Sitesi – İzmir / Mart 2008)

 

İşte bu yarışmaya, aralarında Moğollar’dan Taner Öngür ve Cahit Berkay ile, Kurtalan Ekspres’ten Bahadır Akkuzu ve Kurtalan Ekspres’in eski üyesi Ömür Gidel’in de bulunduğu Türkiye’nin en ünlü müzisyenleri “Jüri Üyeliği” yaptı… Yani Şubat 2009 İstanbul’daki  “Bahadır Akkuzu – Ömür Gidel buluşması”, o tarihten yaklaşık 1 yıl önce yani Mart 2008’de de İzmir’de gerçekleşmişti.

 

Biz bu 2008 ve 2009 yılı içinde gerçekleşen bu “çok özel ve önemli buluşmalar ve buluşma girişimleri”nde adı geçen, Celal Güven, Caner Bora, Ömür Gidel, Ohannes Kemer de dahil, Ahmet Güvenç Abimizi, Cihangir Akkuzu ve Eser Taşkıran Kardeşlerimizi ve rahmetli Bahadır Akkuzu Abimizi saygı ve sevgiyle selâmlıyoruz, onları çok seviyoruz… Bu “üç önemli buluşmayı” kayda geçirip “Tarih’e ‘derli-toplu’ not düştüğümüz” için de mutluyuz… Çünkü biz de kendimizi “Kurtalan Ekspres’in bir parçası” olarak görüyoruz, çünkü ne de olsa “aynı yolun yolcuları”yız!

.
.
.

NOT: AHMET GÜVENÇ’İN KONU ile İLGİLİ AÇIKLAMASI:Bu makalemizden haberdar ettiğimiz Ahmet Güvenç Abimiz, şu açıklamayı yapmıştır:

 

Hasan Epirden’e teessüf ediyorum. Bütün eski arkadaşlarımın konserden haberi vardı. Kendisi bana konsere bir hafta kala “organizasyon iyi yapılamadığı için bu konseri Ekim ayına erteleyelim” demiştir. Hepsiyle sık sık görüştüğüm tüm eski grup arkadaşlarım buna şahittir. İnsanlar “kendi başarısızlıklarını asla başkalarının üzerine atarak” kendilerini aklayamazlar. Murat haberim yoktu, haber verdiğin için teşekkürler. (Ahmet Güvenç / 15 Eylül 2009 / Facebook Sayfası)

.

AMERİKAN KOLEJİ YARIŞMASI’NDAN FOTOGRAFLAR:

_88__kopie.jpg2.jpg

 

_52__kopie.jpg

 

_65__kopie470.jpg

 

_7__kopie.jpg

Fotograflar: Foto Aydın / Özel Amerikan Koleji Sitesi
.

.

.

YAYINLAYANLAR:

serdar_470.jpg

int_kurtalan_bulu_mas__470.jpg

deniz__zt_rk_facebook_470.jpg

 

yata_anbaba_kurtalan_ekspres_470.jpg

 

REİTİNG:

int_g_n_11_468.jpg

 

sertap_470.jpg

Sertap Erener bir video klibinde, terör ve fakirliği gösterip, şöyle diyor:

“Tanrı unutmuş olsa da…”

Sertap Erener’in şarkısında “Tanrı unutmuş olsa da” dediğini aziz dostum Ethem Kaya farketmiş… Bana söyledi, ben de klibi dikkatlice izledim….

Gerçekten de müthiş bir söz, “Tanrı unutmuş olsa da…” sözü…

Acaba doğruluk derecesi var mı? Gerçekten de Tanrı “unutur mu?” Evet unutur! Çünkü Kur’an-ı Kerim Tevbe Suresi 67.’de Allah şöyle buyuruyor:

“…Onlar Allah’ı unuttu, Allah da onları unuttu…”

 

Allah’ın unutmasının anlamı işte budur…. Yani biz Allah’ı anarsak Allah da bizi o zaman anar, unutursak o zaman O da bizi unutur!…

“Allah’ın unutması” noksanlık anlamında unutma değil, bilinçli unutmaktır… Çünkü gene Allah Kuran’da “Rab ne karanlığa gömülüp şaşırır ne de unutur” buyuruyor. (Taha 25, Meryem 64)

 

 

> “ŞARKI SÖZÜ” DOĞRU, “MANTIĞI” YANLIŞ!

Olay budur…

Sertap Erener’in şarkısının sözü doğrudur çünkü Kuran’da bu konuda ayet var demiştim… Fakat sözü doğru olmasına rağmen mantığı yanlıştır…

Çünkü bu “unutma olayı”nı gündeme getirmesinin sebebi, “fakirlik-terör olayları”nın olmasıdır…

Sertap Erener işte burada yanılıyor, çünkü fakirlik-terör veya herhangi bir olumsuzluğun, kötülüğün faturasını Allah’a kesmek doğru değildir

Bu sakat bir bilinç altıdır… Bu sakat bilinç altının sebebi de, yıllardır bu millete öğretilen şu şeytani lakırtıdır: ” Hayır ve şer Allah’tan gelir…” Daha da azarak bunu “İmanın Şartı” yapmışlardır… Yeminle söylüyorum ki bu yalandır!

Kardeşim “Şer” , yani kötülük ve musibet gibi şeyler , asla ve asla Allah’tan gelmez… Allah hayrı da şer’de olduğu gibi “yaratmıştır” ve bunların bir insanın başına gelmesinde insan yaşantısının / seçiminin rolü vardır. Bu sakat öğretinin tezgahtarlığını yapanların Kur’an’dan nasibi yoktur… Kur’an’dan nasibi olmayanların, Din adına konuşması elbette böyle rezilliklere ve pisliklere / Allah’a iftiraya sebep olur!

 

 

> FAKİRLİK ve TERÖR’ÜN FATURASI ALLAH’A KESİLEMİZ!

Allah Kur’an’da: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, sizin ellerinizin önceden gönderdiği yüzündendir diyor… (Enfal 51)

Musibeti, kötülüğü, şer’i biz ellerimizle hazırlıyoruz, yoksa haşa Allah bize zulmetmiyor… Çünkü “Allah zulmedici değildir” (Nisa 40)

Allah’ı “Kullara zulmedici bir sadist” olarak algılayıp, onun-bunun lakırtılarına iman edenlere göre “Şer” Allah’tan gelir… Allah’ı “Rahman ve Rahim bir kudret” olarak algılayıp, Kur’an’a iman edenlere göre ise, “Şer” Allah’tan gelmez!… (Konunun detaylarını; “2.Baskı”sını yapan Saçmalıkname kitabımın, “Tanıtılan ve Öğretilen Allah’ın Farkları”, adlı yazımda okuyabilirsiniz. / http://sacmalikname.tr.gg)

Dolayısıyla da terör ve fakirlik gibi olayların faturası “Allah’a veya Allah’ın unutmasına” kesilemez…

İşte bu bakımdan Sertap Erener’in şarkı sözü doğru, video klibi yanlıştır.

Değerli okurlar! Allahınız’ı tanıyın.. Kafanızdan uydurduğunuz Allah’a değil, Kur’an’ın tanıttığı Allah’a tapın!… Bunun yolu da Kur’an’ı “anladığınız dilden”  okumaktır… Allah da, Peygamber de Kur’an’dadır… “Şer’in kimden geldiği de” ak da, kara da hepsi Kur’an’dadır!

Ramazan ayı buna vesile olsun…

Nasıl kolayınıza geliyorsa –anladığınız dilden- öyle Kur’an okuyun, bir yerinden başlayın… Zaten başladıktan sonra ölünceye kadar bırakamayacaksınız…

Sizi sivrisinek ve örümcekten, geçmiş zamana tarihi bir yolculuğa, oradan uzaya, oradan alış-verişe, oradan diyaloğa öyle bir yolculuğa çıkaracak ki büyüleneceksiniz!…

“Tanrı’nın unutup unutmadığını” da öğrenecek ve Sertap Erener’e Kur’an’ın gözüyle bakabileceksiniz… “Sertap Erener’in şarkı sözünü” sembol olarak kullandım, gerçekte Kur’an’la dost olursanız, bütün varlık ve oluşa “Allah’ın gözüyle” bakmaya başlayacaksınız…

Farkındayım, Ramazan yazım sizi çok şaşırttı… Benim kitaplarımla tanışırsanız, daha çook şaşıracaksınız… Tatlı tarifi ve takvim sayfalarını kopya edip, size “Ramazan sayfası” diye sunmak bana göre değil, o ucuz iş!…

Konumuz “Unutmak”, az kalsın Ramazan duasını yapmayı unutuyorduk… Gelin Kur’an Ayeti’yle, duamızı beraber yapalım:

 

Ey Rabbimiz! “Unutur” veya hata edersek, bizi bundan hesaba çekme!… (Bakara 286)

.

YAYINLAYANLAR:

vayme_sertap_470.jpg
.

erg_ncel_480.jpg

4_serdar_468.jpg

 

sertap_erener_yata_anbaba.jpg

yha_sertap_erener_468.jpg

.
REİTİNG:

int_g_n_2_470.jpg

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.